İNANÇ (3)

Lokantaya giren Kaan beklemediği bir kalabalıkla karşılaştı. Oturacak boş bir masa göremeyince gözüne kestirdiği bir masaya yaklaşarak sordu : 

KAAN : Pardon oturabilir miyim? 

Masada oturmakta olan Mümtaz eliyle boş sandalyeyi işaret ederek yanıtladı :

MÜMTAZ : Tabi ki buyurun lütfen.

Sandalyesine oturan Kaan pek diyaloğa girmek istemese de nezaketen bir şeyler söyleme gereği hissederek : 

KAAN : Buraya rastgele geldim ama kalabalığa bakılırsa sanırım tutulan bir mekana denk gelmişim. Barlara yakın olduğuna göre de akşamcıların mekanı galiba. Siz de bardan çıkıp geldiniz sanırım.

Ağzı dolu olan Mümtaz hem evet hem hayır manasına gelebilecek şekilde başını salladı. Nezaket göstereyim derken tanımadığı birine akşamcı dediğini fark eden Kaan mahçup olmuş şekilde : 

KAAN : Ya saçmaladım az önce kusura bakmayın lütfen. Bugün hayatımın en acayip günüydü ve yaşadıklarım beni tam anlamıyla alt üst etti. Hala kendime gelebilmiş değilim. Kendim derken kastettiğimin kim olduğundan bile emin değilim. Kafam bir dünya. Normalmişim gibi davranmaya çalışırken de pot kırdım.

MÜMTAZ : (Gülümseyerek) Önemli değil canınız sağ olsun. Açıkçası hikayemiz benzer. Ben de oldukça yorucu bir günün sonunda kafam dalgın ve canım sıkkın yürürken kendimi burada buldum. Muhtemelen birazdan ben de saçmalarım ödeşiriz.

 Karşılıklı gülüştükten sonra Mümtaz çorbasını kaşıklamaya devam etti. Ancak Kaan dalgın dalgın kaşığını kasede gezdirip duruyor nadiren ağzına götürüyordu. Bu durum dikkatini çeken Mümtaz sordu :

MÜMTAZ : Hayırdır. Nedir sizi bu kadar şaşırtan ve kendinize yabancılaştıran hadise ?

Bir süre göz göze geldikten sonra Mümtaz, Kaan’ın yüzünün bir anda aldığı donuk ifadeyi görerek sorduğu sorunun cevabını beklemeden tekrar söze girdi :

MÜMTAZ : Verdiğim sözü tutmakta hiç gecikmedim öyle değil mi ? Saçmalayacağımı söylemiştim ya. Şimdi de siz kusura bakmayın. Üstüme vazife olmayan bir soruydu.

Diyaloglardan kaçmak için geldiği yerde kendini bir diyaloğun tam ortasında bulmuştu Kaan. Ama nedense şu an içinden susmak değil konuşmak geliyordu. Buna sebep olan, hiç tanımadığı bu adamın içtenlikli tavrı mıydı yoksa kafasında ki kısır düşünce sarmalına geri dönmek istememesi mi idi ? Belki de her ikisi de etkendi. Ama gecenin bir yarısında, muhtemelen çakırkeyif bir yabancının, kendisinin beyin yakın düşüncelerine kafa yormasını beklemek tam anlamıyla safdillik olurdu. Ki muhtemelen, söyleyeceği şeyleri algılayabilecek potansiyeli bile yoktu adamın. Belki de dinleyip dinleyip “Sen nerenin manyağısın birader” diyerek kahkahayı basacaktı sonunda. İyisi mi bu topa hiç girmeyeyim” diyerek mevzuyu kapatmaya karar verdi :

KAAN : Problem değil dert etmeyin. Mesele konunun özel olmasından ziyade karmaşıklığı. Gece gece sizin de kafanızı ütülemeye gerek yok. 

MÜMTAZ : Belki siz nezaketen konuyu kapatmak için böyle söylediniz orasını bilemiyorum ama, ben yine de samimiyetle şunu söylemek istiyorum. Eğer sizin paylaşmak ile ilgili bir sıkıntınız yoksa şunu bilin ki karmaşık meselelere kafa yormayı severim ben. Hem benim de söyleyeceklerimi anlayan en azından bu uğurda çaba harcayan, derinlikli düşüncelere sahip insanlara çok ihtiyaç duyduğum anlar olmuştur. Empati yapıyorum biraz da. Ayrıca bazen kafamızda ki problemin çözümü için tanımadığımız insanların bize katacağı yeni denklemlere ihtiyaç duyarız. Diyeceğim o ki, çözüm bulabilir miyiz bilemem ama, sizi seve seve dinleyebilirim. Tabi nihayetinde karar sizin.

Bu söylenenler Kaan’ın hem hoşuna gitmiş hem de şaşırmasına sebep olmuştu. Tanımadığı birine yardımcı olabilmek için böylesine hevesli olmak, bu zamanda çok rastlanır şeyler değildi çünkü. Artık her şey yüzeyseldi. Duygular, düşünceler, fikirler, ilişkiler… Sabun köpüğü gibiydi.

KAAN : Samimiyetiniz için teşekkür ederim. Madem öyle günah benden gitti. Ayrıntısı uzun ama yaşadığım şeyi kısaca şöyle özetleyeyim. Uzun süredir üzerinde düşündüğüm ve karar vermem gereken bir durum vardı. Aslında mesele vereceğim kararın ne olduğu da değildi. Kararım atıyorum A idi. Mesele sadece kararın hayata geçiriliş zamanlamasıydı. Bugün artık zamanın geldiğini hissedip hareket geçtiğimde ise kararım sürpriz şekilde birden B hatta C olmuştu. Ve aklım karıştı. Bu kararı veren ben miyim gerçekten dedim. İyi de bundan benim niye haberim yok. Çok mu karmaşık oldu bilmiyorum ama özetle durum bu.

MÜMTAZ : Demek istediğinizi anladım. Aslında bu benim de üzerinde düşündüğüm bir konuydu. Durun bilgisayarımı çıkartayım da sizinle bir küçük bir test yapalım. Testin mizanseninin tam da sizin durumunuzu yansıttığını düşünüyorum çünkü.

MÜMTAZ :  Tamamdır bilgisayarım hazır. Şimdi görselde ki kişi sizsiniz diyelim. Bir tramvay yolunun yakınlarındasınız. Derken uzaktan yaklaşmaktan olan tramvayın sesini duyuyorsunuz. Bir bakıyorsunuz ki tramvay yolunun üzerinde ellerinde aletler olan beş işçi. Tabi bizim görselde ki işçiler işi gücü çoktan bırakıp kaderlerine razı olmuş gibi göründükleri için siz sıkı çalışan dalgın işçiler hayal edin. Neyse, tehlikeyi fark ediyorsunuz fark etmesine ama onları uyarabilmeniz için artık çok geç. Siz koşup onlara sesinizi duyurana ve işçiler toparlanıp kalkana kadar tramvay onları çoktan ezip geçmiş olacak.

Birden makası kontrol eden kolun tam yanınızda olduğunu görüyorsunuz. Büyük şans ! Kolu çektiğiniz anda beş işçiyi akşam sıcak yuvalarına ailelerine döndürmüş olacaksınız. Ama o da ne ! Son anda diğer yolun üzerinde de biri olduğunu fark ediyorsunuz. Peki bu durum da ne yapardınız ?

Kolu çekip beş kişinin hayatını kurtarmak için tramvayı o bir kişinin üzerine yönlendirir miydiniz?

KAAN :  Yani sonuçta 5 kişiyi kurtarmak için 1 kişiyi feda etmek mantıklı. Yapılacak ekstra bir şey de olmadığına göre kolu çekerdim sanırım. 

MÜMTAZ :  Tamamdır. Şimdi gelin senaryoyu biraz değiştirelim. Bu sefer görselde ki gibi bir tramvay yolunun üzerindeki üst geçittesiniz. Tramvay yine çalışan beş işçinin üzerine doğru hızla ilerliyor. Yanınızda da bu trajik duruma sizinle birlikte şahitlik eden oldukça iri yarı, cüsseli bir adam var. Yaşanacak felakete tanıklık etmek için umutsuzca hazırlanırken birden fark ediyorsunuz ki yanınızda ki adamı köprüden iterseniz, o iri cüssesiyle yolu tamamen tıkayacak ve beş kişinin hayatı kurtulacak. Bu durumda kararınız ne olurdu?

Beş kişinin hayatını kurtarmak için o iri cüsseli adamı raylara iter miydiniz ?

KAAN : Yani bilemiyorum ya. Ama ittirmezdim sanırım.

MÜMTAZ : Şu anda ilginç bir şekilde kendi vermiş olduğunuz bu kararı neden verdiğinizi anlamaya çalışıyorsunuz öyle değil mi ? Çünkü biliyorsunuz ki iki durum arasında teorik olarak hiç bir fark yok. Temel prensip 1 kişiyi feda edip 5 kişiyi kurtarmak.

Tramvay ikilemi denilen, Philippa Foot ve Judith Jarvis’in ortaya attığı bu test sonuçlar açısından aynı olsa da duygular işin içine girdiğinde insanoğlunun nasıl farklı karar verdiğini gösteren etkili bir örnek bence. Bu sorulara muhatap olan birçok kişi birinci senaryonun sonundaki soruya olumlu yanıt verirken ikinci senaryoda kine ise olumsuz cevap veriyormuş.

Tramvay ikilemindeki sorular yöneltildiğinde anda beyin aktiviteleri ölçülen denekler birinci senaryoyu düşünürken dorsolateral prefrontal kortekslerinin ön bölgelerinde hareket görülürken duyguların daha çok dahil olduğu ve faydacı yargılar veremediğimiz ikinci senaryoda ise cingulate kortekslerinin ön bölgesinde etkinlik artıyormuş ki bu bölge beynimizin yanıt çatışması yaşadığımız durumlarla ilişkilendirilen bölgesiymiş. Küçük testimiz bize gösteriyor ki çok kritik kararlar verirken dahi pek öyle bile isteye kararlar veremiyoruz. 

KAAN : Vay be ! Bir çok açıdan çok şaşırtıcı oldu. Testin sonuçları olsun, benim durumumla olan benzerliği olsun. Tabi bir de dürüst olmak gerekirse sizden hiç de böylesine bir cevap beklemiyor oluşum.

Eee bilinçaltı falan dediniz durdunuz. Var mı devamı ? Yaklaşım tarzınız çok hoşuma gitti. 

MÜMTAZ : Yani ben de mevzu bol ama sizi boğmak istemediğim için uzatmayayım dedim.

KAAN : Yok yok lütfen dilediğiniz kadar anlatın. Şu sıralar ufkumu açacak sohbetlere çok ihtiyacım var inanın.