NEDEN İNANIRIM ? (4)

 

Örneğin yukarıda bahsettiğimiz kütle çekim kanunun kaşifi ve kuramcısı Isaac Newton'ın diğer yandan kabalist kimliği ile kitab-ı mukaddesten şifreler çıkartmaya çalıştığını, maji (büyü) ile uğraştığını ve simya ile uğraşarak ölümsüzlüğü keşfetmeye uğraştığını pekçokları bilmez.

Bu noktada bir açılım daha yapalım. Isaac Newton'un, Sion Tarikatı'nın üyesi ve bir dönem yöneticiliğini yaptığından bahsedilir. Bu bilginin popüler hale gelmesinin sebebi Dan Brown'ın ünlü kitabı Da Vinci Şifresi'dir. Dan Brown'ın kitaplarının başlı başına sipariş üzere yazıldığına ve bir algı pazarladığına ileride değineceğiz.

Şimdilik başka bir algı yönetiminden bahsedelim. Bu Sion Tarikatı'nın başkanlığını yaptığı düşünülen bir başka isim de Nicolas Flamel'dir. Bu kişinin Abraham isimli bir yahudiden almış olduğu bir kitap aracılığı ile simyacıların en büyük hedeflerinden olan felsefe taşı ve ölümsüzlüğü bulduğuna inanılır. Peki biz bu Nicholas efendinin ismini nereden hatırlıyoruz. Harry Potter filmlerinden.

Filmde 500 sene önce öldüğü ama hayalet ?! olarak yaşamaya devam etttiği söylenen büyücü Nicholas.

Şimdi peşpeşe bir kaç soru sıralayalım. X, Y, Z kuşakları, indigo çocuklar, kristal çocuklar diyerek yapılan tasnifin amacı nedir ? Neden yeni neslin yani Z kuşağının en büyük takipçisi olduğu sinema, dizi, müzik ve oyun sektöründe sürekli ama sürekli ama sürekli büyü, maji, doğaüstü güçlere sahip olabilme, ölümsüz olabilme vb. konuların işlendiği (Supernatural, Hereos vb.) ürünler sunulmakta. Harry Potter'dan örnek verdik. Nedir örneğin filmlerin isimleri ? Felsefe Taşı, Sırlar Odası, Zümrüdü Anka Yoldaşlığı vs. Bunların hepsinin de çok çok önemli ezoterik kavramlar olduğunu kaç kişi biliyor ? Peki Nicholas efendinin yahudi Abraham'dan aldığı varsayılan kitap da ne ola ki ? Kabala olmasın ?

Bakınız gençlerin beyinleri bir güç tarafından devşiriliyor, sanallaştırılıyor ve yeni dünya dinine hazırlanıyor.

Söylediklerimin havada kalmaması anlamında bir paylaşım yapayım.

https://seyler.eksisozluk.com/star-warsun-kabalaistik-korkunc-alt-metni

https://5ocietyx.wordpress.com/2013/02/26/origin-of-the-word-wizard/.

Sorulara devam edecek olursak tüm bunların bir yahudi olan Baruch Spinoza tarafından teorilendirilmiş panteizm ve Google'ın futuristi bir başka yahudi olan Ray Kurzweil'in başını çektiği Singularity ile birlikte Transhumanizm (bir anlamda ölümsüzlük vaadi) kavramları ile ilgisi nedir ? Ray efendi adı içeriğini ele veren kitabı Humanity 2.0 hangi davanın derdini gütmektedir ?

İpucu kabalaya göre insan tamamlanmamış ve eksik kalmıştır. Kundalini yılanının enerjisi ile sefirotu (yaşam ağacı, tree of life) tamamlayarak, tekamül ettiğinde yani aydınlandığında tanrılık vasfı kazanacak ve ölümsüzlüğe ulaşacaktır. Nedir ki bu yaşam ağacı ?  Peki bu yılan kültü nedir ? İslamiyetin bozulmasıyla ortaya çıkmış istisnasız her inançta görülen. Lucy isimli filmede kanına sentetik CPH4 karışan Charlize Theron'un beyninin tamamını kullanmaya başlamasıyla gözlerinde yılan gözünün görülmesinin manası nedir ? Peki filmin final sahnesi bize neyi anlatmaya çalışmaktadır ?

Komik ek bilgi : 2015 yılında Gary Sawyer, Mike Smith ve Scott Williams'ın yaptıkları rekonstrüksyon çalışması sırasında omur kemiklerinden birinin bu fosile ait olmayıp bir babuna ait olduğu tespit edilmiştir. Bu kemiğin fosile nasıl eklendiği hala araştırılmaktadır. "Araa! Araa! Belki de bulursun" diye bir şarkı vardı değil mi ?

Ya da tesadüfen !? Lucy ismi verilmiş ilk insansı maymun olduğu üfürülen fosilin isim babası olan LSD ve psikodelik tandanslı Beattle's şarkısı Lucy in the sky with diamonds şarkısının sözlerinin Tevrat ve ezoterizm ile olan ilgisi nedir ?

"Toplumumuz delirmiş insanlar tarafından delice amaçlar için yönetiliyor. Bence, bizi manyakça sonlara sürükleyen manyaklar tarafından yönetiliyoruz. Ve ben bunu söylüyor olmakla delilikle itham edilebilirim. Asıl delilik de bu." diyen grubun aykırı üyesi John Lennon sonunda öldürülmüş olması tesadüf müdür ? Ya da katilinin olayı anlatırken "Kafamda bir sesin sürekli - Hadi yap, hadi yap ! dediğini işitiyordum." demesi akıl hastalığı ile mi açıklanarak geçiştirilmeli midir ?

DMT (Dimetiltriptamin) nin salgılandığı yerdir. Bu bezin inisiyasyon ritüelleri neticesinde farkındalığı arttıkça (aydınlandıkça) insan üst boyutları ve bu boyutların varlıklarını ve hatta tanrıları görebilmeye başlayacak, onlarla iletişime geçebilecek ve hatta onlardan biri olabilecektir. Bundan sonra da gelsin astral seyahatler gitsin lucid dreamler. Nasıl heyecanlı değil mi ? Olayın aslının bu yazdıklarımla hiç alakası olmasa da... Gerçi lucid sözcüğü bize bişeyler mırıldanıyor ama neyse. Sonraya bırakalım..

Bu evrim-tekamül tandanslı transhumanizm dinini de diğer pek çok algıyı algıyı pazarlamakta kullandıkları gibi yine devasa yazılı ve görsel medya imparatorlukları aracılığı ile belleklere kazıyorlar. Zira ölümsüz olma vaadi insanların mevcut tüm dini değerlerini alt üst etmeye yönelik olarak hazırlanmış kirli bir tezgahtır. İşin içine özünde egomanyak olan insanoğlunun başını döndürecek tanrısallık aromasının katılması ise şeytani bir dokunuştur.

Örneğin bir yahudi olan Yuval Noah Harari isimli bir yahudinin yazdığı ve yine bir şekilde çok satanlar listesine sokulmuş olan kitap, daha ismiyle bile derdini anlatmayı başarmaktadır. Üç aşağı beş yukarı nelerden bahsettiği malum olan kitaptan bir anektot alalım.

2 milyon yıl önce ayrılan bir maymun türünün kollarından biri yaklaşık 200 bin yıl önce homo sapiens oldu. bugünkü modern insanı tanımlayan homo sapiens tam olarak bilinmeyen nedenlerden 'bilişsel devrim' yaşadı ve 70 bin yıl önce afrika'dan çıktı.

Bu cümleden kurgulanmakta olan yeni dünya dininin bir başka ayağı olan bilişsel başlangıcın izahı adına yapılan somut bir gönderme görmekteyiz. Hiç eveleyip gevelemeden neyi pazarladıklarını söyleyelim. Dünyada bulunan akıllı yaşamın kaynağı dünya dışıdır.

(Tevrat, Genesis Bölümü, 6)

1- Yeryüzünde insanlar çoğalmaya başladı, kızlar doğdu. 2- İlahi varlıklar insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler. 4- İlahi varlıkların insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde Nefiller vardı. Bunlar eski çağ kahramanları, ünlü kişilerdi.

Kendimizden de bir örnek verecek olursak Azra Kohen'den bahsedebiliriz. Bir yahudi soyadına sahip bu arkadaşın bir şekilde en çok satanlar listesine sokulmuş (tıpkı Dan Brown gibi) kitapları kitapları fi, pi, çi üçlemesi ile Aeden. 

Üçlemeden bir alıntı yapalım. Bakalım bize neler anlatacak;

Kendini gerçekleştirmek… Peki bu ne demek? Ben niye buradayım demek. Özümde neyim demek. Beni diğerlerinden ayıran en temel şey ne demek. ‘Şeklim ne?’ değil, ‘İçimdeki bu ses ne?’, ‘İçeriğim ne?’ demek. Böylece kendi ilkelliğinden arınmış hakiki insan doğar. hakiki insan burada belki daha bebektir ama en azından kendini bilir. ‘Transcendence’ diyorlar buna. ruhun tekâmülü, evrim. Ve işte bu evrim olmadan yani her bir birey kendini gerçekleştirmeye odaklanmadan demokrasi var olamaz.

Mesaj neymiş bakalım. Kabalayı açıp okusam daha açık olamazdı emin olun. Kişi ancak özünü (tanrısallık) anladığında, içinde ki sesin ne olduğunu kavradığında diğerlerinden farklı ve üstün olduğunu anlar. O artık insansı (insan görünümünde hayvan) değil hakiki insandır. Yani kabalada ki Adam Kadmon. Bunu, bilinç sıçraması vs. şeklinde gudik tabirlerle de ifade ediyorlar. Tekamülünü-evrimini tamamlamamış insanlar ilkeldir. Yani seninle benim aynı şekle sahip olmamız ikimizin de aynı aynı evrim-tekamül seviyesine sahip olduğumuz anlamında gelmez. Ve evrimini-tekamülünü tamamlamamış insanların oluşturduğu toplumlar demokratik olamaz. Yani kendi kendini idare edemez. Ben üstün insanım (Transcendence). Sen ise demokrasinin önünde ki engelsin O zaman ne yapmak lazım ? Devrim. Peki nasıl. Sen zayıf olduğun için elemine edilmelisin. Zaten iklim değişikliği !!! vs. var ve gezegenimiz hepimize yetecek kadar büyük değil. Öyle değil mi ?

Kişisel gelişim kitabı etiketine bu üçlemenin siyasi arka planına da dikkat çekmek istiyorum. Nitekim devrim sözcüğünü boş yere kullanmadım. Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada yayılmaya çalışılan sözde sivil direniş hareketlerinden, çok öncelerden V For Vandetta ile algısını hazırlanmaya başlanmış kendini kahraman zanneden ama aslında vahşi bir vandala dönüştürüldüğünden haberi dahi olmayan sokak eylemcisi kardeşimedir bu sözlerim. İstisnasız tüm ülkeleri parçalama hareketi olan bu hareketin amacının arap coğrafyası ile fitili ateşlenen bahar görünümlü kaos planlarına tüm dünyanın nasıl adım adım çekildiğini iyi analiz etmelisin. Bu yaşananların, PKK trarafından da benimsenen ve teorisyeni Murray Bookch isimli bir yahudinin Ekolojik Toplum ambalajlı adına 3. Devrim dediği anarşist teorinin argümanları olduğunu idrak etmelisin. Modern komunizm denilebilinecek bu anlayışın dünyayı yöneten kapitalist elitlerin çevreyi ve toplumu yok etmesinden dolayı her türlü hiyerarşi ve taahküme başkaldırılması gerektiğini neden istediğini iyi anlamalısın. İlk sayfada vermiş olduğum, İngiltere başbakanı Benjamin Disraelin’in komunizm hakkında söylediklerini hatırla ve şunu asla unutma kapitalizmin de komunizmin de arkasında aynı adamlar var. İstedikleri sonucu elde etmek için Hegel Diyalektiğini (Tez + Antitez = Sentez) yüzyıllardır ustalıkla kullanan Yahudilerin içinden biri olan Doktor Oscar Levy kaleme aldığı bir mektupta kullandığı ifadeler ile durumu özetlemektedir.

Yahudi bileşenler, bir yandan dünyanın ruhani olarak çöküşünün ve diğer yandan da Yahudi idealizminin keskinleşmesinin araçları olduğundan hem komunizmin hem de kapitalizmin itici gücünü oluştururlar.

(The World Significance Of The Russian Revolution, G. Pitt Rivers)

Öz yönetim, halk meclisleri, öz savunma güçleri, komünalizm gibi kavramların fikir babası olan Murray Bookch’ın derdinin yahudi hegomonyasında ve kolay yönetilebilinir mahiyette 1000 küçük ülkecik oluşturma projesinin kilometre taşları olduğunu anlamak çok da zor olmasa gerek. Uzun lafın kısası mesele ekolojik toplum ya da ağaç değil güzel kardeşim. Sen hala anlamadın mı ?

(Tevrat, Tesniye Bölümü, 7/17/,22) 

"Eğer kendi yüreğinde, "Bu milletler benden çokturlar, nasıl onların mülkünü alabilirim?" dersen, onlardan korkmayacaksın... Rab o milletleri önünden azar azar kovacak, onları çabukça bitiremezsin yoksa senin üzerinde kır hayvanları çoğalır."

Bu serinin isimlerinin mistizmin ve bilimselliğin birleştirildiği ezoterik paganist yeni dünya dini anlayışı üzerinden seçildiğinin ayrımına vardınız mı ? Bakalım bu fi (phi, altın oran) başka nerelerde çıkacak karşımıza. Soru ezoterizmde için geometri neden çok önemlidir ?

Vizyona evrim olarak giren (Transcendence) filminin transhumanist temasına bir gönderme yaparak yazarın diğer kitabından söz edelim.

Bilimsel gelişmeyi ateist düşünceye endeksleyen köhne zihniyete verilebilecek pekçok örnekten bir diğeri de matematik ile geometrinin buluştuğu nokta olan ve bugün sahip olduğumuz hemen her teknolijinin önünü açan analitik geometrinin kuramcısı ve meşhur "Düşünüyorum. Öyleyse varım." sözünün  de sahibi Descartes'tır. Descartes, Francis Bacon ile birlikte modern felsefe ve bilimin kurucusu arak görülür.

Ruhumda bir sonsuzluk fikri buluyorum. Ben sonlu bir varlık olduğuma göre, bu sonsuzluk fikrini ben getirmiş olamam. Çevremdeki varlıklar da ölümlü olduğuna göre, bu ölümlü varlıklar ölümsüz yaratıcı fikrini bana veremez. O halde bu sonsuzluk fikri benim aklıma, kendisi de sonsuz bir varlık tarafından konmuş olmalıdır. Bu varlık tanrıdır. Öyleyse tanrı vardır.

Rene Descartes

Descartes analitik geometri formülasyonunu soğuk bir gecede sığındığı fırınlı bir odada gördüğü vizyonlar sonucunda oluşturduğunu söyler. O bunların kendisine kutsal ruh tarafından gösterildiği düşünmektedir. Aynı zamanda ezoterik Gül-Haç tarikatı üyesi olan Descartes'in söylediklerinin aynısını bugün muteber bir bilim adamı söylese alacağı tepki ne olur acaba ?  Çığır açan bilimsel keşifler yapan insanların metafizik ve mistik kavramlarla bu denli iç içe olmasını nasıl açıklayabiliriz ?

Konuyu son olarak bir de felsefe ayağı üzerinden, metafizik ve mistik alemin antik Yunan'da ki yansımasıyla bağlayalım. Sahip olduğu entellektüeliteden ölmek üzere olan aydın ateist, deist, agnostik vs. cenahın pek sevdikleri, modern düşüncenin öncülleri kabul ettikleri Platon, Aristo ve Sokrates'ten mesela. Bize bu arkadaşların hep ahlak felsefesi, erdemler, iyilik ve kötüğün kaynağı vb. konular üzerine düşünceleri ya da gerçek bilgi nedir ki hafız ? mealinde ki arayışları anlatıldı. Peki yine bu arkadaşların bahsettikleri Damion kavramını duydunuz mu hiç ? İnsanları yöneten ve geliştiren görünmez, yüce varlıklar. Bu anlamdaki daimonları Platon üç gruba ayırmıştır: İlk iki gruptakilerin bedenleri esir ve ateşten oluşur, görülemezler. Üçüncü gruptakiler buharımsı bedenlere sahiptir, görülmezlerse de, nadiren birkaç saniyeliğine (fantom tarzında) tezahür edebilirler. Enteresanmış değil mi ? Bunlar belki de size tanıdık birşeyler çağrıştırmıştır ?

Bir de Sokrates'in felsefeye adım attığını söylediği Delphi Tapınağı'ndan bahsedelim. Kadın bir kahin (Pythia) yerden yükselen sarhoş edici buharları koklayarak ve defne yaprakları çiğneyerek ilahi bir vecd durumuna geçermiş. Sonra prophetai denilen tapınak rahipleri, onun anlaşılmaz hezeyanlarını şiirlere çevirirlermiş.

Burada şu hususa dikkat çekmek istiyorum. Binlerce yıldır dünyanın dört bir yanında yaşanılan ve bugün hala ileride örneklerini vereceğim üzere tecrübe edilen mistik ve metafizik deneyimler nedir ? Bunların görmezden gelmek yok saymak nasıl mümkün olabilir. Bu adamlar zeka geriliğine vs. sahip değillerdi. Özellikle avamın yaşadığını değil de toplumun arasından sıyrılmış ve bugün hala görüşleri yok Aristo mantığı yok Platon evreni vs. diye ufuk açıcı doneler olarak sunulan filozofları örnek verdim. Bu çelişkinin sebebi de daha önce zikretmiş olduğum geçiş süreci midir acaba ?

Biraz felsefe insanı ateizme sevkeder, derin felsefe ise inanca.

Francis Bacon

Ben bu sözü bilim için de geçerli görüyorum. Biraz bilim insanı ateizme sevkeder, derin bilim ise inanca . Tabi burada inanç derken ne kastedilmektedir. Bunun ayrımına iyi varmak lazım. Sözün sahibi Francis Bacon ezoterizmin önemli isimlerinden biridir. New Atlantis isimli kitabında kasttettiği inancın ne olduğuna ileride değineceğiz. Konumuzla ilintili olmasa da Bacon'dan söz açılmışken şunu belirtmek isterim ki William Shakespeare'in eserlerinin aslında Bacon tarafından yazıldığına dair çok güçlü deliller vardır. Bunu şunun için belirttim. Asıl konumuz olan inanç özelinde olduğu gibi başka alanlarda da bizim bugün doğru kabul ettiğimiz birçok şeyi biraz kurcalayınca altından bambaşka şeyler çıkmaktadır.

Dolayısıyla tarihsel vs. her türlü okuma yaparken İlber Ortaylı'nın vurguladığı gibi çapraz okuma yapmak çok önemlidir. Aksi halde 3 boyutlu kompleks bir cisme tek bir yüzünden bakıp da cismi o tek boyutta görebildikleri ile tanımlamaya çalışan kişinin durumuna düşmemiz kaçınılmazdır. Devam etmek gerekirse Bacon ile birlikte W. Leibnitz, John Locke, Robert Fludd  vs. de Gül-Haç tarikatı üyesidir. Bu tarikata üye olan Isaac Newton, Robert Boyle, Rene Descartes gibi başka bazı önemli bilim adamlarından da daha önce bahsetmiştik. Ek bilgi olarak vurgulanması gereken, ilk bilimsel akademi olarak kabul edilen Royal Society'i kuran kişilerin Gül-Haç tarikatı üyesi olduğudur. Bahsettiğimiz minvalde yaptığımız çapraz okuma ya da alternatif okuma bize, modern bilimin üzerine inşaa edildiği yapının farklı inanç ve motivasyonları olduğunu fısıldamaktadır.

Bambaşka alanlara doğru yaşadığımız ciddi savrulmaların ardından son kaldığımız nokta olan deizme geri dönelim. Deizm aslında başlıbaşına bir açmazlar yumağıdır. Yaratıcının insandan kendi varlığını ve uyması gereken ahlak kurallarını kendi aklıyla bulmasını istemesi ve bu kurallara uyup uymaması durumunda akıbetinin ne olacağının dahi belli olmaması ne kadar şuursuz bir düşünce sistemidir. Ayrıca şu somut bir gerçektir ki herkesin bireysel ahlak kuralları hem kendine göre hem de zamana göre değişmektedir. Ortaya çıkan ahlak kuralları çatışmalarında kimin neden dolayı suçlu ya da suçsuz olacağını ne belirleyecektir. Olayı bir örnekle somutlaştırayım.

Diyelim ki inanç olarak deist bir insanım. Komşumun karısını çok beğeniyorum. Kadın dekolteli giyinmeyi çok seven işveli bir hatun. Komşularım 2 çocuk sahibi son derece mutlu bir çift. Ve benim ahlak kurallarım da özgür seks konusunda oldukça esnek. Beğendiğim her kadınla onun da rızası olması koşuluyla birlikte olabilmem gerektiğine inanıyorum. Sonuçta libido denilen bir gerçek var ve benim libidomun rakımı da hep çok yükseklerde dolaşıyor. Bu benim elimde değil ki. Çok arzuladığım bu kadını gel zaman git zaman uğraşıyor ve ayartıyorum. Kocasından gizli bir ilişki yaşıyoruz. Birgün kocası ilişkimizi öğreniyor ve alkolün de etkisiyle çekip beni vuruyor. Kendisi de müebbet hapis cezası alıyor ve bir süre sonra hücresinde intihar ediyor. Bir süre kredi kartıyla vs. idare eden kadın devasa boyutlara ulaşan faiz borçlarından kaçabilmek ve yaşamını idame ettirebilmek için çocukları anneannelerine terkedip nihayetinde fuhuş sektörüne sürükleniyor. Anneannenin kısa süre sonra ölmesiyle çocuklar yetiştirme yurduna teslim ediliyor. En çok ihtiyaç duyduğu çağda anne-baba sevgine hasret kalan çocuklar kişilik bozuklukları ile büyüyorlar. İçlerinde ki sevgisizliğin ve öfkenin sonucunda yaratıcıya inanmamakla inanıp da nefret etmek arasında gidip geliyorlar. İntikamlarını mutlu insanlardan almaya karar verip cinnet geçiren liseli pompalı tüfekle dehşet saçtı başlıklı haberlere konu oluyorlar.

Evet tam bir Türk Fimi senaryosu oldu. Ama bu veya bundan çok daha karmakarışık hikayelerin milyar türevi yeryüzünde yaşanıp durmak da. Peki bu hikayede kim neden dolayı suçlu ya da suçsuz ? Kendi savunmam çok açık. Ben, sahip olduğum hormonların etkisiyle hareket ettim. Sonuçta kadının da rızası vardı. Zorla değildi ki. Kocası da anlayış gösterip boşansaydı. Medeni olmak bunu gerektirir. Madem tanrı bunun olmasını istemiyordu bana o hormanları vermeseydi.

Bizde ki deistler için ise deizm,evreni yaratan ama etliye sütlüye hiç birşeye karışmayan, çayıra salınanları dahi kayırmayan bir tanrı inacından öte birşey değildir. Aslında insan yazarken bile kendini gülmekten alıkoyamıyor. Ateizm mi daha ahmakça yoksa deizm mi karar vermekte zorlanıyor. Zira, bu kadar kusursuz bir işleyişe sahip, her köşesinde ve her anında sanat ve sistem böyle bir bir sistemi yaratan, ilminin ve kudretinin büyüklüğü insan aklı tarafından bırakın tanımlamayı ve kavramayı

[Mü'minûn 115]
Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?
[Âl-i İmrân 191]
Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. "Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru" derler.

Evrim teorisinin akademik dünyada gizli bir el tarafından nasıl korunup kollandığına dair bir belgeselden bahsetmek istiyorum. Tam olarak Türkçe karşılığı DIŞLANDI (Akıllılığa Yer Yok) Belgeseli hazırlayan dünyanın en iyi üniversitelerinden kabul edilen Columbia Üniversitesinde ekonomi, Yale Üniversitesinde ise hukuk alanında lisans eğitimini tamamlamış olan Ben Stein. Hatta hukuk eğitimini bölüm birincisi olarak tamamlamış.

[Duhan 8-9]

Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. Yaşatır, öldürür. O, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir. Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar.

[Mu'minun 12-17 ]

Andolsun, biz insanı, çamurdan (süzülmüş) bir özden yarattık. Sonra onu sağlam bir karargahta (ana rahminde) "nutfe" (döllenmiş yumurta) haline getirdik. Sonra bu nutfeyi, "alaka" (rahimde asılıp beslenen embriyo) haline getirdik. Alakayı da "mudga" (şekilsiz et) yaptık. Bu mudgayı da kemiklere dönüştürdük ve bu kemiklere de et giydirdik. Nihayet onu bambaşka bir yaratık olarak ortaya çıkardık. Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şânı ne yücedir!  Sonra (ey insanlar) siz bunun ardından muhakkak öleceksiniz. Sonra yine muhakkak siz, kıyamet gününde (tekrar) diriltileceksiniz. Andolsun, biz sizin üzerinizde yedi yol-tabaka yarattık. Biz yarattıklarımızdan habersiz değiliz.

[Neml 12-15]

"Elini koynuna sok; Firavun'a ve onun kavmine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak, kusursuz bembeyaz olarak çıksın. Çünkü onlar fasık bir kavimdir."  Nitekim âyetlerimiz kendilerine gerçeği gösterecek biçimde gelince, "Bu apaçık bir sihirdir" dediler. Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri halde sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkar ettiler. Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!" Andolsun! Biz Dâvûd'a ve Süleyman'a ilim verdik. Onlar, "Hamd, bizi mü'min kullarının bir çoğundan üstün kılan Allah'a mahsustur" dediler.

 

Bakara : 13
Onlara, "İnsanların inandıkları gibi siz de inanın" denildiğinde ise, "Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?" derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.
“Modern Masonluk kabalist esasları muhafaza etmiştir. Bundan başka mason sistemleri, tamamıyla kabalist fikirlere ve ilme dayandırılır.” (Çırak Kardeşlik Kolu, no.3, sh. 13-14)
“Sanhedrin üyelerinin tümü büyü bilmek zorundadır.”
(Das Reich Satans, Karl R.H. Frick, sh.85)
“Kabala, bilinçaltının kapılarını açan ve ruhu saran manevi değerlerin dışarı çıkmasını sağlayan anahtardır. Masonluk onu insanın yaşamı anlaması için gerekli görür.” (New Age Mason Dergisi, sayı 77, sh.31)
“Pratikte Kabala, kötülüklerle ilgilenmenin yolu ve semboller yoluyla psikolojik dünya üzerinde güç kazanmanın tehlikeli bir sanatı ve büyüye dayalı bir formudur.” (Kabbalah, Tradition of Hidden Knowledge, Zev Ben Shimon Halevi, sh.12)

gnostisizme göre, ki aşağıdaki anlatım birkaç gnostik metne dayanır ve bunlardan bir tanesi de "yuhanna'nın apokrifi" (veya "gizli kitabı") denilen bir gnostik kitaptır, başlangıçta pleroma adı verilen ilksel tanrısal bütünlük vardı, var olan düşünülebilen ya da düşünülemeyen her şey pleroma, "baba tanrı" olarak da nitelenen bu ilksel bütünlüktü, gnostisizm'de "yaratılış" ifadesiyle kastedilen şey, islami anlamda "yoktan var olma" değil emanasyondur.("emanation", sudur, yayılma, bilincin genişleyerek farklılaşması... bu nedenle panenteistik yapıda olduğu söylenebilir) var olan her şey bu ana ışıktan yayılmıştır, bu aşamada "demiurge", "tanrı" ve madde ikiliği diye bilinen düalizm bulunmaz, işte bu nedenle düalistik olarak bilinen gnostisizm, bu aşamada monisttir. 2 ana gnostik ekolünden valentin ekolü daha monistik bir yapıdadır, setyan (sethian) ekolü ise ortaya çıktığında daha düalistik iken sonra zostrianos gibi setyancı gnostik metinlerde monizme dönmüştür. her iki gnostik ekole göre de, zerdüştiliğin aksine, emanasyon/yaratılış/yayılma aşamasından önce düalizmden çok monizm hakimdi denilebilir.

başlangıçtaki her şeyi kapsayan (pleroma), her şeyin üzerindeki ışık ve her şey olan mutlak potansiyel tanrı bilinci kendisini bilmeyi ister, doğası içinde kendi yansımasına bakma arzusu/itkisi ve böylece kendisi hakkında ilk düşüncesi olan ennoia var olur. bu ilk düşünceye "barbelo" da denir ve mitolojide üstün tanrıça olarak resmedilir. işte mutlak potansiyel ya da "baba", içinde değişik bilinç merkezleri olarak tezahür ettikçe önce ilk düşünce barbelo, ondan sonra da aşamalı olarak tanrıça sophia ortaya çıkar. pleroma'nın tanrı bütünlüğünün cinsiyeti yoktur ancak tanrılığın içindeki sonsuz bilinç okyanusundaki çift kutuplu ilkeleri daha rahat anlatabilmek için "tanrıça" "tanrı" gibi ifadeler kullandılar ilk gnostik hristiyanlar. yani "tanrıça" da tanrı da birer sembol anlatılmayanı anlatabilmek için.

sophia'dan sonra tanrıça'nın kendisine yabancılaşması, pleroma'dan farklılaşması dolayısıyla kendisinin içinden kusurlu bir bilinç tezahürü olarak fırlayan yaltabod (demiurge) isminde düşük tanrı dünyayı yarattı, (yaratma filli yine islami anlamda değil, emanasyon "yayılma" anlamındadır) ademi ve havva'yı da yaratan bu düşük tanrı'ydı, gerçek tanrı değil. bu "düşük" tanrı, "ben kıskanç bir tanrı'yım benden başka tanrı yok" diyordu. adem'i havva'yı yarattı çünkü maddenin efendisiydi, ama onlara bir türlü can veremeyince sophia'dan çaldığı güçle onlara yaşam üfledi, bu yaşam ilahiydi ama düşük tanrı yaltabod, insanların bunu bilmesini istemiyordu, daha sonra bu "benden başka tanrı yok" diyen kıskanç tanrı, adem ve havvayı en düşük yerlere yerleştirdi adem ve havva'nın, içlerindeki tanrısallığı yani gerçek tanrı ile olan bağlantılarını görmelerini istemiyordu demiurge. ancak pleroma'dan, gerçek tanrı'dan çıkan ışık adem ve havva'nın bulunduğu eden bahçesine düştü ve metafor olarak "hayat ağacı" "bilgi ağacı" olarak tasvir edildi.

Benjamin Disraeli
The influence of the Jews, may be traced in the last outbreak of the destructive principle in Europe. An insurrection takes place against tradition and aristocracy, against religion and property. Destruc­tion of the Semitic principle, extirpation of the Jewish religion, whether in the Mosaic or the Christian form, the natural equality of men and the abrogation of property are proclaimed by the Secret Societies which form Provisional Governments, and men of Jewish Race are found at the head of every one of them. The people of God co‑operate with atheists; the most skilful accumulators of property ally themselves with Communists; the peculiar and chosen Race touch the hand of all the scum and low castes of Europe; and all this because they wish to destroy that ungrateful Christendom which owes to them even its name, and whose tyranny they can no longer endure.
Life Of George Bentinck, p.497
"Freemasonry is a Jewish establishment, whose history, grades, official appointments, passwords, and explanations are Jewish from beginning to end."----Rabbi Isaac Wise