İNANÇ (19)

MÜMTAZ : Batıda Fatımîler, doğuda Büveyhoğulları gibi iki şii devlet arasında sıkışan ve neredeyse arabistan yarımadasına çekilecek duruma gelen Abbasi halifesi Tuğrul Bey‘den yardım ister. Bunun üzerine Tuğrul Bey 1055’te Bağdat’a sefer düzenleyerek Büveyhoğuları ağır bir yenilgiye uğratır. Büveyhoğulları hükümdarı olan El-Meliku’r-Rahim’i esir alır ve bu devlete son verir.

1060 yılında Tuğrul Bey Fatimilerin eline geçmiş olan Bağdat’ı ele geçirir ve Fatimileri bir daha toparlanamayacak şekilde bozguna uğratır. Abbasi halifesi Kaim’in tekrar Bağdat’a dönmesini sağlayan Tuğrul Bey, halifenin kızı Seyyide Fatıma el-Betül ile evlenir. Halife Kaim, Tuğrul Bey’e Ruknu’d-Din (Dinin direği), Malikul-Meşrik ve Magrib (Doğu’nun ve Batı’nın Sultanı) unvanlarını verir.

Onun açtığı yoldan gelen yeğeni Sultan Alparslan , 1071 yılında Malazgirt Savaşı‘nda 200.000 kişilik Bizans ordusunu sadece 25.000 kişilik ordusu ile Allah’ın yardımı ile mağlup eder. 1453 yılına gelindiğinde ise Fatih Sultan Mehmet Han da Peygamberimizin “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan; o ordu ne güzel ordudur!..” övgüsüne ve müjdesine mazhar olacağı o büyük zaferi kazanarak müslümanların cihan hakimi olma yolunda giden o büyük adımı attı.

Velhasıl önce Selçuklu Devleti, ardından da Osmanlı Devleti Allah’ın yarıdımı ile ilahi vahyi dünyanın dört bir yanına ulaştırdı.


“ Bizim davamız kuru bir kavga ve cihangirlik davası değil, i’la-yı kelimetullahdır. Yani Allah’ın dinini yüceltmekdir. „

OSMAN GAZİ


Tek dertleri islamı dünyaya yaymak ve yüceltmek olan, bu yüzden de fethettiği hiçbiryerde meşru savaşın dışında kan dökmeyen, yağma yapmayan, yıkıp dökmeyen bu aziz milletin ferdi olmaktan öyle büyük gurur duyuyorum ki. Keşke onlara layık olabilsek de dünyayı şu zulüm kıskacından Allah’ın yardımı ile tekrar kurtarabilsek.

(Gülerek) İyi dağıttık yalnız konuyu farkındaysanız.

KAAN : (Gülerek) Ben yine araya gireceğim ama. Sormak istediğim bir şeyler var çünkü. Neden Kuran herkesin anlayacağı bir dilde gelmedi de Arapça geldi ?

İkincisi de şu. Tamam Kuran’ın bozulmadığı ile ilgili söyledikleriniz tatmin edici. Peki o zaman neden Allah tevrat ve incilin bozulmasına izin vermiş ?

MÜMTAZ : Maalesef milliyetçilik akımlarının pompalanmasından doğuyor bu tip sorular. İnsanlar ilk dönemlerde tek bir dil konuşan tek bir milletti. Sonrasında imtihanın gereği olarak farklı farklı dillere ve boylara ayrıldılar. Nitekim bizim işte bizim burada konuştuğumuz ve konuşacağımız her şey bu farklılaşmalar ve bunların analizleri üzerine kurulu. İmtihanın özünde tam bu var. Aslında temel olarak ikinci sorunuzun cevabı da bu.

MÜMTAZ : Peygamberler hangi kavme gönderilmişler ise mantığın gereği olarak ilahi vahiy o kavmin dilinde gelmiştir. Hz. Musa (a.s.) ibranice konuşurken, Hz. İsa (a.s.) aramice konuşuyordu örneğin. İncil’in dilinin aramice olması da onun mesajının evrenselliğine mani olmamıştır. İnsanlar için öncelikli olan ambalaj değil, ambalajın içindekidir.

Allah katında milletin, ırkın vesairenin zerre kadar kıymeti yoktur. Bunların hepsi bu imtihan sahnesi dünyanın kostümleridir. Öldüğümüz anda çıkartıp atacağız hepsini. Az önce konuştuk işte Allah islamın yayılmasında öncülük etmek misyonunu da Türklere nasip etmiştir. Yarın olur başka bir millet ön plana çıkar. Nihayetinde bunların hepsi teferruat. Peygamberimiz veda hutbesinde özellikle ama özellikle ümmetini bu konuda uyarmıştır.

KAAN : (Gülerek) Nasıl cennette arapça konuşacağız yahu ? Arapça bilmeyen giremeyecek mi cennete ?

MÜMTAZ : (Gülerek) Evet hemen bir kursa yazılın bence. Olur mu hiç yahu. Siz de ben de bugüne kadar gelip geçmiş bütün dilleri aslında biliyoruz. İnsanın kafatasının içinde ki et parçası kendi kendine dil falan türetemez zira. Güneş dil teorisi falan diye saçmalar sonra. Neyse bunlar epistemoloji‘nin yani bilgi felsefesi‘nin konusu. Detaylı şekilde ve dinç kafayla konuşmak lazım. (Gülerek) Şu kafayla konuşursak beynimiz kulağımızdan akabilir.

Neyse ikinci sorunuza geçelim. Bereket soru iyi yerden geldi de asıl konuya dönmemiz  kolay olacak. Öncelikle tevrattan bahsedelim.

MÜMTAZ : Ayette zikredildiği üzere kitabı yani Tevrat’ı koruma vazifesi yahudi din adamlarına verilmiştir. Az önce de söylediğim üzere bunun sebebi imtihan mekanizmasının oluşması içindir.

Yahudi din adamları bir dönem ilahi vahye uygun yaşasalar da sonraları yavaş yavaş nefislerine uymuş ve ilahi vahyi bozmuşlardır.

MÜMTAZ : Zamanla din adamlığı kohenlik denilen ve bugün hala devam eden, babadan oğula geçen bir sisteme dönüşmüştür. Ayette zikredilen kelimeleri yerlerinden kaydırarak değiştirmek hususunu aklımızda tutalım. Zira tevratla ilgili konuşacağımız bazı yerlerde bunu açıkça göreceğiz. Hatta az önce konuştuğumuz insanların tek bir milletken farklı kabilelere ayrılmasıyla ilgili olarak da. Buradan yunan mitolojisinde ki tanrılar dağı Olympos ‘a ya da sümer mitolojisinde ki tanrı oğulları Anunnaki ‘lere giden yollar var çünkü.

Gelelim incil. İncil’in durumu Tevrat’tan daha farklıdır. Hz. İsa (a.s.) sadece 3 sene peygamberlik yapmıştır. O’na vahyolunan ayetler bugün bizim Kuran’da gördüğümüz gibi direkt olarak orjinal haliyle kağıda dökülmemiştir.