İNANÇ (26)

MÜMTAZ : Ayetlere göz attık. Şimdi bir de şu papirüse göz atalım istiyorum.

MÜMTAZ : Görselde yer alan belge m.ö. 1300-1400 ‘de kaleme alınmış olan ve Leiden Hollanda Müzesi’nde sergilenen Ipuwer papirüsü‘dür. Papirüste Mısır’daki kıtlık, kuraklık, deprem gibi felaketlerden, kölelerin zenginlikleri ele geçirmiş olmalarından ve Mısır’dan kölelerinden kaçışından bahsedilmektedir. Ayrıca söz konusu papirüsün yazarı İpuwer’in de bu olayların tanığı olduğu anlaşılmaktadır. Papirüste yaşananlardan özetle şöyle bahsedilmektedir:

“Felaketler tüm memleketi sardı. Her yerde kan var. Nehir iğrenç bir halde. İnsanlar sudan korkar oldu. Su içtikten sonra bile susadılar. İşte suyumuz! Mutluluğumuz! Yapabileceğimiz ne var? Her şey talan… Ülkede salgın hastalıklar baş gösterdi. Bugün gerçekten kimse kuzeye Byblos’a gidemiyor. Mumyalarımız için ne yapacağız?… Böyle dün gördüğüm her şey helak oldu. Biçilmiş gibi her toprak çırılçıplak… Mısır’ın aşağısı mahvoldu. Tüm saray ıssız kaldı. Dokuz gün boyunca saraydan hiçbir çıkış yoktu ve kimse o şahsın yüzünü göremedi. Sahip olunan her şey: buğday ve arpa, kazlar ve balıklar… Gerçekten ekin her yerde mahvoldu. Yukarı Mısır harap olmuştu. Altın ve lapis, lazuli, gümüş ve malachite, carnelian ve bronz… hepsi kölelerin boyunlarında.. Yer çömlekçi çarkı gibi alt üst oldu. Şehirler yıkıldı. Her yer harabe. Yeryüzü artık sesini keser ve kükremez umarım. Yukarı Mısır kurudu. Yerleşim alanları bir dakika içinde altüst oldu.”

Papirüste bahsedilenler neredeyse Kuran ayetlerinin tefsiri gibi. Şunu da söylemek lazım ki bu papirüs yaklaşık 16 sayfa uzunluğunda ve bir bölümü de deforme olmuş durumda. Metinde hem o an yaşananlardan, hem m.ö. 1700 ler civarı yaşanan Hiskos akınlarından vesaire bahsedildiğini görüyoruz. İpuwer’in metnin sonunda yer alan iyi bir kral nasıl olmalı mealinde ki öğütlerini de işin içine katarak metne bir bütün olarak bakıldığında çıkan anlamın, hem yaşananlar için bir ağıt hem de bir daha ülkenin bu hallere düşmemesine yönelik bir öğüt olduğunu söyleyebiliriz.

Nihayetinde hiçbir şeyden ders almayacağı ortaya çıkan firavun ve avanesi Mısır’dan kaçmak için yola çıkan Hz. Musa (a.s.) ve kavminin peşine düşer. Kovalamaca Kızıldeniz kıyısına kadar sürer. Tam kavminin ümidi kesilmişken Hz. Musa (a.s.) Allah’ın takdiri ile asasını yere vurur ve Kızıldenizi ikiye ayrılarak onlara yol verir.

MÜMTAZ : Ayette mucizevi şekilde firavunun cesedinin sonradan gelenlere ibret olmak üzere kurtarılacağı zikredilmektedir. Dediğim gibi Rosetta Stone’un keşfine kadar kimse firavunların mumyalanıp özel olarak gömüldüğünü falan bilmiyordu. Üstelik yeni krallık döneminde firavun mezarlarında yaşanan mezar hırsızlıkları sebebiyle firavun mumyaları biraraya getirilip krallar vadisi diye bildiğimiz yere konuldu. Üstü kapatılıp bütün işaretler de silindi. Ve geçen 3000 yıl içinde yerleri tamamen unutuldu. Ta ki 1817′ e kadar. Krallar vadisinin keşfiyle bu firavun mezarları günyüzüne çıkarıldı. Aslında buraya kadar ki kısım bile büyük bir mucize niteliği taşıyor.

Nitekim bu konu, özel doktorluğunu yaptığı Suud Kralı Faysal’ın kendisine hediye ettiği Kuran’ı okumakta olan Maurice Bucaille in de dikkatini çok çeker. Doktor Bucaille afallar. Çünkü bu hiçkimsenin bilebileceği bir şey değildir. Zira o da müslüman olmayan pek çok kimse gibi Kuran’ın tevrat ve incilden kopyalandığına inanmaktadır. Oysa tahrif olmuş bu iki kitapta da firavunun boğulup, kaybolup gittiği yazmaktadır. Kuran ise firavunların bedenlerinin saklandığını kimsenin bilmediği bir ortam ve çağda, bir de tevrat ve incilde boğulup gittiği söylenen firavunun cesedinin bulunup insanlığa ibret olarak ortaya çıkacağının haberini vermektedir.

Dr. Bucaille hemen işin peşine düşer. Hem tıp doktoru hem de mısırbilimci olması hasebiyle firavunların cesetleri incelemeye koyulur. Sıra kronolojik olarak boğulması en mümkün II. Ramses‘e gelmiştir. II. Ramses, mısır kayıtlarında da görüleceği üzere tam bir megalomandır. Kimisi devasa boyutlarda olmak üzere en çok heykelini yaptıran firavun da o’dur. Tıpkı ayette anlatılan firavunu çağrıştırmaktadır. Ayrıca Pi-Ramesses ve Pithom gibi büyük şehirler yaptırır ki bu şehirlerde çalıştırılan kölelerde tevratta da bahsedilmektedir. Antik Mısır’ın en büyük şehirlerinde olan Pi-Ramesses (Ramses’in evi) şehrinin muhteşemliğinden bahseden şiirler kaleme alınmıştır. Ayrıca m.ö. 1500 lerde başlayan mumyalama uygulamalarında en başarılı sonucun elde edildiği dönem de II. Ramses dönemidir.

Kayıtlara göre 96 yaşında yatağında huzur içinde öldüğü söylenmektedir. Ancak II. Ramses’in mumyasının ilginç bir yönü vardır ki sağ eli hep havada kalmaktadır. Bu ise ölüm anında yoğun stres yaşandığının bir işaretidir.

Bu ölüm anı gerginliğine örnek olarak intiharlar verilebilir. İntihara kalkışan kişi aşırı bir stres ve gerginlik halindedir. Ruhun bedenden ayrılması anında bu gerginlik maksimum düzeye ulaşır. Ve bu anda vücudun tüm kasları çekilir ve bu halde kalır. 1. gevşeme aşaması yaşanmaz. Bu tıpta Kadeverik Spazm olarak adlandırılır. Daha sonra bunu ölüm sertliği rigor motris izler ve kaslar büzülmüş olarak kalır. Patologlar çoğu zaman intihar eden kişinin elini başa doğru nişan alınmış bir tabancaya sıkıca tutunmuş bir şekilde bulurlar ve 2. gevşeme olana kadar tabancayı ölünün elinden almak mümkün olmamaktadır. Ama cevabı belirsiz şekilde II. Ramses‘in sağ kolu bu gevşemeyi yaşamamıştır. Üstelik kaslarda ki elastikiyetin bu kadar yıl korunması da imkansızdır. Gerçek bir lastik dahi 100 yıl gergin halde kaldığında elastikiyetini kaybetmekte iken 3000 sene boyunca sıkıca sarılıp mumyalanmış bu kol neden havada kalmaktadır. (Kinayeli gülerek) Belkide elinde tuttuğu bir kalkanın arkasına gizlenmiş olarak kendisine şiddetle çarpmak üzere olan bir dalgadan sakınıyordu kim bilir.

Şimdi, bu konuyla ilgili olarak bir de British Museum‘da yer alan bir papirüsten yazanlara göz atalım :

“Baş kütüphaneci, kraliyet beyaz odasının muhafızı,  Ameneman’dan (Amen-em-an) katip Pentaur’a (Penta-our) :

“Bu mektup elinize ulaştığı vakitte ve noktası noktasına okunduğu zaman, kalbini müteessir edecek bir halde olan acıklı felaketi, dalgalarda boğulma felaketlerini öğrenerek kalbini kasırga önündeki yaprak gibi en şiddetli ıstıraba teslim et. Musibet şiddetli, zaruret birden bire onu zabdetti. Sular içinde uyku, canlıyı acınacak bir şey yaptı. Reislerin ölümünü, kavimlerin efendisini, şarkların ve garpların kralının mahvolmasını tasvir et. Sana gönderdiğim haber hangi habere kıyas edilebilir?”

Burada adı geçen Ameneman Thebes ‘te yer alan kütüphanenin başı iken Pentaur ise II. Ramses’in katibidir. Velhasıl son olarak şunu da ilave ederek geçelim. II. Ramses bir çok yönüyle öne çıksa da boğulan bu firavunun hangi firavun olduğu ayette açıkça belirtilmemektedir. Ancak kronolojik olarak olması muhtemel 3 firavunun (I. Seti, II. Ramses, Merneptah) cesedi de Mısır’ın başkenti Kahire’de yer alan müzenin Kraliyet Mezarları galerisinde tüm insanlığa ibret vesikası olarak sergilenmeye devam etmektedir.

KAAN : Peki neden bu yaşananları açık açık bulamıyoruz Mısır kayıtlarında. Bunların hiç yaşanmamış olduğu ya da israiloğullarının hiç Mısır’da bulunmadığı da iddia ediliyor. Diğer sorum da Musa’nın nehire bırakılma hikayesinin Akad kralı Sargon ile olan benzerliğini ya da İsa’nın babasız doğumunun krishna vs. bazı antik çağ karakterlerinin hikayesinin benzer olmasını nasıl yorumluyorsunuz.

MÜMTAZ : Mısır tarihinde bunları açık açık görmememiz çok doğal bir durumdur. Çünkü eğer görseydik bu Mısır’lıların müslüman oldukları anlamına gelirdi ve yaşananları ibret vesikası olarak kayıtlarına geçirirlerdi. Ama onlar atalarının dininde kalmakta ısrar etmişlerdir. Yaşananları da hasır altı etmişlerdir. Tıpkı Akhenaton için yaptıkları gibi. Ama yaşananların izleri, görmek isteyenler için satır aralarında olanca çıplaklığı ile durmaktadır.

Dolayısıyla bunları hiç yaşanmamış mitler olduğunu iddia etmek en hafif tabirle akla ve tarih bilimine hakaret etmektir. Buraya kadar konuştuklarımızın tarihi gerçekler ile yazıtlar ile papirüsler ile birebir örtüştüğünü beraber görüyoruz işte. Ve daha anlatacaklarımız da var. 

Ayrıca yaşanan mağlubiyetleri vesaire hasır altı etmek Mısır tarihinde sık görülen bir şeydir. Örneğin bahsettiğim katip Pentaur’un meşhur Kadeş Savaşı ile ilgili uzun bir şiir vardır. Bu şiirde II. Ramses’in büyük kahramanlıklar göstererek Hititler’e karşı kazanıp onları darmaduman ettiği bir zafer anlatılmaktadır. Oysa biz bugün biliyoruz ki bu savaşta bırakın öyle dillere destan bir zafer kazanmayı II. Ramses canını dahi zor kurtarmıştır. Nihayetinde tarafların birbirlerinin eşitliğini kabul ettikleri bir barış anlaşması düzenlenerek de son bulmuştur. Tarihçiler savaşın bir kazananı olacak olsaydı bunun Hititler olacağını beyan ederler.