İNANÇ (17)

MÜMTAZ : Haberde de duyduğumuz gibi bulunan Kuran nüshası, Peygamberimizin (s.a.v.) yaşadığı döneme çok yakın bir zaman diliminde kaleme alınmış.

Tabi böyle bir keşif bazılarını aşırı derecede rahatsız etmiş olacak ki hemen dezenformasyon faaliyetlerine başladılar. Kuranın değişmiş olabileceği ile ilgili ümidini kesen yahudi Nelson Rockefeller‘in National Geographic‘i Kuran’ın metni aynı olsa da kelimelerin anlamları farklıdır diye aptallıkta nirvanaya ulaşacak bir iddiayı belgeselleştirdi.

MÜMTAZ : Bir soru sorayım. Rockefeller ile ilgili bir şeyler okudum demiştiniz. Orada Rockefeller‘ların ya da Rothschild‘lerin yahudi olduklarına dair bir bilgi var mıydu ?

KAAN : Yoktu diye hatırlıyorum. Şeytana mı keçiye mi ne tapan bankerler, elitler vesaire bir şeyler deniyordu onlar hakkında. Yahudi miymiş bunlar ?

MÜMTAZ : Evet yahudidirler. Onların adını hemen herkes duymuş olsa da yahudi olduklarının çoğu kimse bilmez. Bilinmesi istenmez çünkü. Bunu da aklınızda tutun lütfen. 

Devam edelim. Kuran hakkında ki gerçeği kabul etmek yerine farklı ne uydurabiliriz arayışında olanların yayın organlarından yahudi Rupert Murdoch‘ın The Times‘ı ikinci aptalca fikri ortaya attı : Kuran’ın Hz. Muhammed (s.a.v.) önce kaleme alınmış olabilir.

MÜMTAZ : Tabi böyle bir haber hemen yerli basının mentalitesi belli mecralarında da servis edildi. İnternette öylesine dolaşan ve Times vs. gibi ismi yaldızlı yayın organlarında gördüğü her bilginin doğru olduğu algısı beynine kazınmış yurdumun gençlerinin bazıları da bu aptalca haberleri görüp dinden çıktı. Görev tamamlandı.

Ama gerçekte haberi iddaa ettiği şey tam bir komedya. Adama derler ki madem sallayacaksın destekli salla. Ama ellerinde destekli sallayacak argüman olmadığından düşüyorlar bu komik hallere. Yani bunun hakkında düşünüp konuşmak bile aptalca aslında ama yapacak bir şey yok.

Neden böyle söylüyorum ? Bakın her şeyi geçtim. Yani onbinlerce sahabenin ve hatta yüzbinlerce müşriğin şahitliğini. Böyle bir şey islamı yok etmek için yanıp tutuşan müşriklerin ağzına sakız edeceği bir şey olurdu zira öyle değil mi ? Tıpkı bugün kü kafirlerin yanıp tutuşup samanlıkta iğne arar gibi islamı karalamak için didindikleri gibi. Neyse bunların hepsini de geçtim.

Yahu Kuran’ı Kerimde Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayatta olduğu dönemde meydana gelen bir dünya hadiseden söz edilir. Ki bunlar çok büyük hadiseler. İlk planda aklıma gelenleri sayayımm. Mekke’nin Fethi, Hudeybiye Antlaşması, Huneyn Savaşı, Uhud Savaşı,  Bedir Savaşı, Hendek Savaşı, Hayber Seferi, Tebuk Seferi, İFK Hadisesi, Hicret vs.

Ve hatta mucizevi şekilde gelecekte olacaklardan bahsedilir. Örnek verelim.

MÜMTAZ : Ayette bahsedilen savaşlar 602 ile 628 yılları arasında Bizans İmparatorluğu ile Sasaniler arasında yaşanan savaşlardır. Sasaniler 614 yılında Kudüs’ü işgal ederek 90.000 hristiyanı öldürürür.

MÜMTAZ : Rumların yenilmesi üzerine Mekkeli müşrikler putperest Sasanler’in zaferini kutlamışlar bu durum ise müslümanları biraz üzmüştür. Çünkü dinleri batıl bir hale dönüşmüş de olsa Bizans’lılar hrıstiyan, yani ehli kitap oldukları için müslümanlara daha yakın gelmektedir. Sasaniler mecusi idiler. Yani ateşe tapıp, secde ediyorlardı. (Gülerek) Size bonus bir soru geliyor.

Hadi yıldızlar hakkında ulaşılamaz olduklarından vesaire diye ıvır zıvır bir şeyler sallanıyor. Peki insanlar ateşe neden tapmıştır ? Bu adamlar köklü ve gelişmiş Pers Medeniyeti yahu. (Gülerek) “Yıl olmuş 600 daha biz ne eğilip eğilip kalkıyoruz bu ocakbaşında arkadaş. Et getirin mangal yapak köz canlıyken diyen bir akıllı insan evladı yok muymuş ?

KAAN : (Kahkaha atarak) Ateş seni çağırıyor ! Burger King ! Burada soruları yalnızca ben sormuyor muydum yahu ? Vay arkadaş soru sorup bir de kontra atak yiyoruz iyi mi ?

MÜMTAZ : (Gülerek) Size bir ipucu o zaman. Game of Thrones da Melisandre karakteri var bildiniz mi ? Onu bir düşünün hele.

Devam edelim. Üstelik ayette geçen “birkaç” anlamı verilen bıd‘ kelimesi arapçada 10’u aşmayan azlığı ve daha çok da 3-9 arasındaki sayıları ifade etmek üzere kullanılır. Oysa o sıralarda iç isyanlardan ve iktisadi krizden ötürü perişan hale gelmiş olan Bizans İmparatorluğu’nun birkaç yıl içinde toparlanıp galibiyet elde etmesi kimsenin hatırından bile geçiremeyeceği bir sonuç idi.

Nihayetinde 5 Nisan 622’de yapılan büyük bir dini törenden sonra başkentten ayrılan Herakliyus önce Kuran’ın haber verdiği şekilde zaferler kazanmaya başladı.Önce Anadolu toprakları ile İrminiye bölgesini Sasani işgalinden kurtardı. Daha sonra Dvin’i ve birçok şehri zaptetti, ardından da Sasaniler’in kutsal şehri Gence’yi ele geçirdi. Son olarak ise 624’te Zerdüşt’ün doğum yeri olan Cloromia’yı yerle bir edip Sasaniler’in 614’te Kudüs’te yaptıklarına misilleme olarak İran’ın en önemli ateş tapınağını yıktı.

Şimdi de ayette gizli olan ve yakın zamanda keşfedilen bir mucizeden daha bahsedelim. Ayette savaşın gerçekleştiği yeri tanımlamak için ednâ ifadesi kullanılmıştır. Bu kelimenin ilk anlamı alçak ya da en alçak‘tır. Tefsirciler bu kelimeyi benim gösterdiğim mealde ki arzın yakın yeri şeklinde olduğu gibi kelimenin ikinci anlamı olan yakın anlamında yorumlamışlar ve Hicaz bölgesine olan kuş uçuşu yakınlığı ifade ettiğini düşünmüşlerdir. Modern keşifler ise olayın bambaşka bir boyutunun daha olduğunu gözler önüne sermiştir. Savaşın gerçekleştiği yer olan Lut Gölü Havzası‘ı karalar içinde dünyanın çapının en küçük olduğu yani yeryüzünün en alçak olduğu noktadır.

Burada şuna da dikkat çekmek isterim. Bugün dünyada bir çok incil türevi var malumunuz. İznik Konsülünde bu sayının binleri bulduğunu biliyoruz. Oysa Kuran’ın dünyanın her yerinde aynıdır. Bunun sebebi de onun asla kopya edilemez olmasıdır. Şimdi bu söylediğimi, Kuran’ın Peygamberimiz’den (s.a.v.) önce yazıldığı ile ilgili ahmakça iddia ile harmanlayarak bir şeyler söyleyeceğim.

Ama önce konuyla ilgi olarak Çağrı filminden bir kaç sahne izleyelim ve Kuran’ın vahyolduğu atmosferi gözümüzde canlandırmış olalım. Böylece Kuran’da yer alan akıl almaz mucizelerin, çok çok derinlikli felsefi hususların nasıl bir ortamda ortaya çıktığını idrak edelim. Çünkü şu ortamı görünce insan Kuran’ın böyle bir ortamdan insan eliyle çıkmasının asla mümkün olamayacağını daha iyi kavrıyor.

Play Video

MÜMTAZ : Öncelikle şunu söyleyelim. Kuran Hz. Muhammed’den (s.a.v.) önce yazıldı vs. diye zırvalıyorlar ya. Kuran’ın nazil olduğu asırda, Hz. Muhammed (s.a.v) gibi insanların çoğunun ümmi yani okuma yazma bilmediği Arap yarımadasında kitap diye bir kavram yoktu. Bu anlamda küçük bir kaç risale ile kitapçığı saymazsak Kuran Arapça yazılmış ilk kitaptır demek belki de yanlış olmaz. İlk kapsamlı kitaptır demek ise hiç yanlış olmaz.

Okuma yazma oranı düşük olsa da arapların inanılmaz genişlikte bir kelime dağarcığı vardır. Öyle ki deve demenin bile 70 farklı yolu olduğu söylenir. Bu geniş kelime havuzuna bağlı olarak da şiir ve belagat çok gelişmiştir. Belagat sözün, yazım, mana ve ahenk itibariyle kusursuz olması ve kelimelerin söylenişinin tatlı, manasının da söylenirken hemen zihne girmesidir. Bunlar kelime hazinesinin genişliği ve o hazineden doğru kelimeyi seçme kudreti ile alakadardır.

Şiir ve belagat o derece revaçta idi ki, her sene yarışmalar düzenlenir, yedi edibin yedi kasidesi muallakat-ı seb-a namıyla, altın yazı ile Kâbe’nin duvarına asılırdı. Her kabilenin şairi, o kabilenin en büyük milli kahramanı kabul edilir en fazla onunla iftihar edilirdi. Bazen bir şairin sözü ile iki kavim savaşır ve bir sözüyle barışırlardı.

Ancak Kur’an nazil olduktan sonra Meşhur şair Lebid’in kızının, babasının kasidesini Kâbe’nin duvarından indirirken “Kur’an geldi artık bunun kıymeti kalmadı.”  dediği rivayet edilir.