İNANÇ (10)

MÜMTAZ : Makale özetle şöyleydi. 1835’te Maranhaolu kabileler Avrupalı hükümdarlara karşı ayaklanmış. Beş yıl süren bu isyanlar boyunca 100.000’e yakın yerli öldürülmüş. Awalar, soykırımdan kaçmak amacıyla göçebe bir hayat tarzını seçmek zorunda kalmışlar. İçine girdikleri yeni yaşam tarzıyla birlikte, nasıl tarım yapılacağını hatta nasıl ateş yakılacağını dahi unutmuşlar. Yaklaşık iki yüzyıl içinde medeniyet ölçeğinde binlerce yıllık geriye gidiş yaşayan bu insanlar vahşi doğayla tamamen iç içe yaşar hale gelmiş. Öyle ki kabilenin kadınları bebeklerini emzirdikleri gibi sincap, maymun ve diğer hayvanları da emziriyorlar.

Makaleyi okuduktan sonra beynimde şimşekler çaktı. Awa’ların başına gelen bu medeniyette geriye gidiş haline sebep olan, istila sonrası kaçma ya da göçe zorlanma gibi durumlar bundan binlerce yıl öncesinde hayatın doğal bir gerçeğiydi. Sürekli savaşlar oluyor ve insanlar ya köleleleştiriliyor ya da yaşadıkları yerden kovuluyorlardı. Ve başlarına gelen tıpkı Awa’ların başına gelen gibi medeniyette dibe vurmak ile sonuçlanıyordu. Kendimi düşündüm sonra. Allah korusun böyle bir durum yaşasam ve hayatta kalmak için yaşantımı terketmek zorunda kalsam ne olurdu diye. Böyle bir durumda asla defter, kalem, ansiklopedi falan düşünmez sadece temel ihtiyaç maddelerini kendime yük eder ve kaçardım. Ormanın birinde ailemle kurduğumuz çetin ve zorlu yeni hayatta kızıma vereceğim eğitim onu hayatta tutmaya yönelik olurdu. Zaten elimde doküman vesaire de olmayacağından anlatmak istesem dahi asla bildiklerimi ona asla tam olarak aktaramazdım. Velhasıl bildiklerim benimle birlikte ölecek, ben nanoteknoloji çağının eşiğinde bir medeniyette yaşarken, benden birkaç jenerasyon sonra yaşayacak büyük torunlarım belki çok çok Awa’ların bir kaç tık üstünde bir medeniyet çizgisine gerileyeceklerdi.

KAAN : Hakikaten ufuk açıcı ve insanı düşünmeye sevk eden bir durum. Şimdi de yeri gelmişken aklıma başka diğer konuyu sorayım madem. Şimdi malum bu adamların  islamiyetten zerre kadar haberleri yok. E bu adamlar direk cehenneme gidecek o zaman. Bu nasıl adalet ?

MÜMTAZ : Hayır yanlış biliyorsunuz. Öncelikle konuyla ilgili iki ayete göz atalım.

MÜMTAZ : Sizin sorduğunuz sorunun aynısını firavun da Hz. Musa’ ya (a.s.) sorar. Verilen yanıt onların akıbetinin Allah katında malum olduğudur. Diğer ayeti kerimede de kendilerine peygamber gönderilmeyen bir topluma azap edilmeyeceği bildirilmiştir. Öncelikle bu insanlardan müslüman olmalarını falan zaten beklenemez. İslam alimleri bu konuda genelde iki görüş sunarlar. Birincisi bu insanlar öldükten sonra sorgu suale tabi olmayacaktır. Cennete gidecekler veya ahiret hayatı yaşamayacaklardır. Diğer görüş ise Allah’ın insana vermiş olduğu idrak kabiliyeti, bir yaratıcının varlığı idrak etmek için yeterli olduğundan, bu insanların sadece bir yaratıcının varlığını akıl etmek ile mükellef olacakları yönündedir. Örneğin İmam Gazali (k.s.) hazretlerinin konuyla ilgili düşüncesi şu şekildedir. 

1. Peygamberin (s.a.v.) davetini duymamış, kendisinden haberdar da olmamıştır. Bu sınıfa giren insanlar kesin olarak ehl-i necat olup cennetliktir.

2. Peygamberin (s.a.v.) davetini, gösterdiği mucizeleri ve güzel ahlakını duymuş olmakla beraber ona iman etmemiştir. Bu sınıf kesin olarak azaba uğratılacaktır.

3. Peygamberin (s.a.v.) ismini duydukları halde, aleyhinde yapılan olumsuz propagandalardan başka bir şey duymadıklarından, kimse onlara doğruyu söyleyip onları teşvik etmediğinden alaka duymamaktadırlar. Bunların da ehl-i necat olacaklarını, yani cennete gireceklerini umarım.

Tabi ki en doğrusunu Allah bilir. Bu insanların varlığının diğer önemli bir hikmeti de şudur. Ben antik dinlerin nasıl ortaya çıktığını ve insanların bunlara neden inandığını çözmek için debelenirken cevabın aslında burnumun dibinde olduğunu çok sonra fark etmiştim. Awa’lar yada benzer ilkel ya da az gelişmiş toplumların inançları ile antik medeniyetlerin inançları neredeyse aynıydı. Dolayısıyla onları gözlemlemek hem geçmişe hem de senkretik dinlerin nasıl ortaya çıktığı anlama konusunda çok kritik bir rol oynuyordu. Örneğin Awa’ların inançlarından bahsedeyim biraz size.

Awa’lar dolunay gecesi ormanda ritüel düzenlerler. Ritüel sırasında ağaç dallarından yaptıkları kulübemsi bir yere sırayla girerek transa girerler. Burası onlar için dünyalar arasında bir portal görevi görür. Düzenlenen ritüel sırasında, insanlar dünya’yı geride bırakırlar ve orman ruhlarının alanı olan iwa’ya yolculuk ederler. İwa’ya ulaştıklarında atalarının ruhlarına ve ormanın ruhlarına rastlarlar.

Özellikle dolunay gecesi düzenlenen ritüeller, girilen translar ve irtibata geçilen ruhlar. Bunları da hafızamıza not edelim ve devam edelim.

Arkeolojik keşifler neticesinde de görülmektedir ki Hz. Adem (a.s.) ile başlayan soyut inanç, insanlar yozlaşıp ilahi vahiyden koptukça yerini her türden saçma sapan pagan inanç formlarına bırakmıştır. Bu pagan inanç formlarından biri de dikilitaşlardır.

MÜMTAZ : Verdiğim görselde Göbeklitepe ile onun kadar olmasa da Sümerlerden daha eski olan ve bugün Druid büyücülerinin hala ayinler yaptığı soyut inanç merkezi Stonhenge de gördüğümüz dikilitaşlara yani monolithlere dikkatinizi çekerek devam etmek istiyorum.

MÜMTAZ : Ve sırada ki sorumu soruyorum. Dünyanın dört bir yanından gördüğümüz bu monolitler nedir ? Neden dikilmiştir ? İnsanlar geçmişte ve bugün buralarda ne bulmaktadır ?

(Gülerek) Bilmiyorum diyebilir ya da sessiz kalma hakkınızı kullanabilirsiniz.

KAAN : (Gülerek) Sessiz kalma hakkımı kullanayım bari.

MÜMTAZ : (Gülerek) O zaman bir soru daha sorayım.

MÜMTAZ : Neden antik medeniyetlerce inşa edilmiş bu tapınakların yapıldıkları yerler hep, adına ley hatları denilen bir sanal ağın üzerinde yer almaktadır ?

KAAN : (Gülerek) Ya bu soruların cevabını arkeologlar bile veremiyor ben nasıl vereyim ? Tabi ki bilmiyorum. Gerçi benim böyle bir durumun var olduğundan dahi haberim yoktu.

MÜMTAZ : Bakın aşama kaydetmeye başladık bile. Bu soruları sormaktaki amacım tam olarak da bu. Yani biz insanlık olarak neyi biliyoruz, neyi bilmiyoruz, neyi biliyor gibi yapıp bilmiyoruz ve hatta saçmalıyoruz. Bunun farkındalığına varabilmek. Doğru olarak kabul ettiğiniz şeylerin dibini biraz eşelediğinizde fark ediyorsunuz ki, aslında çoğu temelsiz varsayımlardan ibaret. Bunu en çok iki alanda görüyorsunuz. Nereden geldik ? ve Nereye gidiyoruz ? sorularına cevap arayan bu iki alan da tahmin ettiğiniz üzere arkeoloji ve teorik fizik. Teorik fiziği sonraya saklayarak şimdilik arkeoloji üzerinden devam edelim.

Bilginin izini sürerken farkında olmamız gereken çok önemli bir konu daha var. Bize dayatılan bilim adamlarının hepsinin çok onurlu, erdemli, bilim uğruna asla hiçbir şeyden taviz vermeyen, incelemelerinde tamamen objektif ve sağduyulu davranan, bilimsel manada adeta kutsal kişisel oldukları palavrası. Oysa Çatalhöyük gibi arkeolojik olarak çok önemli bir yerin kaşifi olan James Mellaart ‘ı bunun tam aksi bir örnek olarak verebiliriz.