İNANÇ (16)

Mümtaz’ın söyledikleri, ama özellikle bir cümle Kaan’ın yüreğine adeta ok gibi saplanmıştı.

“kalbinizin derinlerinden gelen ve o ilahi kudrete yalvaran gayri ihtiyari yardım çığlığınız”

Bir kaç saat önce yaşayıp hala anlam veremediği o anı adeta tekrar yaşadı adeta.  Dolmaya çabalayan gözlerine engel olabilmek için hızlıca konuşmaya döndü.

KAAN : Sunumlarım dediniz de. Kastettiğiniz nedir sunuyorsunuz ?

MÜMTAZ : Sizinle konuşmakta olduğumuz şeyleri. (Dokunaklı gülerek) Boşa geçen günah dolu yıllarımı telafi edebilmek için fazla mesai yapıyorum. Fazla mesai dediysem de lafın gelişi. Allah önce ki ümmetlere peygamberler aracılığıyla ilahi vahyi ulaştırmıştır. Son ümmet olan bizlere ise bu misyonu direk olarak ümmetin bireylerine yüklemiş ve bildiklerimizi insanlara anlatmamızı emretmiştir. Zekat kavramını bilirsiniz. Zekat sadece mal mülk ile ilişkili değildir. Herkes kendisine fazladan verilmiş her ne ise onu diğer insanlar ile paylaşmak ile mükelleftir. Bunun bir yönü de pek tabii ki akıldır, bilgidir, boş vakittir. Her insanın aklı her meseleyi derinlemesine düşünmeye ve idrak etmeye yetmez. Onu kendi seviyesine filtre edecek başka insanlara ihtiyaç duyar. Ya da hayat mücadelesinde oturup bunları araştıracak boş vakit bulamayabilir bir diğerinin. Gün de 11-12 saat çalışan bir dünya insan var malum. Kısa sürede öz ve doğru bilgiyi öğrenebileceği insanlara ihtiyaç duyar.

Velhasıl ben de kendi gücümün yettiğince müslümanlığı ve kendi hikayemi anlatmaya çalışıyorum talep eden insanlara. Özellikle de gençlere. Nasip olur da konuşursak göreceksiniz ki sunumum bu yüzden daha çok gençlerin dünyasına, onların hayatlarının gerçeklerine yönelik.

Neyse benim hikayeme daha sonra devam ederiz. Şimdi konu dağılmadan kaldığımız yere geri dönelim isterseniz. İslam ile diğer dinler arasında ki benzerlikler ve buradan yola çıkarak islamın bunların bir uzantısı olduğu yönünde ki iddiayı daha geniş bir perspektiften ele alalım ve öncelikle sözü Kuran’a bırakalım. 

MÜMTAZ : Sık bilinen bir yanlış ile söze başlayalım. Allah (c.c.) ne Hz. Musa’ya (a.s.) yahudiliği, ne Hz İsa’ya (a.s.) hristiyanlığı ne de başka bir peygambere farklı bir din göndermemiştir. Hz. Adem’den (a.s.) itibaren bütün peygamberlere tebliğ etmeleri için bildirilen dinin adı yalnızca ve yalnızca islamdır. Bu bir çok ayeti kerime de geçer. Mevcut islam ile tek fark o zaman için Allah-u Teala (c.c.) imtihanın bir gereği olarak dinin esaslarının bozulmasına müsade etmiştir. Son Peygamber olan Hz. Muhammed (s.a.v.) ile de imtihanın formatı değişmiş ve Allah (c.c.) insanların Kuran’ı Kerim’i bozmasına müsade etmemiştir.

KAAN : Kuran’n değişmediği ne malum peki. 1400 yıl olmuş nihayetinde.

MÜMTAZ : Bu soruyu not alayım ve sonra cevap vereyim izninizle. (Gülerek) Gecenin bu vaktinde kafayı bir dağıtırsak hiç toplayamayız bir daha.

KAAN : (Gülerek) Ohoo bizim sorular hep havada kalıyor ama. Daha kader ve cinler hakkında sorularım da duruyor. Unuttum sanmayın yani.

MÜMTAZ : (Gülerek) Yüce Allah’ım nasıl da biliyor kullarını. Tamam peki bu soruyu araya alalım. Ama aşırı yüklenmeden beynim kısa devre yaparsa sorumlusu sizsiniz unutmayın.

Öncelikle yüce Allah Kuran’ı kerimin kendi himayesinde olduğunu bildirmiş ve hiç bir uydurma insan kelamının ona karışıp bozamaycağının vaadini vermiştir. 

MÜMTAZ : Kuranın korunduğuna ilk delil hafızlık mekanizmasıdır. Dünyada başka hiçbir kitap belki yüzbinlerce kişi tarafından baştan sona, harfi harfine, nesilden nesile 1400 yıl boyunca ezberlenip aktarılmamıştır. 

Şayet Kuran bozulmuş olsa idi çok hızlı bir şekilde çok geniş bir coğrafyaya yayılan islam dininin mensubu hafızlar birbirinde farklı ayetler okumaya başlardı. Ama bakıyoruz ki bırakın cüzleri, sayfaları ya da kelimeleri bir tek harf bile farklı değildir. Ki bu hafızların pek çoğu için arapçanın ana dil olmaması gibi bir de zorluk varken.

Gelelim ikinci delilimize.

MÜMTAZ : Görselde bir tane tefsir kitabını görmekteyiz. Yine aynı şekilde dünyanın dört bir yanında birbirinden haberleri dahi olamayan ve farklı farklı lisanlar konuşan islam alimleri belki yüzbinlerce cilt eser kaleme almışlardır. Tefsir, siyer, akaid ve benzeri bir çok farklı alanda yazılan bu eserlerde hep direkt olarak ayet metinleri yazılmış ve konu ile ilgili söylenmek istenen her ne ise ayet ışığında anlatılmıştır. Yine bu sayısız eserde gördüğümüz ayetler tamamen birbirnin aynıdır. İster 7. yüzyıla ait farsça, ister 11. yüzyıla ait ispanyolca isterse de 15. yüzyıla ait sanskritçe bir eser olsun hiç farketmez. Ayet metinleri hep aynıdır.

Üçüncü delilimiz ise pek tabi ki Kuran toplu halde olduğu hali. Malum Kuran Hz. Osman (r.a.) döneminde kitap haline getirilmiştir. 7 adete kaleme alınan bu suretlerden biri Medine’de tutulurken diğerleri Mek­ke, Küfe, Basra, Şam, Yemen ve Bah­reyn‘e gönderilmiştir. Bunlar bugün bir kaç farklı yerde sergilenmektedir. Biri de Topkapı Müzesinde yer alan surettir ki Hz. Osman’ın (r.a.) şehit edildiğinde okuduğu Kuran olarak bilinir. Tabi bir de sahabe efendilerimizin kendileri kullanmak için kaleme aldıkları suretler vardır.

Basında takip etme fırsatınız oldu mu bilmiyorum ama bir iki yıl önce Birmingham Üniversitesi‘ nde de bir Kuran sureti bulundu. Önce haberi bir izleyelim sonrasında bununla ilgili söylemek istediklerim var.

Play Video