ANTİK ÇAĞLAR ve İNANÇ

 

l



 


   

 


ll


http://www.dailymail.co.uk/news/article-2407346/Lilly-Brown-suffered-racial-abuse-Australia-aboriginal-graduate-Cambridge-University.html


fff



fsdfsdf


 


Dolayısıyla antik çağlarda yaşamış bu insanların sahip oldukları inanç sistemlerini oluşturmak ve idame ettirmek için bir yerlerden etkilendikleri ve bunlara inanmalarını sağlayan bir motivasyonlarının olduğu çok açıktır. Sümer inanışının detaylarını inceleyerek bu inancın köklerinin ve motivasyonunun ne olduğu hakkında ileride çok ilgi çekici saptamalarda bulunacağım inşallah. Sümer ve Yunan medeniyeti özelinde yapacağım bu saptamalar aslında tarih boyunca farklı inançların ne şekilde vücuda geldiği hususunda da yol gösterici olacaktır.


ııı


 

 


Awa Guaja

1835'te Maranhaolu kabileler Avrupalı hükümdarlara karşı ayaklanmış. Beş yıl süren bu isyanlar boyunca 100.000'e yakın yerli öldürülmüş. Awalar, soykırımdan kaçmak amacıyla göçebe bir hayat tarzını seçmek zorunda kalmışlar. İçine girdikleri yeni yaşam tarzıyla birlikte, nasıl tarım yapılacağını hatta nasıl ateş yakılacağını dahi unutmuşlar. Yaklaşık iki yüzyıl içinde medeniyet ölçeğinde binlerce yıllık geriye gidiş yaşayan bu insanlar vahşi doğayla tamamen iç içe yaşar hale gelmiş. Öyle ki kabilenin kadınları bebeklerini emzirdikleri gibi sincap, maymun ve diğer hayvanları da emziriyorlar.

During the ritual held in the forest on the night of a full moon, the men leave the Earth behind as they travel to the iwa, the domain of the forest spirits. They reach this place through a doorway that takes the form of a hunting shelter, a portal between worlds. The men take turns to enter, and as they reach the iwa they encounter the souls of their ancestors and the spirits of the forest.


Vaha Kuramı’nın sahibi, ünlü arkeolog Gordon V. Childe Kendini Yaratan İnsan isimli kitabında Yenitaş Devri’ne ait bir siyasetten ve dinden söz etmeye gerek olmadığını, böyle bir düşünsel seviyenin ve örgütlenmenin hiç var olmadığının ileri sürülebileceğini söylüyordu. Marksist kafalı Childe’a göre sosyal organizasyon ancak tarım yapılmaya başlanmasıyla ve şehirlerde oluşabilirdi. Ama onun bu komik ve sığ fikirlerini de siyonist çete tarafından insanlığa dayatılan "çakma" tarih bilgilerini de yerle bir edecek arkeolojik keşifler ölümünden 20-30 yıl sonrasında sahnedeki yerlerini almışlardı.


POZITIVIZMIN VE SOSYOLOJININ BABASI KABUL EDİLEN AUGUSTE COMTE'NİN 3 HAL KANUNUNUN DA ÇÖKÜŞÜ ANLAMINA GELİYOR.


Çatalhöyük’te Bulunan Eserlerin Sahte Olduğu İddia Edildi



Kardeşlerim Göbeklitepe diye bir yer var hiç duydunuz mu bilmem. Eğer duymamış iseniz bu beni çok da şaşırtmaz. Zira insanlık tarihi ile ilgili tartışmasız en önemli keşfi olan bu yeri, nedendir bilinmez hak ettiğinin 1000 de 1 i kadar bile duyamazsınız. Tam 54 yıldır kazı çalışması yürütülen dünyanın en eski yerleşimi olan bu yer 2012 senesinde UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesine adeta lutfen girebilmiştir.

Mısır medeniyetinin ve piramitlerinin sözde gizemini gözümüze gözümüze sokmaya çalışan bu aynı zamanda da Sümer Medeniyeti Safsatası’nın pazarlayıcıları nedense binlerce yıl daha eski olan Göbeklitepe’ye karşı aynı ilgiyi göstermemekteler. Safsatalarını yerle bir ettiği için midir bilinmez.



Gerçi pişkinlikte sınır tanımayan ifsad çetesi, National Geographic isimli zurna dergilerinin kapağından da görebileceğimiz üzere dinlerin merkezini Sümer'den Göbeklitepeye kaydırarak yollarına devam etmekte pek de bir beis görmemiştir. Siyonist çetenin ağababalarından yahudi Laurance Rockefeller'in himayesinde ki National Geographic Society'nin yayın organından daha fazlasını beklemek abesle iştigal olur zaten. İfsad amaçlı yayın National Geographic dergisi ve televizyon kanalı ile yolumuz zaman zaman kesişmeye devam edecek. Tabi bu sadece elle tutulur bir örneklendirme olması babından yaptığım bir seçim. Yoksa siyonist çetenin tekelinde ki devasa medya imparatorluklarında daha ne gazeteler, dergiler ne tv kanalları var ifsad saçan.

Sadece Göbeklitepe olsa yine iyi. Çok enteresan biçimde Göbeklitepe'nin yakın çevresinde konumlanmış ve kuruluş dönemleri hemen hemen aynı olan (M.Ö. 10000) Körik Tepe, Hallan Çemi, Tell Abr, Jefr el Ahmar, Şeyh Hasan, Mureybet, Qermez Dere ve Nemrik gibi yerleşimlerin de adını bile duymadığınıza eminim. Ne de olsa tarih Sümerler'de (M.Ö.4000) başlar .



-- { ANKEBUT SURESİ ( 15 ) } --  

Biz de onu (Nûh'u) ve gemide bulunanları kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret kıldık.


-- { HUD SURESİ ( 44 ) } --  

“Ey yeryüzü! Yut suyunu. Ey gök! Tut suyunu” denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi de Cûdî’ye oturdu ve “Zalimler topluluğu, Allah’ın rahmetinden uzak olsun!” denildi.


İkinci Adem olarak kabul edilen Nuh (a.s.) ile ilgili ayete göz attığımızda tufandan sonra geminin Cudi'ye oturduğu söylenmektedir. Muhtemelen pek çoğunuz gibi ben de önceleri ayette Cudi Dağı ifadesinin geçtiğini sanıyordum. Ama aslında ifade sadece Cudi'ye oturdu şeklinde idi. Araştırmalarım esnasında karşıma Göbeklitepe'nin çok yakınında yer alan ve bazı uygarlıkların kalıntılarının da bulunduğu Cudi Dağı, Cudi Deresi ve Medinet-ül Cudi (Cudi Şehri) diye anılan bir bölge çıktı. Yerini işaretlemiş olduğum bu noktanın yerleşkelerin adeta orta noktasında bulunanan lokasyonu son derece dikkat çekicidir. Yorum yapmadan en doğrusunu yüce Allah (c.c.) bilir diyor ve geçiyorum.


-- { MÜMİNUN SURESİ ( 29 ) } --  

Ve de ki: “Ey Rabbim! Beni bereketli bir yere kondur. Sen, konuk edenlerin en hayırlısısın.”



Yine verdiğim görselde görülecek 11 ve 12 nolu yerleşkeler de bugün Filistin'in başkenti Kudüs olarak bildiğimiz lokasyonu işaret etmektedir. Bu tarihsel kronolojik bilgiyle birebir şekilde eşleşecek şekilde İslam tarihinde Hz. İbrahim'in (a.s.) Göbeklitepe'ye 10 km uzaklıkta bulunan ve bugün Balıklı Göl olarak bilinen yerde ateşe atıldığı Allah'ın yardımıyla buradan kurtulduktan sonra da Kudüs'ü imar etmek üzere o coğrafyaya gittiği rivayet edilir. 


-- { İBN ABBAS (R.A.) } --  

Nuh (a.s.) kavminde mevcut olan putlar sonradan Araplara intikal etmiştir. Şöyle ki: Vedd adındaki put Devmetu'l-Cendel'de idi ve Kelb kabilesine aitti. Süvâ' adındaki put Hüzeyl'in idi. Yeğüs adındaki put Murâd kabilesine aitti. Sonra Benu Gutayf'ın oldu, Sebe'ye yakın Curf nâm mevkideydi. Yeuk, Hamedân'a aitti. Nesr, Himyer'in, Âl-i Zi'l-Kelâ'ın idi. Bu put isimleri aslında Nuh kavmindeki sâlih kimselere aitti. Şeytan bu sâlihler ölünce kavimlerine şu telkini yaptı: "Sâlih kişilerinizin oturmuş oldukları yerlere (onların hâtırasına dikitler dikin ve bunlara onların isimlerini verin". Halk bu telkine uyup, söyleneni yaptı. Bidayette tapınma yoktu. Ancak ne zaman ki bunlar helâk olup gittiler ve haklarındaki bilgi de unutuldu, bu putlara tapınmaya başladılar."

(Buharî, Tefsir, Nuh 1,(845))


Bu Göbeklitepe ile ilgili sözde bilim adamlarımızın cevabını aradıkları sorulardan biri nedir biliyor musunuz ? Acaba bu insanlar bu mabedi neden gömdüler. Pardon ?! Gerçekse çok komik, şakaysa hiç komik değil. Daha sadece % 5' inin açığa çıkartıldığı düşünülen bu alanın, yüz binlerce hatta belki milyonlarca metreküp toprak kullanılarak bu insanların kendileri tarafından kapatıldığını düşünmek için insanın ya akılsız ya da art niyetli olması gereklidir ? Onlar ne masal anlatırlarsa anlatsınlar. Burada yaşamış olan kavim kimlerdir bilinmez. Ama ben sizlere hikayesi Göbeklitepe'ye çok benzeyen Ad kavminin gerçek hikayesini hatırlatmak istiyorum.


-- { FECR SURESİ ( 6-8 ) } --  

Rabbinin Ad (kavmin)e ne yaptığını görmedin mi? 'Yüksek sütunlar' sahibi İrem'e? Ki şehirler içinde onun bir benzeri yaratılmış değildi.


-- { AHKAF SURESİ ( 24 ) } --  

Derken, onu (azâbı) vaadilerine doğru yönelerek gelen bir bulut şeklinde gördükleri zaman, ‘Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur’ dediler. Hayır, o, kendisi için acele ettiğiniz şeydir. Bir rüzgâr; onda acı bir azap vardır.


-- { HAKKA SURESİ ( 6-8 ) } --  

Âd halkı ise dehşetli bir kasırga ile yok ediliverdi. Allah o kasırgayı yedi gece, sekiz gün onların üzerine gönderdi. Öyle ki (orada bulunsaydın), o kavmi devrilmiş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün. Şimdi onlardan geriye kalan bir şey görüyor musun?


Ad kavmi müfessirlerce Yemen ve Umman arasında yaşamış oldukları belirtilen bir kavimdir. Yüksek sütunlu İrem şehrinde ikamet eden bu kavim ulamış oldukları gelişmişlik ile hadleri aşmıştı. Bunun sonucunda kulakları patlatan ve 7 gece 8 gün süren bir kasırga ile yok edilen kavimden geriye aynı zamanda akıbetlerinin anlatıldığı surenin de adı olan AHKAF yani kum tepeleri kalmıştı.



1992 yılında arkeologlar Nicholas Clapp ve Juris Zarins yönetiminde bir ekip adı geçilen bölgede yaptılan kazılarda adına Kumların Atlantisi Ubar adını verdikleri bir yer buldu. Yaklaşık 12 metrelik bir kum yığının altında bulunan bu şehrin kaşiflerinden Nicholas Clapp ve Juris Zarins kazılarda buldukları sütun ve kulelerin bu yerin Kuran'da adı geçen Sütunlar Şehri İrem olduğuna yönelik kanıtları güçlendirdiğini ifade etmişlerdir. En doğrusunu yüce Allah (c.c.) bilir. 

Dolayısıyla Göbeklitepe hakkında abidik gubidik soruların peşinde koşuşturan şaşkınlara söyleyecek sözüm yok benim. Ki onlar Mayaların da yaşadıkları devasa şehirleri neden bir anda terkedip gittiklerini araştırıp dururlar. Ama tanrılara kurban edilen insanların kemikleri bulduklarında hiç demezler ki bu insanlar işledikleri zulümler ve sapkınlıkları neticesinde helak olup gitmişlerdir. 


MÜ'MİN 82 Yeryüzünde gezip de kendilerinden önce yaşamış olanların âkıbetlerini görmezler mi? Onların sayısı bunlardan daha çoktu, daha güçlülerdi, yeryüzündeki eserleri de daha sağlamdı. Ne var ki yine de kazandıkları onları kurtaramadı.


-- { TAHA SURESİ ( 128 ) } --  

Yurtlarında dolaşıp durdukları, kendilerinden önceki nice nesilleri helâk etmiş olmamız, onları doğru yola iletmedi mi? Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ibretler vardır.


Kardeşlerim bir an durun ve düşünün Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) öncesinde yaşamış ve çok daha gelişmiş birçok medeniyet nasıl olmuş da bugünlere ulaşamamıştır. Çünkü enterasandır ki Rabbimizin (c.c.) imtihanın boyutunu değiştirmesi ve toplumların helakını ahir zamana ertelemesiyle birlikte kurulan kıytırık yerleşim yerleri bile gelişmeye devam ederek kolaylıkla bugünlere ulaşabilmişlerdir.

     


 


SU-İL-LA tabletinde sümerlerde tek tanrı inancının olduğu görülüyor.


1-2. Efendi, tanrıların üstünü ki yerde ve gökte onun tekliği büyüktür. (En büyük O’dur)

9-10. Sen, senin sözünü kim kavrayabilir. Kim eş olabilir, benzeyebilir.

11-12. Bey, gökyüzünde beylikte, yeryüzünde üstünlükte, Tanrılar arasında kardeşi olan karşıt sana yoktur.

13-14. Krallar kralı, yüksek. O’nun farzıyla hiç kimse eşit olamaz. O’nun tanrılığına hiçbir tanrı benzemez.

 36-37. Ta içine hiçbir tanrının giremeyeceği (nüfus edemeyeceği) en önde gelen, en üstün,

44-45. Her şeyi meydana getiren baba, bütün canlılara bakan devamlı arayan,

46-47. Göğün ve yerin hükümlerini tespit eden ki, onun emrini hiç kimse değiştiremez.

49-51- Hangi Tanrı sana eş olabilir?

52-53- Gökte kim büyüktür, sen! Yalnız sen büyüksün, senin tekliğin uludur.


Büyü metinlerinin yer aldığı SAG.BA tabletine göz atmamız gerekiyor.


Büyü, ant, aşılmayan ant dairesi Tanrıların aşılmayan ant dairesi Göğün ve yerin değiştirilmeyen ant dairesi Tanrı tektir ve değiştirilemez Tanrı ve insan birbirinden ayrılamazlar


   


 


Zisurrû, meaning “magic circle drawn with flour,”[1] and inscribed ZÌ-SUR-RA-a, was an ancient Mesopotamian means of delineating, purifying and protecting from evil by the enclosing of a ritual space in a circle of flour. It involved ritual drawings with a variety of powdered cereals to counter different threats and is accompanied by the glossSAG.BA SAG.BAAkkadianmāmīt māmīt, the curse from a broken oath, in the Exorcists Manual, where it refers to a specific ritual on two tablets the first of which is extant.[2]

http://www.wiki-zero.com/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvWmlzdXJyw7s


 

 

 



p


..."Sakın bu iki şeyle (kemik ve kuru hayvan mayısı) abdest bozduktan sonra istinca etmeyin, çünkü onlar (cinnî olan) din kardeşlerinizin yiyecekleridir." [Müslim, Salat 150 (450); Tirmizî, Tefsir, Ahkâf, (3254); Ebu Dâvud, Tahâret 42, (85)]


“Şeytan, insanın kanının dolaştığı damarlarında dolaşır.” (Tirmizî, Radâ 17, 1172)



k



l



h



Pentekostalizm (Pentecostalism) ve Karizmatik Hareket (Charismatic Movement) dünya çapında sayıları 500-600 milyon civarı seküler-liberal amerika’ya taban tabana zıt olarak hızla büyeyen ve protestanlığın diğer liberal ya da seküler-humanist yorumlarına şiddetle karşı çıkan ve amerika’da 80 ile 100 milyon arasında üyesi bulunan tutucu evangelistlerin içinde ise en eksantrik ve hararetli tutucu olan akım pentecostal hareketidir. pentacostallar, diğer evangelistler gibi incil’de yer alan tüm anlatıların birebir doğru olduğuna inanmaları kürtaj ve darwin öğretisi karşıtı olmaları ve george w. bush ve cumhuriyetçiler’in en sağlam oy potansiyelini oluşturmaları yanı sıra kutsal ruh’un kulun bedenini kullanarak konuşabileceği inancı doğrultusunda “speaking in tounges” adlı ayinleri ile de bilinirler. günümüzde, pentecostalizm, gerek amerika’daki, gerekse dünyadaki hristiyan alemi içinde en hızlı büyüyen mezhep konumundadır.     öncelikle kutsal ruh'un armağanları kavramını ve kendisine "karizmatik" diyen bu grubun belirleyici özelliklerini biraz açalım. incil'de anlatıldığına göre isa ölümden dirilip, havarileri ile bir süre daha birlikte olduktan sonra tekrar göğe alınmştır. bu göğe alınma hadisesinden önce ise havarilerine, bulundukları evden ayrılmamalarını, dua edip beklemelerini, kendisinin baba'nın yanına döndükten sonra bir "yardımcı" göndereceğini, bu "yardımcının" onlara ne yapmaları gerektiğini göstereceğini söylemiştir. aradan geçen zaman boyunca öğrenciler evden çıkmamışlar, isa'nın kendilerine öğütlediği gibi geleceğini düşündükleri "yardımcıyı" beklemişlerdir. pentikost olarak bilinen gün, evdeki öğrencilerin üzerine kutsal ruh inmiş ve tüm öğrenciler ilahi bir güçle dolarak, daha önce hiç duymadıkları, bilmedikleri dillerde konuşmaya başlamışlardır. bu manevi doluluk hali içerisinde, evden dışarı fırlamışlar ve -yine incil'de aktarıldığına göre- yabancı ülkelerden kudüs'e ticaret amacıyla gelen ve yoldan geçmekte olan tüccarları şaşkına çevirmişlerdir. çünkü havariler daha önce bilmedikleri bir çok dilde konuşurken, aslında o dillerde isa'ya övgüler sunmaktadır. nitekim incil'in elçilerin işleri isimli kitabında detaylı bir şekilde anlatılan olayda, söz konusu gün, birçok farklı ülkeden gelen tüccar ve gezginlerin, evden dışarı çıkan öğrencilerin kendi dillerinde isa'yı anlattığına hayret ederek, hemen oracıkta iman etmişlerdir. bu bilinmeyen dillerde konuşmak, kutsal ruh'un armağanları denen şeyin yalnızca küçük bir parçasıdır. inanışa göre öğrenciler kutsal ruh'la dolduktan sonra "hastalara şifa vermek", "kötü ruhlara (cinlere) tutsak kişileri özgür kılmak", "gelecekten haber vermek", vs. gibi daha birçok doğa üstü özellik kazanmışlardır.