İNANÇ (14)

MÜMTAZ : Mada’in Saleh, Hicr şehri ya da Hegra gibi isimlerle anılan antik kentten bugünlere arda kalan yontulmuş dağlar ise şöyle bir şeyler. 

MÜMTAZ : Neyse devam edelim ve hem kavimlerin helakından hem de  Göbeklitepe’den söz açılmışken ikinci Adem olarak kabul edilen Nuh (a.s.) ile ilgili ayetlere de bir göz atalım.

MÜMTAZ : Ayeti kerimelerde anlatıldığı üzere Hz. Nuh’un (a.s.), bereketli bir yerde durmaları için ettiği dua neticesinde geminin yolculuğu Cudi‘de tamamlanmıştır. Ayrıca bunun alemlere bir örnek ve ibret olduğu haber verilmektedir. Kuranı kerimde ne zaman bu tip bir ifade görüp arkasını araştırsam hep ya bir mucize ya da derin bir felsefi açılım ile karşılaştım. Burada da durum farklı değildi. Neden mi ?

MÜMTAZ : Görselde biraz önce adını andığımız ve tarihin baştan yazılmasına neden olan yerleşkeleri görüyoruz. Bu yerleşkeler adeta bir yay halinde dizilmişlerdir. Antik kentlerin üzerinde yer aldığı bu sanal yaya Berektli Hilal denir. Ve geminin oturduğu yer olan Cudi dağı tam da bu sanal yayın tam ortasında yer almaktadır. Anlaşılan o ki bu verimli ve bereketli topraklar Hz. Nuh (a.s.) kavmine kucak açmış onun kavmi ve devam eden süreçte insanlar bu noktalara yerleşkeler kurmuşlardır.

Dikkat çeken diğer bir mucize ise bugün de bundan 1400 sene öncede çöl-bozkır karışımı olan bu kıraç topraklara neden bereketli hilal dendiğinde gizlidir. Yaklaşık 10.000 yıl önce yaşanan buzul çağının ardından bölgede yaşanmış olan oldukça verimli ve bereketli dönemi biz ancak modern çağın keşifleri ile öğrenebilmişken Kuran bunu nasıl bilebilmektedir.

Yine daha önce hatırlamanızı istediğim üzere dikkatinizi Kudüs bölgesine çekiyor ve bir hadisi şerif paylaşıyorum.

MÜMTAZ : Hadisi şerifte insanlığın ilk mescidinin Kabe ikincisinin ise Kudüs’te yer alan Mescid-i Aksa olduğu belirtilmektedir. Bu hadisi şerif doğrultusunda bu bölgede de insan yaşamına ait çok eski izlere rastlamız gerekmekte olduğunu beklememiz gerekir öyle değil mi ?

Örnek olarak verdiğim bu Hadisi şerifte belirtildiği gibi islam tarihinde insanların ilk yerleşkelrinden birnini de Kudüs olduğu belirtilmektedir. Gördüğümüz gibi bu da modern arkeolojik keşifler ispatlanmıştır. Kudüs deyince Hz. Davut (a.s.) ile ilgili ayet aklıma geldi. Yeri gelmişken ona da bir göz atalım.

MÜMTAZ : Ayeti kerimede zikredildiği üzere Hz. Davud‘a (a.s.) demiri örgülü zırh imali gibi çok daha mahir bir şekilde kullanma ilmi verilmiştir.

Demir çağı öncesinde demirin bronza göre daha üstün kullanım özellikleri olduğu bilinmiyordu. Bakır ve kalayın ergime sıcaklığı düşük olduğundan bronz için basit fırınlar yeterlidir. Oysa demir yüksek ergime sıcaklığına (1.538 °C) sahip olduğundan ancak uygun biçimde tasarlanmış fırınlarda ergitilebilir. Bu dönemde demirin sözkonusu dereceye kadar ısıtılmasını sağlamak olanaklı değildi. Dolayısıyla demirin ergitilerek kullanılması teknolojisi, bronzdan birkaç bin yıl sonra geliştirilebilmiştir.

Demirin üstünlükleri ve işleme teknikleri ve MÖ 1.100 – 1.000 yıllarında hızla ve uzun mesafelere yayıldı. Ki bu dönem Hz. Davut (a.s.) yaşadığı dönemlerdir.

Velhasıl Hz. Nuh’un (a.s.) kavmi ile Göbeklitepe ve çevresinde başlayan hikayemizi Hz. İdris‘in (a.s) ile toparlayalım. Tarih kayıtlarına göz attığımızda bina inşasının ve buna bağlı olarak da şehirleşmenin çok hızlı bir şekilde başladığı irili ufaklı şehirlerin adeta mantar gibi türediği görülmektedir. Bu durumun nedeni arkeologlar tarafından yorumlanmaya çalışılmaktadır.

Bakıldığında hadise yine tıpkı Peygamberimizin (s.a.v.) haber verdiği gibidir. Zira Hz. İdris‘in (a.s), insanlara öğrettiği pek çok ilimden biri de bina inşasıdır. Hz. İdris (a.s.) insanlık tarihini anlamak da başlı başına çok çok önemli bir yere sahiptir. Dolayısıyla onun adını ileride tekrar zikredeceğiz.

Arkeolojik keşifler ile ayet ve hadislerin bu kusursuz uyumu arayışta olduğum dönemde beni çok etkilemişti.

KAAN : Ateist miydiniz yoksa siz daha önce ? Arayıştan falan bahsettiniz de.

MÜMTAZ : Yani kendimi ateist olarak tanımlıyordum. Hemen hemen sizin şu an sahip olduğunuz fikirlere sahiptim. Ama bazı şeyler bir türlü içime sinmiyordu. Varoluşa ilişkin olarak bilim tandanslı olarak verilen klişe cevapların felsefi olarak altının boş olduğunu görüyordum. Ama tatmin edici başka cevap bulamadığım için de sürekli baskılıyordum düşüncelerimi. Bu süreçte mistik öğretilere kadar okumadığım, araştırmadığım şey kalmadı diyebilirim. (Gülerek) Yoga yapıp AA-OO–MM diye mantra bile çalıştım. 

KAAN : (Gülerek) Hadi ya. Eee peki nasıl müslüman oldunuz sonra ? 

MÜMTAZ : Tüm bu okumalar, araştırmalar vesaire sonradan çok ama çok işime yaramış olsa da, ilk başlarda kafamı daha da allak bullak etmekten başka işe yaramamıştı. Fizik ile metafizik arasında sıkışıp kalmıştım.

Sonra bir anda her şeyi bıraktım. Cevap aramaktan ve bulamamaktan yorulmuştum çünkü. Günü ve anı yaşayıp geçecektim. Bu hal önceleri iyi gelmişti. Sonraları alkolü iyice abarttım. Boş kaldığım ilk fırsatta içmeye başladım. Sonrasında iş çok aşırı olmasa da uyuşturucuya kadar uzandı. İlerleyen süreçte depresyona girdim ciddi şekilde. Sonra hayatıma çeki düzen vermek için psikiyatriste gitmeye ve ilaç kullanmaya başladım. O ilaçlar da insanı mal etmekten başka bir halta yaramıyor. Sadece mutsuz olduğunuzu algılayamayacak kadar aptal oluyorsunuz.

KAAN : Baya sürprizlerle dolu çıktınız siz. Kendimi dinliyormuşum gibi oluyor açıkçası. Peki sonra ?