İNANÇ (14.5)

MÜMTAZ : Neyse normalmişim ve herşey yolundaymış gibi hayatımı sürdürmeye çalışıyordum. Bizim fransız menşeili partner bir firmamız var. Ortak iş yapıyoruz falan. Neyse işte bi proje üzerinde çalışmak için gitmiştik yine Marsilya’da ki ofislerine. Gün sonu happy hours yapıp bir bara aktık fransız arkadaşla. Orada otururken bunun bir akadaşı denk geldi. Oturdu o da katıldı bize. Tanıştık ettik. Moleküler biyologmuş eleman. Üniversitenin birinde akademisyenmiş ama sebebini ileride anlatacağım bir sebeple ayrılmış vesaire. Muhabbet ilerledi. Sonra “Nerelisiniz ? dedi. Türkiye deyince bu bi durdu. Dedim bu şimdi kesin kıllanacak. Pek sevmezler de Türkleri. (Gülerek) Gerçi kimseyi sevmezler sadece bize has değil. Bu dedi “Ben islamı araştırıyorum bana kaynak önerir misiniz ?. Baya bi şaşırdım biyoloğun ne işi olur islamla diye. (Gülerek) İçimden de dedim tam adamına sordun he. Türk olunca direk müslümanım diye düşündü tabi. Ben de işi dalgaya vurup konuyu kapatayım bari diye “Ne yapacaksınız müslüman olup ya. Bak şu yaptığımız iki kadehlik keyif bile günah islamda.” falan dedim. Bu dedi “Ben her şeye razıyım yeter ki aklıma yatsın.”

Baktım eleman üsteliyor dedim “Ya açıkçası ben müslüman değilim. Ateistim.” Neden diye sordu eleman. Dedim “Bakın siz bilim insanısınız. Oysa islam, bilime düşman olan ve önüne geleni öldürmeyi emreden barbarlık dolu bir dindir.” Eleman “Bence yanılıyorsunuz. Bu sadece medyanın halt yemesi. İnsanlar gerçekte neyin ne olduğunu bilmeden ezbere bir şeylere inanıyorlar. Bakın size bir video izleteyim” dedi. Gösterdiği video da şuydu.

Play Video

MÜMTAZ : Video izledikten sonra “Bakın insanların şaşkın hali ortada. Oysa islamı barbarlıkla ya da vahşetle suçlayacak en son grup hrıstiyanlardır. Ben bunu hrıstiyanlığın içinden gelen biri olarak söylüyorum.  Kolonizasyon döneminde Doğu ve Batı Hint Kumpanyaları (East&West Indıan Companies) isimli devletvari ticari oluşumlar ile kızıl derililere, siyah derililere, sarı derililere ve hatta müslümanlara eziyet ve zulüm eden avrupanın ta kendisidir. Bakın size bir kaç kitap önereyim. Bunları okuyun”  dedi. 

MÜMTAZ : Tamam okurum” dedim ayıp olmasın diye. (Gülerek) Gerçi sonradan okudum ama orasını sonra anlatırım. Neyse ben buna “Hayırdır siz neden ilgileniyorsunuz islamiyetle ?” diye sordum. O da bazı kitap gösterdi bana.

MÜMTAZ : Şu solda görülen kitap. Tevrat, İnciller, Kuran ve Bilim isimli kitaptı gösterdiği. Yanına koyduğum Kuran, İncil ve Tevrat’ın Sümerde ki Kökeni isimli öbür kitabı da eminim biliyorsunuzdur. Adından da anlaşılacağı gibi bu kitap ülkemizde ki ateistlerin başucu kitaplarından biridir.

KAAN : Bilmem mi. İslamiyetle ilgili kafamdakileri kazıyıp atmam da etkisi büyüktür Muazzez hocamın.

MÜMTAZ : (Kinayeli gülerek) Benim de öyleydi. Bir de Turan Dursun vardır bu kontenjandan. Eminim bu vatandaşı da duydunuz.

KAAN : Tabi ki. Gerçekleri görmesine ve başkalarına da göstermesine tahammül edemeyen dincilerce katledilen bir aydın. Korktular tabi milletin uyanmasından. İçlerinden birinin gerçekleri haykırması çok daha etkiliydi. 

MÜMTAZ : Tam da tahmin ettiğim gibi düşünüyorsunuz. Neyse buraya döneriz. Elemanın bana gösterdiği kitabın yazarı Maurice Bucaille. Kendisi tıp profesörü olan bu fransız abimiz aynı zamanda Fransız Mısır Uygarlığı Bilim Topluluğu üyesiymiş. Miş diyorum vefat etmiş çünkü. Neyse firavunun cesedi ile ilgili bir ayeti duymasıyla islamı incelemeye başlamış. İncelemesi farklı ayetlerin de ilgisini daha da çekmesiyle araştırmaya dönüşmüş. Öyle ki araştırmasını daha sağlıklı yapabilmek için arapça gibi zor bir dili ileri derecede öğrenmiş. Bu sürecin sonunda müslüman olan Bucaille sonrasında bahsettiğim kitabı yazmış. Kitap adından da anlaşılacağı üzere tevrat, incil ve Kuran’ın tarih, biyoloji, astroloji vs. alanlarda üzerinden incelemesini yapmakta. Nihayetinde Kuran’ın tüm bu alanlar ile kusursuz uyumunu ortaya koyarken diğer yandan da diğerlerinin çelişkilerini sergilemekte.

KAAN : Size hiç hoşunuza gitmeyecek bir şey söyliyeceğim. Üzgünüm ama firavuna ait olduğu iddia edilen o ceset tamamen kandırmaca biliyor musunuz ?

MÜMTAZ : (Gülerek) Üzülmenize gerek yok çünkü bahsettiğim ceset o değil. Siz şu resmini gösterdiğim cesetten bahsediyorsunuz muhtemelen. British Museum‘da sergilenen 5500 yıllık bu ceseti ben yerinde de görmüştüm. Mısır’da bulunmuştu ama ayette geçen Kızıldeniz değil de Nil nehri yakınlarında bir yerde bulunmuştu.

(Gülerek) Neyse içiniz rahatladığına göre devam edelim. Bahsettiğim adamla çok farklı alanlarda konuşmuştuk. O da benim gibi uzun bir arayış süreci geçirmişti. Hatta mason locasına bile girmişti bu arayışlar sırasında. Onun bu tecrübeleri hakkında anlattığı şeyler dünyaya olan bakışımı derinden etkilemişti.

MÜMTAZ : İslamiyetle ilgili olarak onu etkileyen en önemli hususlardan birinin de görselde yer alan diğer kitaplar olan “İsrail, Mitler ve Terör” ile “Siyonizm Dosyası” olduğunu söylemişti. Siyonizmin ve masonluğun dünya için nasıl bir tehdit olduğunu anlatan kitapların yazarı fransız düşünür ve devlet adamı, komünistken sonradan müslüman olan Roger Garaudy. Garaudy’nin kendi gözlemleriyle ayrımına vardığı dünyayı saran bu yahudi tasallutu konusunda ayet ve hadislerin insanlığı 1400 yıl önceden uyarması, onu çok etkilemişti.

KAAN : Haydaa ! Ne güzel gidiyorduk. Nereden çıktı şimdi yok masonlukmuş, yok siyonizmmiş yok bilmem neymiş.

Dirseklerini masaya koyup birbirine kentelediği ellerine çenesini dayayan Mümtaz derin bir iç geçirdi. Uzun uzadıya muhatabının gözlerinin içine baktı. Söze nereden gireceğini düşünüyor ama bir türlü konuşmasının temasını toparlayamıyordu. Aklında ki bu karmaşada benzer durumlarda yaşadığı tecrübelerin de payı büyüktü kuşkusuz.

Konuşmaya verilen uzun ara sürerken elleri, dudaklarında ki hareketsizliğe adeta isyan edip havada gayri ihtiyari bir kaç manevra yaptı. Sanki Mümtaz’ın sözcüklerin akışına yön veremediğini fark etmişler ve tıpkı bir maestronun organize edici jestlerine öykünen bir aksiyona soyunmuşlardı. Mümtaz da aradığı ritmi yakalamışcasına söze girdi :

KAAN : Ne yani komplo teorilerinin peşine mi düşeceğiz. Açıkçası ben bu tip şeylere pek kulak asmam. Saçma sapan senaryolar olduğuna inanırım. Hem ben artık somut cevaplar istiyorum. Afaki mevzulara ayıracak vaktim yok.

MÜMTAZ : Şu ana kadar felsefeden bilime uzanan geniş bir yelpazede, romandan araştırmaya kadar pek çok kitap okumuş olabilirsiniz. Ama size anlatacağım pek çok şey ya daha önce okuduğunuz hiçbir kitapta rastlamadığınız şeyler olacak. Ya da okumuş olduğunuz kitaplara ya da izlemiş olduğunuz film, dizi veya belgesellere bambaşka bir gözle bakmaya başlayacaksınız.

İnsanlık tarihi hakkında sürükleyici, gizemli ve karışık bir maceranın izini süreceğiz. Görünüşte birbirinden çok farklı olan ve tarihsel açıdan aynı kategoriye konamayacak olayları inceleyeceğiz. Önemli olan nokta da budur zaten. Çünkü ortaya koymaya çalışacağım ana fikir tarihsel, siyasal, sosyal, dini ya da bilimsel olayların arkasında, yüzeysel bir bakışla fark edilemeyecek bazı gizli gerçeklerin olduğudur.

Birbirinden bağımsız gibi gözüken olaylar, gerçekte çok önemli bazı bağlantılara sahipler. Ve bu bağlantıları keşfedip, küçük parçaları birleştirerek dev bir bütüne ulaşmak mümkün. Ben buna kendimce “Her şeyin Teorisi” diyorum. Tüm bilinenleri eksiksizce birbirine bağlayan tepe teori. Gayemiz, işte bu küçük parçaları birleştirerek dev bir bütüne ulaşmak, Antik Sümer ve Mısır medeniyetlerinden, orta çağa, oradan da günümüze uzanan dünya tarihinin içindeki gizli bir dinamiği ortaya çıkarmak olacak. Bu dinamik, bugün yaşadığımız hemen her türlü dini, sosyal ve siyasi olayda da etkilerini göstermektedir.

Cevabını arayacağımız temel soru, mevcut “seküler” yani din dışı dünya düzeninin kimler tarafından ne amaçla kurulduğu ve hala kimler tarafından ne amaçla sürdürüldüğüdür. Bunu yaptığımızda, dünya tarihinin ve çağımızdaki önemli olayların arkasındaki gerçekler, gizli oldukları sis perdesinin ardından birer birer ortaya çıkmaya başlayacaklar.