İNANÇ (11)

MÜMTAZ : Evinde kendi ürettiği resimleri ve yazıtları tarihi eser olarak tanıtıp bunun üzerinden de bir tarih algısı oluşturmaya çalışan bu vatandaşın yaptıkları münferit bir durumda da değil ayrıca. Yine örnekleri ile göreceğimiz üzere bilim dünyası pek öyle sanıldığı gibi pir-u pak bi yer değil. Şu bir gerçek ki insanın olduğu her yerde yozlaşma ve yetkiyi herhangi bir sebeple kötüyü kullanma kaçınılmazdır.

Diğer yandan farkında olunması gereken bir başka husus da, sonuçta sadece birer insan olan bilim insanlarının da çalışmalarını hali hazırda inanmakta oldukları her ne ise ona göre subjektif olarak yorumlamalarıdır. Gordon V. Childe örneğini de bunun izahı için vermiştim.

Konuyu bölmeyeyim diyorum ama tam yeri gelmişken, insanların gözünde bilimin nasıl bir güç odağı haline getirildiğine ilişkin bir testten bahsetmeden de geçmek istemiyorum.

Somut ve net bilgiye sahip olduğumuz durumlarda dahi ne kadar kolay etki altında kaldığımızı daha önce görmüştük. Hal böyleyken boyumuzu aşmaya başlayan meselelerde ki tavrımızın artık sizin için şaşırtıcı olmayacağı kanaatindeyim.

  MIT ’de beyin ve bilişsel bilimler öğretim üyesi Laura Schulz’a göre kişisel kapasitemizin üstünde olduğu için karar vermekte zorlandığımız durumlarda, kararına güvendiğimiz birinin davranışını kopyalıyoruz. Bu mekanizmanın en çok kullanıldığı alan pek tabi ki bilimdir. İnsanların pek çoğu hakkında en ufak bilgiye dahi sahip olmadığı konularda bilim adamlarının söylediklerini mutlak doğru kabul ederler. Peki acaba insanlar beyaz önlüklü bir bilim adamının otoritesine ne derece itaat ederler.

Sorumuzun cevabı için şok edici sonuçları olan Milgram Deneyi ‘ni inceleyelim. Psikolog Stanley Milgram, 1961 yılında Yale Üniversitesi’ndeki tarihi deneyine başlarken, şu temel soruya cevap arıyordu:

Sıradan hayat yaşayan zararsız bir insan, kendisi gibi bir insana zulmetmekte, acı çektirmekte ne kadar ileri gidebilir?

MÜMTAZ : Deney öncesinde, deneye katılacak birey, 45-50 yaşlarında bir başka bireyle tanıştırılır. Hafif ihtiyar olan bu abimiz diğer katılımcıya tanışma faslında kalp hastası olduğunu özellikle vurgular. Bu abimiz aslında deneyin içinde yer alan bir görevlidir fakat asıl katılımcı bunu bilmiyordur. Deneyin amacının fiziksel acının öğrenme üzerine etkisinin ölçülmesi olduğu ifade edildikten sonra güya kura çekilerek kimin öğrenci kimin öğretici pozisyonunda olduğu tayin edilir. Pek tabi ki kura asıl katılımcının her halükarda öğretici olacağı şekilde ayarlanmıştır.

Deney düzeneğinde yer alan ve elektrik şoku veren makinede 15 volttan 450 volta kadar çeşitli voltaj seviyelerine ait düğmeler vardır. Düğmeler üzerlerinde yer alan ‘Hafif şiddetli (75-120 volt), ‘Şiddetli (135 – 180 volt), ‘Tehlikeli (135–180 volt) gibi etiketlerle de gruplandırılmıştır. En yüksek şok seviyesi olan 435–450 volt arası ise ‘XXX şeklinde yani bir anlamda ölümcül olarak etiketlendirilmiştir.

Deneye başlamadan önce öğretici pozisyonunda ki katılımcıya 40 voltluk bir elektro şok verilerek diğer katılımcının ne kadarlık bir acıya maruz kalacağı hakkında fikri olması sağlanır.

Deneyden önce Milgramdeneklerin çoğunun bir başkasına 150 volttan fazla elektrik şoku vermeyi reddedeceği tahmininde bulunmuştur. Yale Üniversitesi’ndeki bir grup psikiyatrist ve psikolog arasında yaptığı ankette de, deneklerin sadece % 1inin 450 volta kadar çıkacağı tahmini yapılmıştır. Ama durum hiç de öyle olmamış ve herkesi şok eden bir sonuç ortaya çıkmıştır. İlk deney grubunda bulunan 40 denekten 26’sı, yani % 65’i, acı içinde bağıran çığlık atıp yalvaran kalp hastası adamı kulaklarıyla duydukları halde, otoriteye itaat ederek 450 voltajlık son raddeye kadar çıkmıştır. Daha da vahimi, deneklerin tek biri bile, 300 volt seviyesinden önce deneyi bırakmamıştır.

(Gülerek) Ne dersiniz. Siz de dayar mıydınız 450 voltu ?

KAAN : (Gülerek) Vallahi şu an “yok ya ben çıkmazdım” diye atıp tutması kolay da gerçekte ne yapardım acaba ben de merak ettim bak şimdi. Yalnız hakikaten dehşet verici bir deneymiş.

MÜMTAZ : Neyse konuyu dağıttık bari tam dağıtalım. Yeri gelmişken bir test yapalım gelin.

MÜMTAZ : Test şöyle. Denek arandığını bildiren bir üniversitenin ilanına başvuruyorsunuz. Gittiğiniz de üniversitede sizi bir masaya oturtup karşınıza da hiç tanımadığınız ve sizinle aynı ilana başvurup gelmiş bir kişiyi oturtuyorlar. Odaya, deneyi yapacak olan beyaz önlüklü bir akademisyen giriyor. Akademisyen, size 200 ₺veriyor. Akademisyen parayı verdikten sonra da kuralı söylüyor.

 Kural şu: Bu 200 ‘ nın istediğiniz bir miktarını paylaşmak üzere karşı tarafa teklif edeceksiniz. Varsayalım ki 50 ₺ teklif edebileceğiniz gibi 75 ₺100 ₺125 ₺150 ₺ vb. de teklif edebilirsiniz. Karşı tarafın ne kadar teklif edeceğiniz konusunda söz hakkı yok. Seçim tamamen size kalmış. Ama karşı taraf önerdiğiniz bu teklifi isterse kabul edecek istemezse de reddedecek. Tamamen ona kalmış. Teklif edilen miktarı kabul ederse, geri kalan kısım da sizin olacak. Böyle bir durumda deney bitecek, iki taraf da parasını alıp evine gidecek.

Ancak, bir kural daha var. Eğer, karşınızdaki kişi teklif ettiğiniz parayı beğenmez ve kabul etmezse, deney yine bitecek. Beyaz önlüklü akademisyen, verdiği 200 ₺‘ nı geri alıp gidecek. Ne siz, ne de karşınızdaki kişi para alamayacaksınız.

Soru : Ne kadar teklif ederdiniz ?

KAAN : (Gülerek) Helalinden bir 75 ₺ ateşlerim.

MÜMTAZ : Tamam şimdi de senaryoyu tersine çevirelim. Yani artık siz artık teklif edilen taraf olacaksınız.

Soru : Minimum ne kadarlık bir teklifi kabul ederdiniz ?

KAAN : Hmm.. Ben de verdiğimi isterdim herhalde. 75 ₺ yani.

MÜMTAZ : Biliyor musunuz defalarca yapılmış olan bu deneyde ezici çoğunluk tıpkı sizin yaptığınız gibi karşı tarafa hep 100 ‘ ndan daha az tutarlı teklifler yapmış. Buna mukabilde yaklaşık 50 ‘ ndan daha düşük teklifler reddedilmiş. Tabi deney yabancı menşeili olduğundan ben Türk Lirası bazında yaklaşık bir şeyler söyledim. Çok da önemli değil gerçi.

Sonuç itibariyle ortaya çıkan sonuçlarda kesinlikle rasyonel ve akılcı olmayan müthiş bir absürtlük var. İlk durumda parayı eşit miktarda ve kesin olarak paylaşmak varken insanoğlu kendinin üstün olduğu ve daha fazlasını hak ettiği alt bilinciyle hiçbir şey alamama riskine giriyor. İkinci durumda ise hiçbir çaba sarf etmeden elde edeceği her kuruş kar iken, kabul edeceği meblağı sırf karşısında ki daha fazla kazanmasın diye belli oranla sınırlandırıyor.

Bu tabi nispeten yumuşak bir test idi. Gelin bu bencillik ve benmerkezcilik duygusunun limitlerini görmek için çok daha sert sonuçlarını olan bir deneye Zimbardo (Stanford) Deneyi‘ne göz atalım.

Az önce gördüğümüz Milgram deneyinde katılımcılar nihayetinde dışsal faktörün otoritesine binaen zalimleşiyordu. Peki  diyelim ki bu faktörü ortadan kaldırsak ve insanlar kendi otoriteleri ile davransalar sonuç ne olurdu ? 

Stanford Üniversitesi’nde sosyal psikolog olan Philip Zimbardo tüm insanların güce sahip oldukları zaman zalimleşebileceğini düşünüyordu. Bunu göstermek için Stanford Üniversitesi psikoloji departmanının bodrum katında bir sahte hapishane deneyi gerçekleştirdi.

Play Video

MÜMTAZ : Bu deney, gardiyan rolündeki katılımcıların sadist eğilimler göstermeleri ve mahkum rolündeki katılımcıların ciddi şekilde depresifleşmesi gibi nedenlerle kontrolden çıkmış ve planlandığı 15 gün sürdürülemeden ve 6. günde bitirilmiştir. Zimbardo ortaya çıkan durumu Şeytan Etkisi (Lucifer Effect) olarak ifade etmiştir. 

Maymunlar üzerinde yapılan benzer başka bir deney ise hem milgram hem zimbardo deneyinin sonuçlarını daha da belirgin olarak ortaya çıkarıyor. Bahsettiğim deneyde farklı kafeslerde yer alan 2 maymundan birisine kendisine yemek verilmesi için kafesinde ki bir zinciri çekmesi gerektiği deneyden önce öğretilmiştir. Deney düzeneği ise ilk maymun zinciri çektiği anda ikinci kafeste ki maymuna elektrik şoku verilecek şekilde ayarlanmıştır. Deneyin başlamasından bir süre sonra zinciri çekmeleri ile diğer maymunun acı çekmesinin ilişkili olduğunu anlayan denek maymunları artık zinciri çekmemeye başlamıştır. Öyle ki 12 gün boyunca açlık çeken maymunlar gözlenmiştir.

Bu noktada asıl soru şu :

İnsanın içinde ki kötülüğün kaynağı nedir ?

İnsanoğlu neden sebepsiz yere zalimlikten, vahşetten beslenecek ve küçücük bebekleri dahi katledip bundan da büyük haz alacak bir yaratığa evrimleşmiştir ? Nasıl bir mekanizma buna ihtiyaç duymasını sağlamıştır. Aynı mekanizma neden doğada ki en vahşi hayvanlarda dahi gözlenmemektedir ?