İNANÇ (4)

MÜMTAZ : Tamam o zaman devam edelim. Böyle sohbetlerden ben de çok keyif alırım. Ama lafı uzatmayı da biraz severim baştan söyleyeyim.

Gün içerisinde aldığınız kararları bir düşünün. Kıyafet ve yemek seçiminden yapılacak işlerin sıraya konmasına, dolmuşa mı binsem otobüse mi, çay mı içsem kahve mi gibi sorulara verdiğimiz yanıtlara kadar, gün boyu verdiğimiz kararların listesini yapsak binlerce satır tutar.

Çoğu kararı da birkaç saniye içinde veriyoruz. Peki ya insan ilişkilerinde davranışlarımızı belirlerken, söyleyeceğimiz kelimeleri seçerken verdiğimiz, mili saniyede gerçekleşen kararlar ? Tüketici olarak onlarca seçenek arasından yaptığımız tercihler ? Bir de tabii iş ve eş seçimi gibi daha uzun dönemde verdiğimiz hayati kararlar var. Peki nasıl karar veriyoruz ? Basit şekilde formülüze edersek :

ALGI + BİLGİ = YARGI

Doğrudan ya da dolaylı olarak bize ulaşan bilgiyi kendi algı filtremizden geçirdikten sonra ulaştığımız fikri neticeye yargı diyoruz. Peki yargılarımızın tamamı ile bizim öznel düşüncelerimizin sonucu olduğundan ne kadar eminiz. Yoksa çok mu eminiz ? Bence karar verme dinamiklerimizle ilgili gerçekleri bilmeden pek o kadar da emin olmamamız gerekiyor. Neden mi ?

Stanford Üniversitesi yaptığı bir araştırmada insanların verdiklerin kararların sadece %6 ‘sını bilinçli, geriye kalanı bilinçaltı mekanizmalar desteğiyle verdiğini sonucunu ortaya koydu. Ortalama bir insan tek bir anda bilinçli olarak 400.000 byte‘ten fazla bilgiyi işleyemezken, ama bilinçaltımı çok daha fazla bilgiyle başa çıkabiliyor. Üst beyin saniyede 400.000 byte veri depolarken alt beyin, 2.000.000 byte veri depolamakta. Ve tahmin edersiniz ki bu veriler direkt olarak verdiğimiz kararlar üzerinde etki sahibi oluyor.

Örneğin insanların yalan söylerken ayaklarına baktığından bahseden bir makale okudunuz. İlerleyen süreçte biriyle girdiğiniz bir diyalaog sırasında karşınızda ki kişinin ayaklarına bakarken söylediği sözleri beyniniz güvenilmez olarak kodluyor. Siz o makaleyi unutmuş bile olsanız.

KAAN : Bilinçaltımız, kararlarımız üzerinde bu denli etkili miymiş ya gerçekten ?  Hem de neredeyse bizden bağımsız olarak.

MÜMTAZ : Bununla ilgili güzel bir çalışma var. Onu izleyince daha net anlaşılıyor bazı şeyler.

Play Video

KAAN : (Gülümseyerek) Hadi canım ! Çok enteresan ya. Bilinçaltımız resmen arkamızdan iş çeviriyor he.

MÜMTAZ : Aynen öyle. Bilinçaltı dediğimiz dünyamız bizim bu kararları almamızda baş rolü oynuyor dedik. Peki bilinçaltımız karar verirken kendi kafasına göre mi takılıyor ? Hayır onunda bağlı olarak çalıştığı bazı mekanizmalar var. Hadi onlar hakkında da başka bir video izledikten sonra konuşalım.

Play Video

KAAN : (Kahkaha atarak) Eğlenceli bir videoymuş. Cehalet yine can aldı.  Yazık, ziyan ettiler ilk antilobu. 

MÜMTAZ : Video da gördüğümüz antiloplara baktığımızda bilinçaltımızın karar verirken kullandığı bazı mekanizmaları görebiliriz. Bunlar :

“Tatmin eden sezgi” kararımızı daha fazla geciktirmek istemediğimiz durumlarda beklentilerimizi karşılayan ya da beklentilerimizi aşan ilk seçeneği seçmemize yardımcı oluyor.

“Tanıma sezgisi” daha çok, seçenekler hakkında fazla bilgimiz olmadığı zamanlarda kullandığımız, daha tanıdık olduğumuz seçeneği tercih etmemizle neticelenen bir sezgi.

“Onaylama yanlılığı” sezgisel yanlılıklarımızdan bir diğeri. İnandığımız doğruları tasdik eden seçeneği seçme eğilimindeyiz.

Bu davranışsal reflekslerimizin getirdiği yanılgı potansiyelimiz, bizi zaman zaman mantıklı ve reel yargılar yerine subjektif yargılara götürebiliyor. Halihazırda sahip olduğumuz düşünce her ne ise, onu müdafaa etme çabası içerisine girip adeta körü körüne o yargıya inanmaya devam edebiliyoruz. 24 saat  Halk TV  ya da A Haber izleyen insanlar buna bir örnek teşkil ederler örneğin. Bu tip bir aksiyonun asıl amacı inceden inceye düşünüp yeni fikirler edinmek yerine, sahip olunan fikriyatı pekiştirmektir. İzlenilen kanallar tam da bu amaca hizmet etmektedir nitekim.

Şimdide bazı deneyler üzerinden, yargı mekanizmamız üzerinde ki dışsal faktörlere göz atalım. ilk sırada Muzaffer Sherif tarafından geliştirilen ve sosyal psikolojiyi anlamaya yönelik bir deney olan Otokinetik Deneyi var.  

MÜMTAZ :  Karanlık odada bir sabit ışık noktası gösterildiğinde beynimizin bize yaptığı bir illüzyonla o noktayı hareket ediyormuş gibi görürüz. Buradan yola çıkılarak hazırlanan deney basit ve 3 aşamalıdır.

İlk aşama: Katılımcılara tek başlarına bulundukları karanlık bir odada ışığın kaç cm hareket ettiği sorulur. Katılımcıların cevapları soru tekrarlayan bir şekilde sorulduğunda bir noktada sabitlenme eğilimindedir. Örneğin ilk cevapta 11 derken ikincide 3 sonrakinde 7 sonrakilerde 6’da sabitlenir.

İkinci aşama: Katılımcılara bu soru tanımadıkları bir grupla beraber girdikleri bir odada tekrar sorulur. Gruptaki her katılımcı cevaplarını sesli bir şekilde bildirir. İşte tam burada bir şeyler olur az önce 6 olarak belirlenen hareket aralığı birden gruptaki diğer katılımcıların cevaplarına daha yakın bir hale gelir. Aynı şekilde diğer katılımcılar cevaplarını grubun ortak bir noktada buluştuğu cevaba yaklaştırma eğilimindedir. Katılımcılar ilk koşulda verdikleri cevapları bırakıp grupça ortak bir norm belirlemişlerdir.

Üçüncü aşama: Katılımcıları bir sene sonrasında tekrardan deneye çağırılır ve tek başlarına odaya alınarak ışığın ne kadar hareket ettiği sorulur. Bu durumda katılımcıların bir sene önceki grubun belirlediği standart cevabı verdikleri gözlenmiştir. Üzerinden bir sene dahi geçse grup normunun geçerliliğini koruduğu bulunmuştur.

Bu deney bize içinde bulunduğumuz grubun düşüncelerine ne kadar kolay kanalize olabildiğimizi göstermiştir. Bu deney, tam olarak emin olamadığımız bir durumda yargımızın nasıl etki altında kaldığını göstermekteydi. Acaba daha somut ve net bilgiye dayalı bir durumda da bu kadar kolay etkilenebilir miyiz ? Şimdi çıtayı biraz daha yükseğe koyalım ve Asch Deneyi ‘ne geçelim.

Ya ben böyle kaptırıp gidiyorum da sorun yok değil mi ?

KAAN : Olur mu hiç harika gidiyorsun. Devam devam… Yalnız merak ettim psikolog falan mısınız siz ? Baya bilgi sahibi olduğunuzu görüyorum bu konularda.  

MÜMTAZ : Yok hayır mühendisim. Bir sunum hazırlıyorum da o sebeple derlemiştim bunları. Sıkıntı olmadığına göre o zaman deneyimizi izleyelim.

Play Video

MÜMTAZ : Adına kabaca mahalle baskısı diyebileceğimiz bu etki, deneye katılanlar ister sokakta ki sıradan bireyler olsun ister yüksek IQ skorlarına sahip, özgüvenleri yüksek bireyler olsun hep aynı sonuca yol açmaktadır. Şunu çok iyi anlamamız gerekir ki insan bilim adamı da olsa, oturduğu yerden aklı tavana da değse nihayetinde insandır ve bu mekanizmaların dahilinde hareket etmektedir.

Bireysel ve sosyolojik yargı mekanizmalarımız üzerine yapılan bunca deneyin, araştırmanın ve yazılan makalelerin vs. sonuçlarına bakıldığında, Peygamberimizin (s.a.v.) şu hadisi-i şerifi ile olayın fotoğrafını daha asırlar öncesinden çekerek bizi uyardığını görmek oldukça dikkate şayandır.