İNANÇ (25)

MÜMTAZ : Görselde yer alan yazıt famine stela yani kıtlık kitabesi olarak anılan ve ilk kez 1953 yılında tercüme edilebilen bir yazıt. Yazıtta genel olarak 7 yıl hüküm süren şiddetli bir kıtlıktan, bu kıtlığın giderilmesinde rol oynayan imhotep isimli bir baş vezirden ve kralın gördüğü bir rüyadan bahsedilir.

Kral Djoser‘in veziri olan imhotep’in, ilk piramit olarak kabul edilen Djoser piramidinin de mimarı olduğu düşünülür. Piramitin ve çevresinde yer alan ve silo olabilecekleri düşünülen yapıların altında bunları birleştiren uzun koridor ağları vardır. İşin ilginci piramitlerden Osmanlı kayıtlarında Yusuf ambarları olarak bahsedilmektedir. Ayrıca piramitler enteresan bir şekilde içlerinde yer alan organik maddelerin bozulmasını geciktirmektedir. Mısır’ı ziyaretim esnasında rehberimiz de buna ilişkin olarak, piramitlerin içine giren ve ölüp kalan kalan kedilerin kokmadığını ve kuruyup kaldıklarını söylemişti. Buna benzer deneyleri internette de bulmak da mümkün. Bu durum piramitin geometrik yapısının manyetik alan üzerinde ki etkisinden midir o kadarını bilmiyorum. Muhtemelen piramitlerin bu etkisinden dolayı da o döneme kadar mastaba adında ki yapılara koyulan kral ya da firavun lahitleri bu dönemden sonra piramitlerin içine ya da altına konulmaya başlanmıştır. İlerleyen süreçte ölüm sonrası hayata bedeni bozulmadan aktarma çalışmaları, mısırlıları m.ö. 1500’ler de mumyalama işlemini de hayata geçirmeye itmiştir vesaire.

Şimdi buraya kadar anlattıklarım gerçekten de imhotep ile Hz. Yusuf (a.s.) arasında önemli benzerlikler olduğunu ortaya koyuyor. Ayette anlatılanların izlerini mucizevi şekilde bu yazıtta bulabiliyoruz. Ama bence aynı kişi değiller. Neden olmadıklarına birazdan değineceğim ama şimdi burada bir virgül koyalım. Zira bu varsayım üzerinden konuyu başka bir alana taşıyacağım. Size sora geldiğim antik dünya dinlerinde işlerin nasıl yürüdüğünü, bu dinlerin nasıl ortaya çıktığını, piramitlerin, monolitlerin, sirius vs. yıldızların amiyane tabirle ne ayak olduklarına dair sorularıma cevap vermeye başlayacağım.

Bu sebeple hem biraz tevrat ile Kur’an mukayesesi üzerinden devam edelim hem de sizin sorunuzu araya alalım istiyorum. Şu firavunun cesedi konusunu yani.

KAAN : (Gülerek) Öyle bir kopturup gidiyorsunuz ki ben o meseleyi unutmuştum bile.

MÜMTAZ : (Gülerek) Ben unutmam merak etmeyin. Bütün sorularınız ara belleğe kaydedildi. Şimdi öncelikle Hz. Musa (a.s.) ile ilgili ayetlere bir göz atalım.

MÜMTAZ : İman edecek bir kavim için Musa (a.s.) ile firavun arasında yaşananların gerçek haberlerini incelemeye başlayalım.

İlk olarak bazı ayetlerde Mısır’ın idarecisi için firavun bazılarında ise kral deniyor olması olması dikkatinizi çekmiştir muhtemelen. Zira Kuran Kerim’de Hz. Yusuf (a.s.) döneminin Mısır yöneticisinden söz edildiği ayetlerde hep “hükümdar, kral, sultan” anlamlarına gelen El melik ünvanı kullanılır. Hz. Musa (a.s.) döneminin Mısır yöneticisinden ise Firavun ünvanı ile bahsedilir. Oysa bu ayrım ne tahrif olmuş incilde ne de tevratta yapılmaz. Hz. İbrahim (a.s.) ile Hz. Yusuf (a.s.) zamanındaki Mısır idarecilerinden de firavun diye bahsedilir.

MÜMTAZ : Halbuki arkeolojjik keşifler göstemiştir ki firavun ünvanı her iki peygamberden de çok sonra kullanılmıştır. Firavun teriminin kullanımı sadece geç döneme yani Yeni Krallık dönemine (New Kingdom) aittir. Ondan öncesinde ise tıpkı Kuran’ın mucizevi nitelikte ki kullanımıyla kral, hükümdar üvanları kullanımaktadır.

Devam edelim. Ayet-i kerimede nehirde bulunan bebek için firavunun karısının onu oğlumuz yaparız ya da evlat ediniriz dediğini görüyoruz. Kullanılan veled kelimesi oğlan çocuğu anlamına gelir zira. Musa’nın (a.s.) ismini Mısırlılar verdiğine göre bu isminin antik dilinde bir karşılığı olmalı öyle değil mi ? Antik Mısır dilinde bu kelimenin kökenin msy/mose kelimesi olduğunu görüyoruz. Peki ne anlama geliyor bu sözcük. İki anlamı var. Birincisi oğlan çocuğu demek. İkincisi ise birini doğurmak, evlat edinmek yani bir kimseyi ebeveyn olarak başka bir kimseye izafe etmek için kullanılıyor. Nitekim bunu en değer verdikleri tanrının adını isimlerinde taşıyan Thutmose veya Ahmose gibi firavun adlarında da görüyoruz. Thutmose tanrı thoth’un oğlu demek mesela.

Peki bir de tevratta durum nasıl ona bakalım.


Exodus (Çıkış) Bölüm 2-10

Çocuk büyüyünce, onu geri getirdi. Firavunun kızı çocuğu evlat edindi. “Onu sudan çıkardım” diyerek adını מֹשֶׁה(moşe) koydu.


Tevratta bebeği evlat edinen kimse firavunun kızı olarak geçer ve bu kızın da bebeğe, ibranice sudan çıkartılan anlamına gelen moşe ismini koyduğunu söylenir. Tabi ayetin aslı tahrif edildiğinden tevrat pasajında geçen kelimenin fonetik olarak, kelimeye verilen mananın ise anlam olarak alakasız olduğunu görüyoruz. Tabi işin bir de bebeğe ibranice bir isim veren Mısırlı prenses tarafı var ki çok trajikomik. Mısırlı bir prensesin ibranice bilmeyeceği olgusu bir yana, bir de kalkıp da babası firavunun nefret ettiği bir topluluğa ait bir isim verdiğini düşünmek ayrı bir komedi.

Devam edelim. Yine ayetlerde firavun ile birlikte adı anılan Haman bir kimse daha vardır. Kimdir peki Haman ? Hemen bir ayet daha söyleyeyim konuyla ilişkili. 

MÜMTAZ : Ayetlerde Haman’dan firavunun sağ kolu olan aynı zamanda inşa işlerini de takip eden bir kimse olarak bahsedilmektedir. Oysa tevrat’ta Haman ismi Hz. Musa’nın (a.s.) hayatını anlatan bölümde değil de ondan yaklaşık 1100 sene sonra yaşamış ve yahudilere zulmetmiş bir Babil kralının yardımcısı olarak geçer. Bu durum önceleri yahudi ve hristiyanlarca Kuran’ın yanlışı olarak görülüp alay edilirmiş. Oysa Kuran’da asla yalan veya eksik bilgi olamaz. 

MÜMTAZ : Mısırbilimci Walter Wreszinski, Viyana’da bulunan Hof Müzesi‘nde sergilenen bir anıt üzerinde Haman isminin geçtiğini ve aynı yazıtta Haman’ın Firavun’a olan yakınlığından bahsedildiğini tespit eder ve bunu Aegyptische Inschriften aus dem K.K. Hof Museum in Wien isimli çalışmasında kayda geçer.

Yine bir antik Mısır tarihçisi olan Hermann Ranke mevcut tüm yazıtlara dayanarak hazırladığı Yeni Krallıktaki Kişiler (Die Ägyptischen Personennamen, Verzeichnis der Namen) isimli sözlüğünde Haman’dan taş ocaklarında çalışanların başı olarak kayda geçer.

Devam edelim. Firavun ve kavmi, Hz. Musa’nın (a.s.) tebliğine kulak tıkadıkça Allah-u teala akıllanmaları için onları türlü türlü musibetlere maruz bırakır.