İNANÇ (21)

(İncil, Yuhanna, 16)(7-8)

Benim gitmem sizin için hayırlıdır. Çünkü gitmezsem Paraklit size gelmez… Ve O geldiği zaman günah, doğruluk ve gelecek yargılama konusunda dünyayı suçlu olduğuna ikna edecektir.

(İncil, Yuhanna, 16)(13-14)

Fakat o hakikat ruhu gelince size her hakikate yol gösterecek: zira kendiliğinden söylemeyecektir: fakat her ne işitirse söyleyecek ve gelecek şeyleri size bildirecektir. O beni ta’ziz edecektir (sevgiyle yadedecektir): çünkü benimkinden alacak ve size bildirecektir.

MÜMTAZ : Metinlerde, bütün dünyaya gönderilecek, insanlığı içinde bulunduğu rezil duruma karşı uyarıp onlara hakikati anlatacak olan ve Paraklit olarak anılan birinden bahsedildiğini görüyoruz. Kimdir peki bu paraklit.

Bilindiği gibi Hz. İsa (a.s.) süryani alfabesini kullanan aramice konuşuyordu. Şu anda mevcut inciller ise grekçe dili konuşan katipler tarafından süryanice konuşan kimselerden sözlü olarak işittiklerini grekçeye çevirmesiyle kaleme alınmıştır. Mevcut en eski incillerin tarihi de ancak Hz. İsa’dan (a.s.) 400 sene sonrasına kadar gitmektedir.

 Aramicede Ahmed (övülmüş) anlamına gelen kelimeler Himda veya  Mawhamana’dır. Bu kelimelerin grekçede ki karşılığı ise Períklytos‘tur.

Paráklêtos kelimesi ise parakalô fiilinden gelmektedir ki “yanına çağıran” demektir. Hristiyanlar paraklitin kutsal ruh olduğunu iddia ederler. Oysa bu anlam metinde sırıtmaktadır. Zira kutsal ruh kavramı için yanına çağıran tanımlaması alakasızdır. Diğer yandan metinde paraklitin insanları suçlu olduğuna ikna etmek, işittiğini söylemek ve hakikat yolunu göstermek gibi fiziksel iletişim ve etkileşim gerektiren misyonları vardır.

Diğer bir çelişki metinde “ben gitmeden o gelmez” denilmesidir. Oysa hristiyanlık inancında kutsal ruh İsa’dan önce de, İsa hayattayken de, İsa’dan sonra da inananlarla beraberdir.

Bir başka husu da incilde paraklit yerine kullanılan bütün zamirler erildir. Oysa hristiyanların kutsal ruh dedikleri soyut ve cinsiyetsiz bir kavramdır. Bu durumda onun yerine cinsiyetsiz zamirin kullanılması gerekirdi. Yani ingilizceden bildiğimiz He ve It zamirlerinin kullanım yeri farkı gibi.

Sonuç olarak anlaşılmaktadır ki Períklytos (Periklit) ile Paráklêtos’un (Paraklit) fonetik olarak birbirlerine yakınlığı sebebiyle çevirmenler yahut sonraki tarihlerdeki yazıcılar bu iki ifadeyi birbirine karıştırmıştır. Nitekim metinde paraklit yerine periklit yani ahmed yazıldığı anda hem anlamsal, hem kavramsal hem de gramer yönünden bütünlük tamamlanmaktadır.

(İncil, Yuhanna 1)(19-20)

Yahudi yetkililer Yahya’ya, “Sen kimsin?” diye sormak üzere Yeruşalim’den kâhinlerle Levililer’i gönderdikleri zaman Yahya’nın tanıklığı şöyle oldu –açıkça konuştu, inkâr etmedi– “Ben Mesih değilim” diye açıkça konuştu.

(İncil, Yuhanna 1)(24-25)

Yahya’ya gönderilen bazı Ferisiler (Yahudiler) ona, “Sen Mesih, İlyas ya da beklediğimiz peygamber değilsen, nasıl oluyor da vaftiz ediyorsun?” diye sordular.

MÜMTAZ : Yine bu pasajda da açıkça görüldüğü üzere hem hristiyanların hem de yahudilerin mesihin yani Hz. İsa’nın (a.s.) dışında bir peygamberden söz ettiklerini ve onu beklediklerini görüyoruz. Çok entersandır ki bu iki dinin mensupları da kendi metinlerinde yazan bu gerçeği görmezden gelmekte ve Nerede bu bizim beklediğimiz peygamber diye sormamaktadırlar. Oysa Varaka bin Nevfel ya da Rahip Bahira gibi aklı selim hristiyan alimler peygamberimizi (s.a.v.) tanıdıktan sonra daha kendisine peygamberlik vazifesi gelmeden onun peygamber olduğunu kabul etmişlerdi. 

Velhasıl örnekler çoğaltılabilir. Şimdi bir de kısaca Barbabas İncili hakkında bir şeyler söylemek istiyorum. Hakkında bir şeyler duymuş muydunuz ?

KAAN : Yani bir şeyler duymuştum ama çok da fazla bir şey hatırlamıyorum. Aklımda kalan müslümanlar tarafından yazılmış uydurma bir şey olduğu.

MÜMTAZ : Yürütülen algı operasyonu ile yapılmak istenen tam da buydu çünkü. Şimdi kısaca konunun aslını toparlayalım. 

Yeni Ahit’in “Elçilerin (havarilerin) İşleri” bölümünde bile adı toplam 40 kez anılan ve Hz. İsa’ya (a.s.) vahyedilen dine hizmetlerinden bahsedilen Barnabas, kilise tarafından enteresan şekilde havari olarak kabul edilmemektedir. Neden mi ?

Aziz Barnabas, Hz. İsa’nın (a.s.) tebliğini yaymaya çalışırken, Kıbrıs’taki yahudiler tarafından öldürülüp ve bir bataklığa atılır. Bu olayı gören öğrencileri, gizlice onu bataklıktan çıkartıp bir yeraltı mağarasına götürür ve göğsüne kendi kaleme aldığı incili yerleştirerek defneder. Daha sonra mezarı bulunur ve oraya bir manastır inşa edilir.

M.S. 477’de Barnabas’ın mezarının ve göğsündeki İncil’in bulunmasından kısa bir süre sonra M.S. 496 yılında, Papa I. Gelasius döneminde Roma Kilisesi, Decretum Gelasianum adında bir liste hazırlar. Bu “Sapkın Kitaplar” listesinde Hristiyanlığa aykırı kitaplar sayılır ve okunması yasaklanır. Bunlardan biri de Barnabas incilidir. Sağda ki görselde bu listeye ait bir sayfayı görebiliriz. 

MÜMTAZ : Benzer şekilde, 1698’de yayınlanan bir Hıristiyan ansiklopedik metin olan Acta Sanctorum da (Cilt II, S. 422-450)de Barnabas’ın göğsünde bulunan kitabın Barnabas İncili olduğu belirtilir. Oysa kendi arşivleriyle hatta incil metinleriyle ters düşen Vatikan, Barnabas’ın ne havari olduğunu ne de incil yazdığını kabul eder. İşin başka boyutu ise Barnabas incilinin başka suretleri olduğunu biliniyor ve bir gün ortaya çıkmasında korkuluyordu. Farklı suretlerinin olduğunun nereden bilindiğini birazdan anlayacağız.

Devam edelim. 1907 yılında büyük bir manipülasyona girişilerek solda ki görselde gördüğümüz “Barnabas İncili” adıyla uyduruk bir incil yayınladı. Zaten istenen de onun uyduruk olduğunun ortaya çıkması ve müslümanların küçük düşürülmesiydi. Kitap tam da buna göre düzenlenmişti. Çelişkiler ve tutarsızlıklar özenle yerleştirilmişti. Böylece gerçek Barnabas İncili, gelecekte bir gün ortaya çıktığında, herkes Barnabas İncilinin müslümanlarca yazılmış sahte bir kitap olarak tanıdığı için kimse gerçeğine de inanmayacaktı. 

Önce kitabın tarihsel zemine oturtulması uyduruk da olsa bir senaryo hazırladılar . Senaryoyu bugün piyasada satılan sahte Barnabas İncilinin sunuşundan aktaralım :

M.S. 478’de kitap, Barnabas’ın mezarıyla birlikte bulunduktan sonra bir şekilde 1585-1590 tarihlerinde Papa olan 5. Sixtus’un kütüphanesinde ortaya çıktımış. Fra Mario adında bir rahip, bir gün Papa’yı ziyarete gitmiş. Papa uykuya dalınca da onun kütüphanesini karıştırırken Barnabas İncilinin İtalyanca çevirisini bulmuş. Kitabı çalarak, Barnabas İnciline çok değer veren önemli bir kişiye götürmüş. Daha sonra elden ele dolaşan kitap 1738’de Prens Eugene’nin kütüphanesiyle birlikte Viyana’ya taşınmış.

Çelişkiler diz boyu. Kaybolduktan tam 1100 sene sonra birden Papa’nın kütüphanesinde italyanca’ya çevrilmiş nüshası ortaya çıkan bir kitaptan söz ediyoruz. Şimdi buraya kadar ki kısım manüpilasyonun birinci aşmasıydı. Bir de ikinci aşaması olacaktı. Çünkü Vatikan’ın korktuğu 1983′ te başına geldi.

MÜMTAZ : 1983 yılınında Hakkari-Şırnak kırsalında ki bir mağarada köylüler tarafından lahitler ve irili ufaklı metinler bulunur. Bunların bir tanesi de 250 varaklık ceylan derisine yazılmış bir papirüstür.

Bir ihbar üzerine yapılan baskında bu kitaplar askeriyenin eline geçer. Bu haber o dönemin gazetelerinde de kendine yer bulmuştur. Benim gösterdiğim 27.10.1984 tarihli Milliyet gazetesinin 7. sayfa haberi. Bir de 28.10.1984 tarihli Cumhuriyet gazetisinin ilk sayfasında olduğunu görmüştüm.

Uzun süre ısrarla üstünde inceleme yapılmadan gizlenen incil konunun Turgut Özal’a intikal etmesi ve onun talimat vermesi ile tekrar gündeme gelir. Hz. İsa’nın (a.s.) konuştuğu dil olan aramice yazılmış bu metin sonunda ülkemizde bu dili bilen  kişilerden aramice uzmanı Prof. Dr. Hamza Hocagil‘a (Pektaş) ulaşır. Ben kendisinin söylediklerini telefonla katıldığı bir TV programında dinlemiştim. Anlattığına göre kendisine ilk olarak yarım sayfa geliyor. Ve o sayfada şöyle yazıyor :

“Ben Kıbrıslı Barnabius. Tesbihe layık alemlerin Rabb’inden bir bütün olarak, Ruh’ul Kudüs (Cebrail) ile Meşaha’ya (Mesih’e) vahiy edilen bu kitabı tıpkı İsa’dan duyduğum gibi, sadakatle, 48. Gök yılları sonunda dördüncü nüsha olarak yazıyorum.”

Kitabın Barnabas tarafından metne dökülen bir incil olduğu ortaya çıkıyor. Yapılan karbon testleri de metnin 2000 yıllık olduğunu ortaya koyuyor. Daha sonra kısım kısım getirilen 19 sayfanın tercümesini yapıyor ve fotoğraflarını çekiyor. Bu sayfalarda yazan bir diğer şeyin de şu olduğunu söylüyor :

Senden sonra bir peygamber gelecek ona tabi olanlar, dolgun başaklar gibi olacaklar.”

  Burada bir ayeti kerime göstermek istiyorum.