İNANÇ (12)

KAAN : Hayatta kalma içgüdüsü falan diyeceğim ama kabul etmek gerekir ki vahşet duygusu bunun çok ötesinde bir şey… Ne diyeyim çok çarpıcı..

MÜMTAZ : Sorunun cevabı olan nefs konusunu daha sonra incelemek üzere kayıt altına alıp aşağıda ki hadisi-i şerif üzerine tefekkür ederek konumuza devam edelim.

MÜMTAZ : Şimdi bu deneyleri şunu vurgulayabilmek için anlattım. İnsanoğlu güce, paraya, şana, şerefe, övülmeye, el üstünde tutulmaya, ön planda olmaya aşıktır. Bunları elde etmek için kuralsızlaşmaya da çok açıktır.

Diğer yandan da mahalle baskısına, çeşitli şekillerde manüpile edilmeye de açıktır. Ötekileştirilmekten, siyah ördek yavrusu olmaktan da ölesiye korkar. Bu sebepledir ki akışkan bir madde olan insan, her daim içinde bulunduğu kabın şeklini almak ister. Bu durum aynı şekilde bilim adamları için de geçerlidir. Dikkat edin zaten deneylerde yer alan denekler hep zirve üniversitelerin öğrencileri yani yarının bilim adamları.

He bu arada bilim düşmanlığı falan yapmıyorum he. Sakın yanlış anlaşılmasın. Bana bazen öyle diyenler oluyor çünkü. Yahu ben bilime aşık bir adamım. İstisnasız her türlü bilim dalındaki güncel gelişmeleri yakinen takip ederim. Ben ilk emri OKU olan bir dinin mensubuyum. Rabbim bana varlılığının delillerini bilim yoluyla bulmamı emretmişken ben nasıl bilim ile çatışabilirim. Benim derdim bilimi eğip, büken insanlarla. Bu nedenle şunu da ilave deyim. Bilim adamları için söylediğim her ne varsa aynılarını din adamları içinde söylüyorum. Onların içinden de dün ve bugün, dini kendi heves ve arzularına alet etmek isteyen bir dünya münafık çıkmıştır, çıkmaktadır ve çıkacaktır. Kuran bu insanları çok ağır şekilde lanetler. Öyle ki cehennemde en ağır azabı görecek olanlar atesitler, müşrikler şunlar bunlar değil bunlardır. İşin bu kısmı sonra ki mevzu. Şimdilik devam.

Maddiyatın insanı nasıl dejenere ettiğinden bahsedince aklıma Onkoloji doktoru Yavuz Dizdar‘ın kitabı geldi.

MÜMTAZ : Bizzat tıp camiasının içinde bulunan ve yaşadıklarını anlatan Yavuz hoca şu korkunç tespiti yapıyor “Tıp camiası kapitalizmin kölesi olmuş durumda. Mümkünse hastalanmayın. Hastalanırsanız da doktorlara pek güvenmeyin”. Hocanın alanı da dediğim gibi onkoloji. Kelle koltukta gezen kanser hastalarından söz ediyoruz yahu. Lafa geldi mi kutsal meslek, hipokrat yemini bilmem ne. Hepsi hikaye. 

Neyse uzatttım iyice ama, tüm düşüncelerimizi ve inançlarımızı üzerine inşa ettiğimiz bilgi kavramını incelediğimiz şu sohbetimizde bunların farkındalığını oluşturabilmek çok önemli.

Bilimi ve bilim insanlarını insanlarını gözünde bu denli yüceltenlerin nihai hedefi dinleri ortadan kaldırmak için bilimi bir araç olarak kullanmak istemeleridir. İçine girdikçe görülmektedir ki bilim dünyası bu zihniyetin hegemonyası altındadır. İleride bununla ilgili bir de belgeselden bahsedeceğim. Dolayısıyla gerçeğin tam olarak tespiti için bilimin tarihini ve gelişimini de analiz etmek gereklidir. Bu yine sonraya saklayacağımız başlıklardan bir tanesi olarak kalsın.

Sevgili Göbeklitepe’mizin hikayesine bir göz attığımızda da bu durumun yansımasını görüyoruz. 1965 yılında yüzey çalışmaları neticesinde tespit edilen Göbeklitepe’nin 1995 senesine kadar tam anlamıyla göz ardı edildiğini görüyoruz.

Popüler bilim pazarlayan medya organlarında da durum farklı değil. Mısır medeniyetinin ve piramitlerinin sözde gizemini gözümüze gözümüze sokmaya çalışan, aynı zamanda da Sümer medeniyeti safsatası’nın pazarlayıcıları nedense binlerce yıl daha eski olan Göbeklitepe’ye karşı aynı ilgiyi göstermemekteler. Safsatalarını yerle bir ettiği için midir bilinmez. Yıl olmuş 2019 Göbeklitepe’yi daha yeni gündemlerine almaya başladılar. Bakın ama o da nasıl ?

MÜMTAZ :  Nelson Rockefeller‘in himayesinde ki National Geographic Society‘nin yayın organı National Geographic‘in en nihayetinde gündemine alabildiği (The Birth of Religion-İnancın Doğuşu) kapağı konuya olan bakış açısının özetidir. Tanrı kavramının doğuş yerinin Sümerden Göbeklitepe’ye kaydırıverip yola devam etmek…

Bakın ben işte bu tavra çok sinir oluyorum. Sizin de dikkatinizi buna çekmek istiyorum. Bunun adı bilim falan değil. Çünkü bilimin temelinde tarafsız ve ön yargısız sorular sormak ve bunlara cevap aramak olmalıdır. Ama çok net görüyoruz ki bunun ardında inanç kavramını yok etme dayatması var. Yahu modern arkeolojinin tüm kabulleri yerle yeksan olmuş ve sen hala aynı dik kafalılıkla bir şeyler saçmalamaya devam ediyorsun. Bunun aynısını farklı bilim dallarında da örnekleriyle göreceğiz.

KAAN : Ya tamam ama biraz paranoyakça değil mi bu söyledikleriniz ? Dinleri ortadan kaldırmak için uğraşıyorlar falan. Kim bunlar ? (Gülerek) Ya illuminati falan mı diyeceksiniz yoksa ? Rockefeller dediğiniz onun başı mıymış neymiş öyle abidik gubidik bir şeyler okumuştum bi ara.

MÜMTAZ : Bugün ağızlarda sakız olan illuminati sadece pehlivan tefrikasından ibaret. Gölge oyununda perdede görülen bir silüet sadece. Ama onu insanların algısına servis eden de bir akıl var. Önemli olan işte o aklın gayesini anlayabilmek. Neyse bunlar hakkında ileride konuşuruz. Adım adım gitmezsek neticeye varamayız. Çorba olur kalır konuştuklarımız. Şu an bilgi notu olarak kalsın. Ama şuna inanın ki arkasını getiremeyeceğim ve somut bir şekilde ortaya koyamayacağım hiçbir şeyi söylemem. Sadece sabır lütfen. Ve şu soruma cevap verin.

Elinde dünya ölçeğinde, hem maddi hem siyasi anlamda korkunç büyük bir güç olan biri yada bir zümre, bu gücü sahip oldukları inancın emirleri veya idealleri için kullanır mı, kullanmaz mı ?

KAAN : Kullanmaz demek ahmaklık olur sanırım.

MÜMTAZ : Bu cevabınızı unutmayın. Şimdi devam edelim.

Göbeklitepe ile ilgili cevabı aranılan bir soru ile devam edelim. Soru şu : Acaba bu insanlar bu mabedi neden gömdüler ?. Pardon ?! Gerçekse çok komik, şakaysa hiç komik değil derler ya. Daha sadece % 5′ inin açığa çıkartıldığı düşünülen bu alanın, yüz binlerce hatta belki milyonlarca metreküp toprak kullanılarak bu insanların kendileri tarafından kapatıldığını düşünmek ne felsefi ne de fiziki açıdan zerre kadar akıllıca bir soru değil bence. Bu insanlar eğer bir şekilde göç etmek zorunda kalmış olsalardı tapınaklarını da terk ederlerdi. Eğer inançlarını terk etmiş olsalardı ya yeni inançlarına uygun bir tapınak yaparlar ve eski tapınağı terk ederlerdi, ya eski tapınaklarını yeni inançlarına uygun hale getirirler ya da yıkarlardı. Eğer farklı inançlara sahip düşman bir güç tarafından elemine edilselerdi, tapınakları yine aynı şekilde ya kaderine terk edilir, ya yakıp yıkılır ya da yeni sahiplerinin inançları doğrultusunda kullanılırdı. Ama hiç bir mantıkla koca bir alanın bilinçli olarak gömülmesi izah edilemez. (Gülerek) Sanki piknik ateşinden bahsediyoruz. Gitmeden toprak atalım üstüne der gibi.

Burada yaşamış olan kavim kimlerdir bilinmez. Ama ben sizlere hikayesi Göbeklitepe’ye çok benzeyen Ad kavminin gerçek hikayesini anlatmak istiyorum.

MÜMTAZ : Ayetlere konu olan Ad kavmi müfessirlerce yani Kuranı yorumlayan alimlerce, Yemen ve Umman arasında yaşamış oldukları belirtilen bir kavim olarak tefsir edilmiştir. Yüksek sütunlu İrem şehrinde ikamet eden bu kavim ulaşmış oldukları gelişmişlik ve refah seviyesi ile hadlerinini aşmıştı. Bunun sonucunda kulakları patlatan ve 7 gece 8 gün süren bir kasırga ile yok edilen kavimden geriye, aynı zamanda akıbetlerinin anlatıldığı surenin de adı olan AHKAF yani, kum tepeleri kalmıştı.