İNANÇ (23)

MÜMTAZ : Zerdüşt dininin kutsal kitabı olan Zend-Avesta’nın Desatir babının 14 numaralı kısmında şu ifadeler yer almaktadır : 
“İranlıların ahlak seviyesi düştüğünde, Arabistan’da bir nur doğacaktır. Takipçileri O’nun tahtını, dinini ve her şeyini yükseltecektir. Bir bina inşa edilmişti (Kâbe) ve onun içinde, ortadan kaldırılacak pek çok putlar bulunmaktaydı. Halk, yüzünü ona doğru dönüp ibadet edecektir. Takipçileri, İran, Taus ve Belh şehirlerini alacak ve İran’ın pek çok akıllı adamı, O’nun takipçilerine katılacaktır.”
Yine Yasht 13, 28, 129 kısımlarında Saoşyant (alemlere rahmet) adında birinin ahir zamanda geleceği, bütün insanlara rehberlik edip onları ıslah edeceği ve putları kıracağından bahsedilmektedir.

Şimdi de kadim din hinduzime göz atalım. Hindu kutsal metinleri 4 kısma ayrılırlar. Bunlar; Vedalar, Upanişatlar, Brahmanalar ve Puranalar‘dır. Puranalar 17 ciltten oluşur. Bunlar arasında temel kitap Bhavişya Puran olarak bilinir ki, gelecekte olacak olaylardan bahsettiği için bu isimle anılır. 

MÜMTAZ : Puranaların temel kitabı Bhavişya Puran ‘da şu ifadeler yer alır; 

“Melekhalı (yabancı memlekete ait olan, yabancı dil konuşan) öğretici, kendi dostlarıyla zuhur edecek. Adı Mahamada  olacak. Raca ona en samimi sadakatini ve bütün saygılarını sunduktan sonra şöyle dedi: Sana bağlı kalacağım. Sen ey Parbatis Nath (Beşeriyetin Efendisi), Arabistan’ın sakini. Sen şerri yok etmek için büyük bir güç topladın…”

Vedalara bir göz atalım ;

“Sen ey Kadir-i Mutlak; övülmüş meşhur yetim ile savaşmaya gelen güçlüleri mahvedersin.”

Ahmed’in övülmüş anlamına geldiğini görmüştük. Hz. Muhammed’in (s.a.v) yetim olduğunu göz önüne alırsak burada anlatılan kimdir acaba. Ya da Sama Veda adlı kitapta ise şu ifadeler alır;

Ahmed, şeriatı Rabbından aldı. Bu şeriat hikmet doludur…”

Hindu kutsal kitapları Veda ve Puranalarda yukarıda verdiğim gibi pek çok ifade geçmektedir. Prof. Dr. Pundit Vaid Prakash isimli bir akademisyen ise Veda ve Puranalarda geçen ve ileride geleceği beklenen ve Son Peygamber anlamına gelen The Last Kalki Avtar‘ın tasvir ve özelliklerini bir kitapta derlemiştir. Şimdi adeta Peygamberimizin (s.a.v.) hayatını anlatan bir siyer kitabı okuyormuş hissiyatı veren bu ifadelere gerçek bir göz atalım.

◊     Bhagwan’ın (Allah) elçisi olduğu ve tüm insanlığa gönderileceği

     Onun Narasansah (Övülen) olup düşmanlarının içinde bile güvende olacağı

◊     Babasının adı Vishnu-bhagat “Allah’ın kulu” (Abdullah), annesine Somanib “güvenilir” (Âmine) denileceği

   Çölün hâkim olduğu bir yarımadada dünyaya geleceği, deve sahibi olacağı, hurmalıkların bol olduğu bir yerde yaşayacağı (Mekke), sonra yurdunu terk edip kuzeye göç edeceği (Medine’ye hicret)

Herkes tarafından sözüne güvenilir ve emin bir şahsiyet olacağı (Muhammedül Emin)

      Bulunduğu bölgede soylu ve saygı gösterilen bir kabile içinde (Kureyş) dünyaya geleceği

      İlk vahyin bir mağarada (Hira) Bhagwan’ın (Allah) çok özel bir elçisi (Cebrail) tarafından getirileceği

      Bhagwan’ın (Allah) ona göndereceği çok süratli özel bir at (Burak) ile dünyanın etrafını dolaşacağı ve yedi kat göğe yükseleceği (Miraç)

      Özel elçilerinin (Melekler) ona savaşta (Bedir) destek vereceği

Yapacağı iki büyük savaşın birisinde 300 (Bedir), diğerinde 10.000 (Mekke’nin fethi) askeri bulunacağı,

Yani örnekler çoğaltılabilir. Ben bu kadar ile bırakıp son olarak bir de budizm‘e göz atalım istiyorum. 

MÜMTAZ : Yukarıda heykelleri görülen şahsiyetin adı Maitreya veya Metteya‘dır. Kimdir peki bu Maitreya ?

 “Ananda, mukaddes kişiye (Buda’ya) sordu: ‘Sen gittiğin zaman bize kim öğretecek?’ Mukaddes kişi cevapladı: ‘Ben, yeryüzüne gelen ilk buda değilim; son da olmayacağım. Zaman içinde dünyaya başka bir buda gelecek; bu kişi, kutsal ve davranışları hikmet dolu bir kişidir. O, meleklerin ve ölümlülerin efendisidir. Size, benim de öğrettiğim ebedi hakikati açıklayacaktır. Dinini, amacını bildirecektir. Benim şimdi ilan ettiğim şekilde, en mükemmel ve en saf dini hayatı ilan edecektir. Onun yoldaşlarının sayısı, binlerce olacaktır; oysa benimki yüzlercedir.’ Ananda sordu: ‘Onu nasıl tanıyacağız?’ Mukaddes kişi cevapladı: ‘O, Maitreya olarak bilinecek.”
Gautama Buda, dini tamamlayamadığını, kendi takipçisi olarak 1000 yıl sonra gelecek olan Maitreya veya Metteya’nın bu işi tamamlayacağını söylemektedir. Buda’dan bin sene sonra gelecek olan bu kişinin adı, Pâlice’de Metteya; Sanskritçe’de Maitreya’dır. Bu iki kelime de, rahmet anlamına gelmektedir. Buda, M.Ö. 480’de ölmüş, Hz. Muhammed (s.a.v) ise M. S. 571’de doğmuştur. Kuran’da, Hz. Peygamber’in bütün alemlere, bütün insanlığa rahmet olarak gönderildiği bildirilmektedir.

Budistler ise hala alemlere rahmet olarak gönderilecek bu kimseyi beklemekte, Tibet ve Moğolistan dağlarına ‘Gel Maitreya gel!’ yazısı kazımakta, 20 metreden 150 metreye kadar uzanan boylarda devasa Maitreya heykelleri inşa etmektedirler.

Hint asıllı büyük alim İmam Rabbani (r.a.) Hindistan coğrafyasına pek çok nebinin geldiğini ancak bunların bazısının hiç ümmeti olmadığını, bazılarına ise pek az kimsenin iman ettiğini belirtir. Özetle muhtemeldir ki Budizmin kökeninde de ilahi vahyin esintileri varken sonraları insanlar onları dejenere etmiştir.

Dediğim gibi örnekler daha da çoğaltılabilir. Ancak anlayana, anlamak isteyene bu kadarı bile fazladır diye düşünüyorum. Hz. Muhammed‘in (s.a.v.) geleceğine dair bu kadar kesin ve kati bilgileri diğer dinlerde buluyor olmamızın tek açıklaması, bu dinlerin bir zamanlar saf islam olan ilahi vahiyden arda kalanlar olmalarıdır.

Şimdi konunun rotasını aynı eksen üzerinde biraz değiştrelim. İlahi vahiyden arda kalanların izini bulmayı bekleyeceğimiz önemli yerlerden biri de antik Mısır medeniyetidir öyle değil mi ? Sonuçta, Hz. Yusuf (a.s.) ve Hz. Musa (a.s.) peygamberlerin yolları iki farklı dönemde mısırdan geçmiştir ve Onlar ile ilgili pek çok önemli olay Kuran’da kendine yer bulmaktadır. Öyleyse mantığın gereği bir çıkarım yapalım. Durum şayet Kuran’ın dediği gibiyse, çok tanrılı Mısır medeniyetini araştırdığımızda tek tanrı inancı ile ilgili bazı doneler ya da dönemler bulabiliyor olmamız lazımdır öyle değil mi ?

Tabi sorunun cevabına geçmeden önce yapmamız gereken çok önemli bir tespit var. Bildiğiniz gibi antik Mısırlıların kullandıkları yazıya hiyeroglif yazısı denir. Hiyeroglif yazısı, düşüncelerin çeşitli resim ve sembollerle aktarıldığı karmaşık bir yazıdır.

Mısırın tarihi ve dili Roma İmparatorluğunun işgali esnasında tümüyle değişmiştir. Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul eden Romalılar, putperest olduğunu düşündükleri Eski Mısır dinine karşı yasaklayıcı bir tavır almış, Mısır tapınaklarını yıkıp kitabelerini sökmüş ve hiyeroglif yazısının kullanılmasını yasaklamışlardır.  M.S 300’lerden sonra Hiyeroglif yazısı unutulmuş ve yeryüzünde bu yazıyı okuyabilen kimse kalmamıştır. Bu durum 18. yüzyıla kadar böyle sürmüştür. Dolayısıyla hiyegroglif yazısını bilen olmadığı için Mısır papirüslerinde ve yazıtlarında neler yazdığı hiç kimse tarafından bilinemiyordu. Bu durum 1799’da tesadüfen bulunan Rosetta Stone isimli bir yazıtla değişti.

MÜMTAZ :  Bu yazıtı diğer yazıtlardan ayıran özellik, aynı metnin hem hiyeroglif, hem demotik hem de yunanca olarak yazılmış olmasıydı. Yunanca bilinen bir dil olduğu için buna bakılarak hiyeroglif yazısı Jean Françoise Champollion adlı bir fransız tarafından çözüldü. Bu şekilde Eski Mısır hakkında bugün bildiğimiz birçok şey öğrenilebildi. Dolayısıyla Kuran nazil olduğunda antik Mısır hakkında bugün bildiklerimizin hemen hiçbiri bilinmiyordu. Bu noktadan sonra söyleyeceklerimi hep bu vizyon ile dinleyin lğtfen.

Şimdi biraz önce sorduğumuz “Mısır medeniyetinde tek tanrı inancına ilişkin bir şeyler var mıdır ?” sorusunun cevabını firavun Akhenaton tarafından yazılan bir şiirde bulalım.