NEDEN İNANIRIM ? (2)


[BAKARA 204-206]

 İnsanlardan öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider. Bir de kalbindekine (Sözünün özüne uyduğuna) Allah’ı şahit tutar. Hâlbuki o, düşmanlıkta en amansız olandır.O, (senin yanından) ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmağa, ekin ve nesli yok etmeğe çalışır...


[NİSA 118-119]

 Allah o şeytana lanet etti. Ve o da: «Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara sokacağım, ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, onlara emredeceğim de Allah'ın yaratışını değiştirecekler» dedi. Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, şüphesiz o, apaçık bir ziyana uğramış olur.


Kardeşlerim Rabbimiz'in bizleri, sözleri ile kulaklarımızı okşayan fakat gizli kapaklı eylemleri ile gıdayı ve insan neslini yok etmeye  uğraşan bir güruh hakkında uyarmakta olduğunu söylemiştik.

Petrolü kontrol edersen ulusları, gıdayı kontrol edersen insanları kontrol edersin.

HENRY KISSINGER

Yaklaşık 50 yıldır Beyaz Saray' a demir atmış olan gölge başkan yahudi Henry Kissenger'in sözlerinden de anlayacağımız üzere bu ifsadçı çete efendileri şeytandan aldıkları direktifler doğrultusunda Allah'ın yarattıklarını değiştirmek için laboratuvarlarda gece gündüz çalışmaya devam etmektedir. Bu çalışmalar neticesinde elde edilen transgenetik yani daha bilinen adıyla genetiği değiştirilmiş organizmalar fast food zincirleri vs. vasıtasıyla bizlere servis edilmektedir.

Not : Bu adamın hayatını biraz araştırdığınızda nasıl bir ruh hastası olduğunu anlamanız çok zaman almaz. Ve bu adam Nobel Barış Ödülü sahibidir. Şu bile nasıl bir dünyada yaşadığımızın kanıtıdır.


GDO' lu tohum konusunda tekel olan ve en büyük müşterilerinden biri Coca Cola olan trilyon dolarlık firma Monsanto'nun ürünlerinin kanserojen olduğun defalarca ispatlanmıştır. Konu detaylı ve uzun olduğu için ayıla bayıla yediğiniz fast food vs. gıda sektörünün ardında nasıl şeytani bir düzenin olduğunu görmeniz için sizlere Food.Inc isimli belgeseli ve Deccal Tabakta isimli kitabı önererek devam ediyorum.

Gıdayı ifsad edenlerin nihai amaçlarının başında nesli yok etmek olduğunu ayeti kerimeden öğrenmiştik. Duyunca şok olur musunuz bilmem ama yapılan araştırmalara göre son 40 yılda batıda yaşayan erkeklerin boşalma başına toplam sperm sayılarının düşüş tam % 59,3 . Bununla birlikte Asya, Afrika gibi şeytani çetenin şerlerinden nispeten uzak kalan bölgelerde ise kaydadeğer bir düşüş gözlenmemiş. Yorumu size bırakıyorum.

Sperm Araştırması

 Biz durumun ciddiyetini yeni yeni kavrasak da gerek Ayet-i Kerime'lerde gerekse Hadis-i Şerif'lerde haram oldukları belirtilen şeyleri kesinlikle tüketmemiz gerektiği bizlere birçok kez ihtar edilmiştir. Burada şunu bilmek gereklidir ki haramlık kavramı sadece domuz vs. gibi belli başlı kalemler ile sınırlı değildir. Sağlığa zararlı maddelerden faiz, dolandırıcılık, hile hurda, kul hakkının gaspı vs. her türlü şekilde elde edilmiş yiyecekler de aynı şekilde haramdır.


RESULÛLLAH (S.A.V.)

“Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!”

(Buharî, Büyû; 7)


RESULÛLLAH (S.A.V.)

Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ (faiz) ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.”

(Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) 


Tam olarak içinde bulunduğumuz zamanları tarif eden bu hadisi şeriflerden sonra soralım. Olayın sağlık yönünü bir kenara bırakırsak haram olan veya haram yollardan elde edilmiş gıdaların tüketiminin yasaklanmış olmasında ki başkaca hikmetler nelerdir ?

Soruyu cevaplayabilmek için konuyu birkaç soru daha sorarak açalım. Ekini bozduğunuza göre insanlığı ve toplumu ifsad edip nesli yok etmek için öncelikli olarak mutlaka ama mutlaka ifsad etmeniz gereken kavram nedir ? İşe nereden başlamanız gerekmektedir ? Sosyoloji ilminden birazcık haberdar olanlar için cevap basit olmalıdır. Tabi ki aile. Peki aile kurumunu ifsad etmek isterseniz öncelikli olarak dejenere etmeniz gereken nokta nedir ? Kadın-Erkek ilişkisi.


RESULÛLLAH (S.A.V.)

Benden sonra erkeklere kadınlardan daha zararlı bir fitne (sebebi) bırakmadım.

(Buhârî, Müslim, Tirmizî, İbnu Mâce)


RESULÛLLAH (S.A.V.)

…Kadınlara kapılmaktan korunun. Çünkü İsrailoğullarında ilk fitne kadınlar yüzünden çıkmıştır.

(Müslim, Tirmizî, İbnu Mâce)


 Yahudilik ve hristiyanlıkta kadın hor ve hakir görülmüş kadınların erkeklerin başına gelen kötü şeyleri sorumlusu olduğu düşünülmüştür. Zaten bugünkü hristiyanlık, Pavlus isimli yahudinin marifetiyle Hz. İsa'nın (a.s.) getirdiği ilahi vahyin bozulmasıyla ortaya çıkmıştır. Baruch Efrati isimli hahamın da itirafıyla hristiyanlığa ait tüm kıssalar 1. ve 15. yüzyıllar arasında yaşamış yahudi hahamlarca yazılmıştır. Konumuz ile ilgili olarak sözün özü şudur ki hristyanlığın kadına karşı bakışının temelinde yahudi zihniyeti yatmaktadır. Yasak ağacın meyvesini yiyenin Havva olduğundan hareketle kadının insanı yoldan çıkartan bir şeytan olduğu düşünülmüştür.



Vermiş olduklarım ile birlikte diğer bazı hadisi şerifler üzerinden islamın da kadını hakir gördüğü yalanı türetilir ki bu tamamen komiktir. Örneğin cahiliye dönemi arapları da kız çocuklarını utanç sebebi olarak görüyor ve diri diri toprağa gömüyorlardı. Oysa rahmet Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) işte böyle bir ortamda kızı Hz. Fatıma'yı (r.a.) ya da torunu Hz. Ümame'yi (r.a.) omuzlarına alıp Mekke sokaklarında dolaşıyor, islamın kadına verdiği değeri gösteriyordu.


RESULÛLLAH (S.A.V.)

Mü’minlerin îmân bakımından en mükemmeli, huyu en iyi olanıdır. Hayırlınız, kadınlarına karşı hayırlı olanlardır.

(Tirmizî, Radâ` 11. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet, 15; İbni Mâce, Nikâh 50)


Dolayısıyla tabi tutulduğumuz imtihanın sonucunda iman sahibi olduktan sonra kadın ya da erkek farketmeksizin gideceğimiz cennet aynı cennet olacaktır.


[TEVBE 72]

Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara devamlı kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler, Adn cennetlerinde hoş meskenler vaad etmiştir. Allah'ın rızası için en büyük mükâfattır. İşte büyük kurtuluş budur.


Hatta annelik hususu işin içine girince kadın erkeğin çok daha önünde bir konuma yerleşmektedir. Öyle ki dinimiz o cennetleri annelerin ayaklarının altına sererek cennete kavuşmak isteyenlerin annelerinin de razılığını kazanması gerektiğini bizlere haber vermiştir.


EBU HUREYRE (R.A.)

Bir adam, Rasulullah' a (s.a.v.) geldi ve:  "İnsanlar arasında kendisine en iyi davranmam gereken kimdir?" diye sordu.

Rasulullah (s.a.v.) buyurdu:  “Annen’dir.”

Adam: "Sonra kimdir?" dedi.

Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:  “Annen’dir.”

Adam:  "Sonra kimdir?" dedi.

Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Annen’dir.”

Adam:  "Sonra kimdir?" dedi.

Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:  “Baban’dır.”

(Buhari 13/5974, Müslim 2548/1)


RESULÛLLAH (S.A.V.)

Cennet annelerin ayakları altındadır.

(Nesâî, Cihad, 6)


Bu noktada şunun farkına varmış olmalıyız. İslamiyet kesinlikle kadına temizlik,bulaşık gibi ev işlerini yapmayı şart koşmamıştır. İslamiyetin kadına yüklediği temel misyon anne olmaktır. Ama bu annelik, bir çocuğun altını değiştirip karnının doyurmanın çok ötesinde bir muhteviyata sahip olmayı gerekmektedir.


İmtihanın temel düsturu olarak Rabbimiz bizleri nefsi bazı zaafiyetler ile yaratmıştır. Kadının zaafiyeti şeytanın hile ve desiselerine daha kolay kapılmaktır. Erkeğin zaafiyeti ise kadındır.

Örneğin domuz eti ve yağının haram olması ile ilgili necis (pis) şeyler tüketmesi ve eşini kıskanmaması genel geçer bir ifade olarak herkesin dilindedir. Evet gerçekten domuz eti bünyesinde insan sağlığı için pek çok sakınca barındırmaktadır. Ama olayın çok daha farklı bir yönü daha vardır. Domuz yağının cinsel hormonlar ve sperm kalitesine direk etki eden A ve E vitaminlerini çok olumsuz şekilde etkilemesidir. Bunun sonucu olarak cinsiyete has hormonların salgılanması sekteye uğramakta ve kadınlar erkekleşmekte, erkekler ise kadınlaşmaktdır.

RESULÛLLAH (S.A.V.)

Erkekler erkeklerle,kadınlar kadınlarla yetindiklerinde..kıyamet yaklaşmış olacaktır...
(Ramuz-El Ehadis, 448/8;)







Bu yalan dünya da yer alan hiçbir hazzın insanı tatmin edemeyeceğinin ve yaşadığı ruhi açlığı hiçbir zevkin dindiremeyeceğinin somut bir örneği olarak Mehmet Pişkin'i hatırlamanızı istiyorum. Fotoğraflarından da anlaşılacağı üzere birçok kişinin öyküneceği ve sahip olsa çok mutlu olacağını sandığı ve peşinden koştuğu bir hayatın öznesiydi bu arkadaş. Hiçbir derdi tasasının olmadığını ama artık hayatın anlamsız geldiğini söylediği intihar videosuyla yaşamını sonlandırdı.

Arkasından konuşulanların teması genede aynıydı. Çok mutlu olduğu için herkes çok şaşırmıştı. Ama asıl enteresan olan, çoğu kişinin kendilerinin de düşündüğü ama yapmaya cesaret edemediği birşeyi yaptığı için onu takdir etmesiydi. Ama kimse demiyordu ki arkadaş biz neden mutlu olamıyoruz ? Neden huzur bulamıyoruz ? Ruhumuzu kemirip duran bu sıkıntı ne ?


Bir örnek de yurtdışından verelim. Ateizmin  ve intihar oranlarının en yüksek olduğu yerlerden biri olan Güney Kore'den. Gelir seviyeleri hakkında bilgi vermemin abes olacağı bu ülke insanlarının düştüğü trajik durumu fotoğraflarda görebiliyoruz. Ne olduğunu algılayamayanlar için söyleyeyim. Burası insanları intihardan vazgeçirmek veya uzak tutmak için düzenlenmiş olan bir terapi salonu.

Yüksek yaşam standartlarına sahip olup da inançsız olan insanların eninde sonunda intihar fikrine sürüklenmelerini evrim safsatasının hangi argümanı açıklayabilir acaba ? Ya da antideprasan kullanım oranının en fazla olduğu ülkelerin neden en gelişmiş ülkeler olduğunu ?


Antidepresan demişken psikoloji ve psikiyatri denilen güdük bilim dallarından da bahsedelim. Psikoloji insanlara süslü cümleler vasıtasıyla, psikaytri ise dopamin vs. hormonların emilini baskılayan prozac kafasına bağlı antidepresan gülümsemesinden mütevellit geçici ve sınırlı rahatlamalardan ötesinin vadedemeyen kitap yığınlarından öte şeyler değildir. Hayatın, iyisiyle kötüsüyle sadece ve sadece bir imtihan olduğunu öğütleyen islami bakış açısını içselleştirmemiş bir kimse eninde sonunda depresyon illetinin pençesine düşmekten kendini kurtaramaz. Hayata misafir olarak geldiğinin farkında olan kimseyi de yalan dünyanın hiçbir zorluğu yıkamaz. Dopamin, oruç ve Ramazan hakkında ufuk açıcı birkaç satırı ikinci bölümde paylaşmayı düşünüyorum. Psiyatrik hastalıkların metafizik yönlerinden de ilerleyen bölümlerde bahsedeceğim.

İlk sayfada sapık siyonist yahudi Sigmund Freud'dan bahsetmiştim. Atası dedesi haham olan bu vatandaşın fikirlerine bakınca ateist olduğunu sanabilirsiniz. Olduğundan farklı görünmek bir yahudi için çok normaldir. Hatta yüksek yahudilik menfaatleri için elzemdir. Ama kendisi de bir psikoloji profesörü olan David Bakan'ın Sigmund Freud ve Mistik Yahudi Geleneği adlı kitabından da görebileceğimiz üzere Freud psikanaliz tekniğini aslında kabalada ki sapık öğretilerden almıştır. Zaten sapkın talmud ve kabala öğretileri hakkında birşeyler biliyorsanız Freud'un neyin sözcülüğünü yapmakta olduğunu anlarsınız.

Şimdi yazacağım sapkınlıkta sınır tanımayan ahlaksız talmud yasaları için çok özür dilerim. Ama masal anlatmadığımın, inanılmaz da olsa tamamen gerçekleri söylediğimin nişanesi olarak yazmak zorundayım.

Bir büyük, küçük bir kız ile cinsi temas yaparsa bu göze girmiş bir parmak gibi kabul edilmeli. Keza bir çocuk bir kadınla temas ederse buda kadının cinsi uzvuna bir çubuk girmiş olarak kabul edilmeli. Bir büyük tarafından bir çocuk baştan çıkartılıp ırzına geçirilirse bu ırza girme hadisesi olarak kabul edilmeli, bir büyük tarafından bir çocuk baştan çıkartılıp ırzına girilirse  bu ırza geçme hadisesi olarak değerlendirimemeli; “Nasıl ki gözyaşı tekrar ve tekrar yeniden insanın gözüne gelirse üçyaşından küçük iken cinsi temasta bir kızın da bekareti geri gelebilir”. Küçük yaşlarda erkeklerle yatmış bir kız çocuğu evlenirken bu vaziyeti kocasına bildirmeli aksi halde kan gelmez ve kocası da bu vaziyetten hoşlanmaz.”

Talmud Kethuboth 11b


Bir kadın kocasının izni ile parasını vererek kendisi ile cinsi bir şekilde alakadar olacak bir şahıs kiralarsa, bunda hiçbir kabahat yoktur fakat bu kiraladığı şahıs gayri Yahudi ise bu kabahattir zira kazançlı çıkan gayri Yahudidir. Fakat aynı vaziyet, bir Yahudi erkeği ile gayri Yahudi bir kız arasında vuku buluyorsa zararı yoktur fakat Yahudi erkeği bu gayri Yahudi kızla evlenmemeğe çok dikkat etmelidir. 

Talmud Kethuboth 51b


O adamki kızkardeşi ile beraber yatıp, kendilerini cinsi zevklere bırakırlar ve kız kardeşi bunu şikayet etmez, bunda bir kabahat yoktur fakat kızkardeş şikayette bulunursa bu işi tekrarlamamsı bu adama bildirilir. O şahıs ki daha annesi yaşlı değildir ve babası ölmüştür ve validesi yabancı erkeklerin koynuna girmek istemez ve kendi oğlu ile yatmak ister ve keza oğluda validesi ile yatmak isterse böyle bir vaziyette eğer bu işler zor kullanılmadan yapılıyorsa, bize düşen bir vazife yoktur ta ki oğul evlenme yaşına gelip de başka bir kızla evlenmek talebinde bulunur ve validesi  buna mani olmak isterse, oğul kendi karısının cinsi arzularını hem de annesinin cinsi arzularını tatmin etmeli ta ki validesi başka bir erkek buluncaya kadar. 

Talmud Kethobuoth 76 a


Bir dul kendini tatmin için her türlü usulere başvurabilir. Bir kadın sebepler göstererek hayvan ile hayvani münasebetleri ilerletirse bunda münasebetsiz bir şey yoktur. Böyle işlere zevklere heveslenmeyen kadın bulunmaz. Bu sebepten bu gibi zevklere kedini veripte sonradan evlenmeyi düşünen kadını bir haham bile alabilir. 

Talmud Yebamoth 59 a ve 59b


Böylelikle, O şahıs ki akrabası kız ile cinsi temas edip bekaret zarını yalnızca gevşetir. O adamdan şikayet edilmemelidir. Ölmüş kadın ile temas o kadının hayattaki vaziyetinde iken yapılan temas gibi kabul edilir. Kadın evli ise her ne kadar ölmüş olsa bile gene evli bir kadın olarak kabul edilir ham de ölmüş bir kadınla çiftleşmek meniyi ziyan etmek demektir. 

Talmud Yebamoth 55b


Bundan fazlası da var ama yazmaya ne akıl ne mide dayanmaz. Bu akıl durduran ifadeleri binlerce yıldır inanç olarak benimsemiş lanetli bir topluluktan ve onların peşine takılıp gidenlerden her türlü musibeti beklemek şaşırtıcı olmaz. 17. yüzyılda mesihliğini ilan edip yahudilerin çoğunu peşine takan İzmir'li Sebatay Sevi isimli yahudiyi ya da onun günahın kutsallığı isimli doktrinini duydunuz mu bilmem. Adına kuzu bayramı denilen ve halk arasında mum söndü diye bilinen eş değiştirmeye veren sapkınlıklar ve daha neler neler.. Bu sebatayistlerin en çok yaşadıkları yer İzmir, Selanik ve İstanbul'dur. İstanbul'da Şişli, Nişantaşı ve Teşvikiye yerleşmişlerdir. İzmir'de ise merkez üstleri Kestane Pazar'ıdır. Fetö'nün de peydahlandığı ve palazlandığı yer de ilginçtir ki burasıdır. Özellikle son 150 yıldır bu milletin dinsizleştirilip dejenere edilmesine müteakip yok edilmesine ilişkin her türlü dalaverenin baş aktörü olan bu güruha tekrar değineceğiz.

http://www.yenisoz.com.tr/dunyayi-subyanci-satanist-sapkin-bir-cete-yonetiyor-makale-11978

  dünyanın ömrü  ancak Freud kişisel gelişimi engelleyen her türlü sorunun kökünün cinsellik olduğunu söylemektedir. Bunun sebebi insanların içinde ki çift cinsiyetli eğilimlerdir ona göre. Cinselliğin her türünü dilediğince yaşamayan her birey hastadır ona göre. Tesadüftür ki kabalada aynı şeyi söyler. Aşkın bilince ulaşabilmenin yolu kök çakra malkuthda yatmakta olan kundalini enerjisinin eril güç Chokmah ve dişil güç Binah'tan geçerek kether'e ulaşması gerekmektedir. Freud'un öğretisinin erkek merkezli olması da kabalada ki Adam Kadmon geerçeğinden ileri gelmektedir. Aşkın bilincin cosmos olduğunu belirtyim. Binlerce yıllık terane. İleride daha iyi anlaycaksınız. Rockefeller'lerin himayesinde ki Tavistock Enstitüsünün onun heykelinin dikilmesine de çok şaşırmamak gerekli.

Yaratılış sanki bilgi çok kutsal bir engelin saygısızca aşılması anlamına geliyormuş gibi, bir tabu ihlali olarak bilinçli hale gelme eylemini temsil eder. Büyük bilince doğru atılan her adım Prometheusçu bir suç olduğu takdirde yaratılışın haklı olduğunu düşünüyorum. Tanrılar bilgi yüzünden ateşlerinden olurlar. Yani bu bilinçdışı güçlere ait bir şeyin bağlamından koparılıp bilinçli zihnin boyunduruğuna girmesi gibi bir şeydir. Yeni bilgiyi ele geçiren kişi, çevresindekilerinkine benzemeyen bir dönüşüm ya da genişleme acısı yaşar. Kendisini çağının insani düzeyinin üstüne çıkarmıştır. Fakat böyle yaparak insanlara yabancılaşmıştır ("bir tanrı gibi olacaksın"). Bu yalnızlık acısı tanrıların intikamıdır. Çünkü bir daha asla insanoğluna geri dönemez. Efsanelerde söylendiği gibi, kafkasların ıssız tepelerine zincirlenmiş (Prometheus), tanrılar ve insanlar onu terk etmiştir.

CARL GUSTAV JUNG

İnsan makro ve mikro kosmozların arasında ki yegane bağdır.

CARL GUSTAV JUNG


[MÜCADELE 14-16]
Allah’ın gazabına uğramış bir toplulukla (yahudiler) iş birliği yapanları görüyorsun değil mi? Bunlar ne sizdendir ne de onlardan. Bile bile yalan yere yemin de ederler. Allah onlara çetin bir azap hazırlamıştır. Onların yapmakta oldukları gerçekten ne kötüdür! Onlar yeminlerini kalkan yapıp (insanları) Allah yolundan saptırdılar. Bu sebeple onlara küçük düşürücü bir azap vardır.


Türklerin elinden Kur'an'ı almadıkça onları yok edemezsiniz.

Winston S.Churchill


Kimler mi ? Gelin hızlıca 100 senedir bu ükeyi dinsizleştirip yok etmek isteyenlerin izini sürelim.

Mustafa Kemal'in talimatıyla Ankara Üniversitesi'ne yahudi birçok akademisyen yerleştirilir. NASIL İNANIRIM ? bölümünde Oryantalizm'i anlatırken değineceğim üzere İlahiyat fakültesine varıncaya kadar islamiyeti ifsad etmek için eğitim veren bu kurumdan yolu geçenlerden biri de tek kelime çivi yazısı bilmediği halde dünyaca ünlü sümerolog yaftasıyla önümüze servis edilen ama aslında sadece arşivci olan Muazzez İlmiye Çığ'dır. Ankara Üniversitesi'nde yahudi Hans Gustav Güterbock ve bir başka yahudi Benno Landsberger 'tan eğitim alan, yıllarca İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde yahudi Samuel Noah Kramer ve yahudi Fritz Rudolf Kraus ile çalışan, masonların alt kuruluşu Rotary Klüp'ten ödül alan bu vatandaş kariyerinin ve eğitiminin zirvesine ulaştığını düşünerek islamı ifsad çalışmalarına başlamıştır. Hocası Samuel Noah KRAMER' in Tarih Sümerde Başlar isimli kitabını Türkçe'ye çevirdikten sonra bireysel ifsad çalışmalarına başlamıştır.

Çalışmasında başörtüsünün kaynağını son derece bilimsel bir akıl yürütme ve nitelikli çıkarım ile Sümer'de ki tapınak fahişelerine bağlayan bu dahi şahıs demek ki bundan 5000 sene sonra yaşayıp saçı sakalı birbirne karışmış hippilerin yatağı Cihangir'i araştırsa, buranın DAEŞ'in merkez üstü olduğunu iddaa edebilirmiş. Kitap acınası derecede komik bir muhteviyata sahip. Kur'an'da geçen bazı hususların önceki kavimlerin inanç kartelalarında da yer aldığını bulmanın derin hazzını yaşayan bu canlıya birisinin çıkıp asıl normal olanın bu olduğunu söylemesi lazım. Belli ki kendi akledemiyor.


[AL'A 18-19]

Şüphesiz bu (anlatılanlar), önceki kitaplarda, İbrahim ve Musa'nın kitaplarında da vardır.


Hiç kitap falan yazıp uğraşmasına gerek yoktu. Kur'an zaten birçok yerde kendilerine gelen vahyi perperişan edip kafalarına göre şekilden şekile sokan kavimlerin akıbetlerini anlatmaktadır. Asıl tam tersi olsaydı mantıksız olurdu. İnsalık gidipte eski kavimlerin inançlarında islamiyetin bozulmuş esintileri bulamasalardı bunların birşeyden haberi yokmuş ki noktası akılları kurcalardı. Ki ayrıca yazıyı Sümerliler falan da bulmamıştır. Hz. Adem (a.s.)'den itibaren bazı peygamberlere sahifeler gönderilmiştir. Bunlardan özelliklle Hz. İdris'e (a.s.) gönderilen bilgilerden ileride bahsedeceğim.


[ALİ İMRAN 7]

O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.


Kitabın bir başka yönü ise çok alakasız konular hakkında ilişki kurabilmek için şuursuz fikir ifrazatı yapılmasıdır. Ayetlerden kafasına göre anlamlar çıkarmakta uydurma hadisleri kaynak olarak göstermektedir. Bu hadislere de kaynak olarak kimi gösteriyor dersiniz. Turan Dursun. Bozacının şahidi şıracı.

 “Allah’a inanıyordum. Ancak deneyimler yaptım kendi kendime. Su dolu kovanın içine süpürgeyi batırıp duvara sürdüm. Şekiller bir rastlantı.. Dünya’nın oluşumu da öyle olmasın.. Bu arada o da tümden silindi.”

Yüzyıl Dergisi, Sayı 6