İNANÇ (14.6)

Sandalyesinde geriye doğru kaykılan Kaan yüzünü ekşiterek :

KAAN : Ne yani komplo teorilerinin peşine mi düşeceğiz ? Açıkçası ben bu tip şeylere pek kulak asmam. Saçma sapan senaryolar olduğuna inanırım. Hem ben artık somut cevaplar istiyorum. Afaki mevzulara ayıracak vaktim yok.

dedi. Aldığı cevabı daha önce girdiği benzer diyaloglarda da sıkça duymuş olan Mümtaz yaptığı iki alıntı ile üsteledi :

“Eğer gerçeği gerçekten bilmek istiyorsan, yaşamında bir kez olsun bütün şeyler hakkında şüphe et„

René DESCARTES

“Bir insanı kandırmak, o insanı, halihazırda kandırılmış olduğuna ikna etmekten çok daha kolaydır„

Mark TWAIN

MÜMTAZ : Size sorular soracağım ve eğer cevaplarınızı bilebilirsem de konuşmaya devam edeceğimiz konusunda sözleşmiştik öyle değil mi ? Şu ana kadar tüm cevaplarınız doğru tahmin ettim. Şimdi ise sıra hiç sormak istemediğim ama geldiğimiz noktada sizin menfaatiniz için sormak zorunda kaldığım soruya geldi. Cevabınızın evet olduğunu düşündüğüm sorum şu :

Siz bugün intihar etmeyi mi denediniz ?

Soruyu duyan Kaan vücudunda ki tüm kanın bir anda çekildiğini hissetti. O berbat anı bir kez daha iliklerinde hissediyordu. Adamın bu beklenmeyen sorusuna çok şaşırmıştı. Yarım yamalak “Fakat nasıl ?” diyebildi.

MÜMTAZ : Çok zor bir tahmin değildi. Gecenin bir vaktinde çorbacının birinde hiç tanımadığınız bir adama gün içinde yaşadığınız ve son anda fikrinizi değiştirmenizle kendinize yabancılaştığınız şoke edici bir olaydan bahsediyorsanız ve o adamla “yeni şeyler duymaya ihtiyacım var” diyerek saatlerce inanç meseleleri hakkında konuşuyorsanız…

KAAN : Şu an bana zavallı gözüyle bakıyor olmalısınız. İntihar edecek kadar güçsüz ama onu bile beceremeyecek ahmak. Neden intihar ettmek istediğini bile bilmeyen bir ahmak….

MÜMTAZ : Asla ! Zannediyor musunuz ki bu sadece sizin sorununuz. Bu modern dünyanın, insanlığı getirip de bıraktığı uçurumun bir uçurum kenarı.   Bakın size bir şey göstereyim.

MÜMTAZ : Bakın bu gördüğünüz refah düzeyi çok yüksek olan bununla birlikte halkının büyük çoğunluğu ateist olan Güney Kore’de yer alan bir merkez. Amacı ne peki ? İnsanlara kendi cenazelerinin deneyimini yaşatarak intihardan vazgeçirmek.

MÜMTAZ : Bakın bunlar da sadece son 10 yıl içinde intihar etmiş Güney Kore’li genç yıldızlar. Bu insanlar hayatlarının baharındaydılar. Her şeyleri vardı. Her imkana sahiptiler. Ama bir şeyler eksikti ve o eksiklik onları boğuyordu. Bakın en son intihar eden k-pop‘un Justin Bieber‘i diyebilceğimiz Jonghyun‘un intihar mektubunu okuyalım beraber.

İçten kırgınım. Yavaş yavaş içimi kemiren depresyona karşı direnmeye çalıştım ancak sonunda tükendim. Üstesinden gelemedim. Kendimden nefret ettim. Anılarıma tutunmaya karar verdim. Kendime gelmek için haykırdım. Fakat yanıt yoktu. Eğer nefesiniz sizi boğuyorsa artık nefes almanın hiçbir anlamı yok.

Kaçmak istedim. Neden anılarımı unuttuğumu sordum. Bunun kişiliğim yüzünden olduğunu söyledin. Anlıyordum. Her şeyin sonunda benim hatam olduğunu görüyordum. İnsanların fark etmesini umuyordum. Ancak kimse fark etmiyordu.

Neden yaşadığımı, insanların neden yaşadıklarını sorguladım. Çünkü sadece yaşıyorlar. Herkes sadece yaşıyor. İnsanlara ölmek için neden sorarsanız şayet onlar sadece “tükendikleri” için öldüklerini söylerler. Acı ve ızdırap çektim. Acıyı ve ızdırabı nasıl mutluluğa dönüştüreceğimi bilmiyordum. Hiç öğrenemedim. Bu kadar acı çekiyor olmam çok fantastik. Oysa benden daha büyük acılar yaşayan ve buna katlanıp hayatını mutlu bir şekilde idame eden binlerce insan vardı.

Bana acının nedenini araştırmam söylendi. Bense bunun nedenini çok iyi biliyorum.  Kendimden dolayı inciniyordum. Hepsi benim hatamdı, çünkü ben bu şekilde doğmuşum. Doktor, duymak istediğin şey bu muydu? Hayır. Ben yanlış bir şey yapmadım. Sakin bir ses tonuyla bana kişiliğimden kaynaklandığını söylediğinde, doktor olmanın ne kadar kolay olduğunu düşündüm.

Neden acı çektiğimi bulmalıydım. Birçok kez bunun nedenini aradım işte. Niye acı çektiğimi söyledim ya. Bu nedenlerle acı çekmeye hakkım yok mu? Daha spesifik ve daha dramatik şeyler mi olmalıydı? Sizin daha iyi nedenleriniz var mı mesela? Ben söyledim işte. Dinliyor musunuz beni?

MÜMTAZ : Bu modern çağ insanın geldiği tükenişin çığlığıdır işte. Bu yüzdendir ki en fazla antidepresan gelişmiş ülkelerde tüketilmekte ve en fazla intihar olayı yine bu ülkelerde yaşanmaktadır. Bu denklem de büyük bir tezatlık yok mu sizce de ? Hani insanlık modernleştikçe mutlu olacaktı. Birileri bize fena halde madik atıyor olmasın ?

Dolayısıyla sevgili dostum ben sizi tüm ön yargılarınızdan ve basmakalıp bilgilerinizden sıyrılarak, yeryüzünde geçmişten bugüne neler olup bittiğini, halihazırda bugün neler olmakta olduğunu ve özellikle yakın gelecekte neler olabileceğini anlamak adına dinler tarihi ve paganizmden transhumanizme, felsefeden kuantum fiziğine, ekonomiden sosyopsikolojiye, tasavvuftan islam tarihine uzanan 3 aşamalı bir düşünce yolculuğuna davet ediyorum. İnanç, iman ve itikat… 

Bu kadar geniş kapsamlı bir konu yığını içinde cevabını arayacağımız sorular tahmin edeceğiniz üzere oldukça çetrefilli, cevaplar ise çok katmanlı olacak. Ve doğal olarak halihazırda doğru kabul ettiklerinizle çeliştiği pek çok nokta olacak. Bu da çok normal. Zaten aksi halde şimdi inandıklarınıza değil başka gerçeklere inanırdınız. Ama insanın fikrini değiştirmesi çoğu zaman hiç kolay değildir. Bu yüzden algı ve bilgi üzerine konuştuklarımızı hatırınıza getirmenizi istiyorum.

Hem zaten size anlatacaklarım esasında kendi yolculuğum esnasında aldığım notların ve bulduğum cevapların bir derlemesi. (Gülerek) Kaptanın seyir defteri gibi bir şey anlayacağınız. Sizin yaşadığınız tüm bu süreçleri zamanında yaşamış biriyim nihayetinde. İnan bana, size söylediğimde “Yok artık canım daha neler” diyeceğiniz pek çok şeye ben de zamanında aynı reaksiyonu göstermiştim. Ama zamanla gördüm ki kazın ayağı hiç de öyle değilmiş. Hem en nihayetinde elinizin altında internet gibi uçsuz bucaksız bir kütüphane var. Söyleyeceklerimi rahatlıkla teyit edebilirsiniz.

Dediğim gibi ben size duyageldiğiniz cevaplar yerine, Rabbimiz’in “Hiç Akletmez misiniz ?” uyarısından hareketle analitik ve rasyonel düşünen, çağın gerçeklerini yakalayıp ve hiç duyulmamış ya da ıskalanmış nüanslar üzerinden mantıklı, tutarlı ve akilane cevapların izinde yepyeni bir bakış açısı ortaya koymayı vadediyorum. Benim bu noktada söyleyebileceklerim bu kadar. Top artık sizde.

Avuçlarını açılmış halde ellerini Kaan’a doğru uzatan Mümtaz önce gülümsedi. Ardında da ciddi ve karizmatik bir ifade takınmaya çalışarak Matrix filminin meşhur sahnesinde Morpheus‘un Neo‘ya söylediklerini alıntıladı :

“Bu senin son şansın Neo. Artık geri dönüş yok. Mavi hapı alırsan hikâye sona erer. Yatağında uyanırsın ve inanmak istediğin her neyse ona inanırsın. Kırmızı hapı alırsan harikalar diyarında kalırsın. Ben de beyaz tavşanın deliğinin gittiği yerleri sana gösteririm… Unutma, sana vaat ettiğim tek şey gerçek, daha fazlası değil…”

KAAN : (Kahkaha atarak) Kabul etmem gerekir ki her şeyiyle çok orjinal birisiniz. Muhabbetiniz de insanı sarıyor. Normalde hiç pirim vermem böyle konulara ama bir yandan da sizi dinlemeyi cidden çok istiyorum.

MÜMTAZ : (Gülerek) Teşekkür ederim. Yani dediğim gibi bunlara bir zamanlar ben de komplo teorisi derdim. Ama o zamanlar bunları hep müslümanlardan duyardım. Onların kendi dinlerini haklı çıkartmak için uydurduğu senaryolar olduğunu düşünürdüm. İşin doğrusu biraz ön yargılı yaklaşmışım. 

Ne zaman ki bazı şeyleri tarafsız olan hatta suyun karşı tarafından gelen birilerinden duydum, işte o zaman durup düşünmem gerektiğine karar verdim. Demek istediğimi şöyle açayım. Bahsettiğim ilk kitabın yazarı eski bir hrıstiyan ve mısır bilimci olan Maurice Bucaille’di. Kuran’ı bir müslümanın övmesi normaldir. Tahrif olmuş tevrat ve incili bir müslümanın ya da bir ateistin eleştirmesi de normaldir. Ama eskiden hrıstiyan olup o dinin içinden gelen birinin “Kuran hak kelamdır” demesi ve bu kişinin aynı zamanda hem modern bilimler hem antik çağlar ve mitolojiler hakkında da bilgi sahibi olması benim açımdan son derece kayda değer bir anomaliydi.  

Ya da diğer isme yani Roger Garaudy’e göz atalım. Bu adam yıllarını inaçsızlıkla geçirmiş, Fransız komünist partisinde ve devlet yönetiminde en üst düzeylerde görev yapmış bir isim. Görev yapılan bu devlet ise ileride göreceğimiz üzere masonluğun kalbi olan ülke, Fransa. Fransa bu olayları ve ilişkileri gözlemlemek için adeta bir labratuvar.

MÜMTAZ : Bu benim açımdan şunun için önemliydi. Görselde karikatürize edildiği üzere komünizmin ve masonluğun aslında tamamen yahudi erkinin birer kuklası olduğu yönünde ki bir bilgiyi belki siz de duymuşsunuzdur. Ben duymuş ve komplo teoirisi damgası vurmuştum. Ama ne zaman ki işin tam da göbeğinden gelen bir ismin de bunu söylediğini duydum işin rengi değişti. Tüm bunları kademe kademe vakti geldikçe konuşuruz. Ama ondan önce konuşulması gereken çok şey var.

Kaan sözlerini bitirmişti ki kasada oturan restoran sahibi ile göz göze geldi. Dükkan oldukça kalabalıktı ve yeni gelen bazı müşteriler yer bulamayıp kapıdan dönüyordu. Bu noktada restoran sahibinin masada duran bilgisayara bakıp “Kalkıp gitsenize artık kardeşim. Kazık mı çaktınız !” mealinde ki bakışlarının mesajı açıktı. İki dakika lavobaya gitmek için Kaan’dan müsade isteyen Mümtaz soluğu adamın yanında aldı.