İNANÇ (5)

KAAN : Demek inançlı birisiniz. Şaşırdım doğrusu.

MÜMTAZ : (Gülümseyerek) Neden şaşırdınız ki ? Siz inançlı değilsiniz sanırım.

KAAN : Ne bileyim işte. Mühendissiniz, eğitimli ve kültürlüsünüz. İnanç ve eğitim. Bu iki kavramın pek bir arada bulunacağına inanmam da. Siz istisnasınız sanırım. Bu arada ben ateistim.

Biraz önce yaşadıklarının tesiriyle cümlesinin sonunu içinden “Sanırım” diyerek tamamlamıştı Kaan.

MÜMTAZ : Bence çok yanlış düşünüyorsunuz. Tabi böyle düşünüyor daha doğrusu düşündürülüyor olmanızın da altın yatan sebepler var. Bir akıl tarafından sürekli olarak Din=Gericilik algısı yaratılıyor. Bu da bir çeşit manipülasyon aslında. Konumuzun da özü bir nevi.

KAAN : Kimsenin bir algı yaratmasına falan gerek yok bence. Her şey zaten ortada. Bir tarafta gözünü uzaya dikmiş, uzak gezegenlerde yaşam izleri arayan bunun için milyonlarca dolar bütçe ayıran bir medeniyet var. Diğer yanda da kafa kesen manyaklar. Din toplumların afyonudur. Biz de bir türlü paçamızı bu zırvalardan kurtaramayan, hiçbir şey yapmayan, hiçbir şey üretmeyen geri kalmış embesil bir toplumuz. (Birkaç saniyelik sessizlikten sonra) Ya kusura bakmayın. Sonuçta inancınız. Dedim ya acayip bir gün geçiriyorum. Fevriliğim için özür dilerim.

MÜMTAZ : Önemli değil. Özür dileme erdemini gösterdiniz nihayetinde. (Gülerek) Çok da ateist değilmişsizsiniz demek ki.

KAAN : (Kahkaha atarak) O nasıl bir tespit öyle ya. Nasıl bir alaka kurdunuz acaba merak ettim.

MÜMTAZ : Şöyle söyleyeyim. Genelde ateistliğin seviyesi arttıkça inanç hakkında konuşurken bir noktadan sonra ağızdan salyalar saçılmaya başlıyor. Bu tipler karşısındakini dinlemek bile istemiyorlar. Çünkü muhatabının mantıklı şeyler söylemesini kabul dahi edemiyorlar. Onların niyeti doğruyu bulmak falan değil zaten. Sadece karşılarındakini bir şekilde bastırmak. İnançlarını aşağılamak. Böylece haklı oldukları konusunda ruhlarının rahatlatmaya çalışıyorlar. O asla huzur bulamayacak ruhlarını. Şu ayetlerde anılanlar bunlardır işte.

KAAN : Ya tamam hadi ilk söylediğiniz ayete diyeceğim bir şey yok. Kimsenin inancını aşağılamak kimsenin haddi değil. Ve evet bu konuda kantarın topuzunu kaçıran pek çok kimseye ben de zaman zaman şahit oluyorum. Ama şimdi diğer ayetlere bakınca da diyorum ki “Ya arkadaş nasıl inanıyorlar bunlara”. Öncelikle bir cinler mevzusu var ki akıl işi değil. Göremediğimiz varlıklarmış. Peh ! Hadi neyse onu geçtim. Diğer yandan deniyor ki onları cehennem için var ettik. Gözleri de mühürlenmiştir vesaire. Yani şimdi bu nedir. Bu adamın zaten özgür iradesi yoksa daha baştan ne olacağı belli ise bu nasıl bir mantıktır nasıl bir adalettir. Bir de gözleri mühürlenmiş üstelik. Dedim ya akıl karı işler değil.

MÜMTAZ : Madem konu buralara geldi eğer dilerseniz konuşmamızı inanç ekseninde devam ettirebiliriz. Bundan büyük mutluluk duyarım. Tabi vaktiniz de müsaitse. (Gülerek) Malum saat biraz sıra dışı.

KAAN : Yani vakit falan problem değil de işin açığı bugüne kadar imamından ilahiyatçısına bir dünya insanla konuştum. Bırakın beni ikna etmeyi neredeyse onlar dinden çıkacaklardı. Demek istediğim, kusura bakmayın ama duyabileceğim dinci zırvalarının hepsini zaten duydum. Hem ben okuyup, araştırıp somut bilgiler ile seçtim yolumu. Dinlerin insan uydurması olduğu çok açık. 

MÜMTAZ : Konuştuğunuz insanları tanıyıp bilmediğim için onlar hakkında yorum yapamam. Ama şu acı bir gerçek ki ülkemizde ki din adamlarının bir çoğu malesef 32 farz müslümanı. Kıl beşini git işineden çok fazlası değiller. Oysa bir islam alimi her daim çağın değişen dinamiklerine ayak uydurmalıdır. Günümüzde de problemler ve meseleler değişti. Artık yeni realiteler var. Din adamı olmak için çağın gerçeklerini kavrayıp ona ayak uydurmak lazım. Büyük sözü dinlemek lazım :

“Dünle beraber gitti, ne kadar söz varsa düne ait cancağızım,
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım„

Hz. MEVLANA

Tabi bunda şahısların olduğu kadar devletin de suçu var. Bugün ilahiyat fakültelerinde islam esaslarının yanında modern bilimler de okutulmalıdır. Kendi bilim üstleri vesaire olmalıdır. Biyologlar, astronomlar, mısırologlar vb. antik medeniyet bilimcileri vesaire kendi alanlarda hem Kuran mucizelerini araştırmalılar hem de ufuk açan makaleler, tezler kaleme almalıdırlar. Ben kendim bir Kuran mucizesi buldum ya düşünün. Hem de bence akıllara durgunluk verici ölçekte. Benden önce bunu nasıl olur da kimse akletmiş olamaz akıl alacak iş değildir. Malesef bizim ilahiyatçılarımız gelinen noktada bırakın islama destek olmayı köstek oluyorlar. Adam kalkmış batı medeniyetini kutsamak ve onlara şirin görünmek için islama evrimi bilmem neyi sokuyor. Oysa islam ile bilim ne zaman farklı şeyler söylese, günün sonunda Kuran’ın hak kelam olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır.

Dediğim gibi bizim din adamlarımız ancak sözde batı medeniyetinin şakşakçılığını yapan sümsüklere dönüşmüş durumdalar. İslam medeniyetini dünyanın zirvesine taşıyan döneme bakalım bir de. Hüccetül İslam (İslam’ın Kanıtı) diye anılan, sonraları baş müderrisliğine de getirileceği Büyük Selçuklu Devleti tarafından kurulmuş dünyanın ilk üniversitesi Nizamiye Medresesi ‘nde eğitim alan, büyük islam mütefekkiri, mutasavvıfı ve felsefecisi El-Gazzâlî hazretleri kendi çağının realiteleri olan felsefi akımları analiz etmiş, Plato’yu, Sokrates’i, Aristo’yu ve nicesini incelemiş ve nihayetinde de Fiozofların Tutarsızlıkları (Tehâfütü’l-Felâsife) adlı eserini onların görüşlerini tenkit etmiştir.

Aynı zamanda benim de idolüm olan bu kıymetli insanın dilinden gelin islamın insanda beklediği yaklaşımı dinleyelim :

“ Gençliğimden itibaren 50 yaşımı aştığım bu ana gelinceye kadar, bu engin denizlerin derinliklerine dalmaktan hiç geri durmadım. Coşkulu denizlere çekingen korkaklar gibi değil, cesur kimselerin dalışı gibi daldım, gördüğüm her meselenin üzerine atladım. Her zorluğun içine apansız girdim. Her fırkanın inanış ve fikirlerini inceliyor, her grubun tuttuğu yolun inceliklerini ortaya çıkarmaya çalışıyordum. Araştırdığım fırkaların hak veya batıl, sünnete uygun veya bidat sahibi olmaları konusunda ayrım yapmıyordum. Bâtınîlik yolunu tutmuş her fırkanın, bu düşünceyle ne hedeflediklerini öğrenmeye çalıştım. Zâhirîlik yolunu tutmuş olanların, bununla neler elde ettiklerini ortaya çıkarmaya gayret ettim. Felsefe yolunu tutmuş olanların, sahip oldukları felsefeyi bütün esaslarıyla öğrenmeye özen gösterdim. Hiçbir kelâm âlimini dışarıda bırakmadan kelamdaki yöntemini ve mücadelesini öğrenmeye çaba gösterdim. Bütün gücümle ne kadar sufi var ise onun sufiliğindeki sırları öğrenmeye, ne kadar abid var ise bu ibadetleriyle neler kazandığını araştırmaya çalıştım. Bütün zındıkların, Allah’ın varlığını ve sıfatlarını kabul etmeyenlerin, bu inanış veya inkarlarının arkasında yatan sebepleri titizlikle araştırdım. Her şeyin hakikatini öğrenmeye karşı duyduğum susamışlık; baştan ve gençliğimden beri tuttuğum yol ve benim bir hasletim olmuştur. Bu hasletler, Allah tarafından benim yaratılışıma ve hamuruma katılmış özelliklerdir; benim seçimim ve tercihim değildir. Bunun sonucunda çocukluğumun coşkulu çağlarından itibaren taklit bağlarından sıyrıldım ve büyüklerimizden miras kalan sırf taklide dayalı inanç esaslarından koptum. Çünkü Hristiyan çocuklarının hepsi bu din üzere yetiştiklerini, Yahudi çocuklarının sürekli bu dinin esaslarına göre büyüdüklerini, Müslüman çocuklarında istisnasız İslam dini üzere yetişmekte olduklarını görmekteydim. Yaratılıştan gelen asli hakikati ve ana baba ile hocalar aracılığıyla kazanılan sonraki inanç esasları ve taklit unsurlarının hakikatini öğrenme konusunda içimde büyük bir istek oluştu. Taklit, başlangıçta birtakım telkinlere dayanmaktaydı. Bunların da hangilerinin hak ve batıl olduğu konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktaydı. Kendime şöyle dedim: Benim istediğim, her şeyin gerçek yüzünü öğrenmektir. Öyleyse önce bilginin gerçek yüzünün ne olduğunu öğrenmekle işe başlamam gerekir. „

İmam GAZALİ (k.s.)

KAAN : Güzel şeyler söylediniz. Tabi sadece lafta kalmayacak olsaydı güzel olurdu. Söylediklerinizin gerçekte karşılığı var mı peki ? Siz inandığınız dini ne kadar biliyorsunuz acaba ? Ya da başka dinleri ? Ve bunların arasında ki bağlantıyı… (Birkaç saniyelik sesizlik) Pekala küçük bir deneme yapalım haydi. Şimdi müsadenizle bilgisayarınızı kullanarak size bir iki fotoğraf göstereceğim ve bunlar hakkında ki fikrinizi soracağım. Cevabınız kafama yatarsa sizi dinlemeye devam edeceğim. Aksi halde konuşacak bir şey yok demektir.

MÜMTAZ : Anlaştık. (Gülerek) Yalnız siz çok hızlısınız daha öncekilere cevap beklemeden yeni sorular soruyorsunuz. Buyurun bilgisayar sizindir. Ama benim de size bir teklifim var. Siz de benim soracak olduğum sorulara cevap vereceksiniz. Ben sizin cevabınızın beni tatmin etmesini beklemiyorum. Zira cevaplarınızı şimdiden biliyorum. Eğer ben de soracağım sorulara vereceğiniz cevapları bilebilirsem konuşmaya devam edeceğiz. Anlaştık mı ?

KAAN : (Gülerek) Vaay ! çok iddialı bir çıkış. Tamam anlaştık. Eveeet. Bu arada islamın antik medeniyetlerin uzantısı olduğunun ispatı olan fotoğraflarımız da hazır.