İNANÇ (28.5)

Play Video

MÜMTAZ : Bu gördüklerimiz de hristiyanlığın evanjelizm mezhebinin en güçlü kollarından olan pentecostalism ya da diğer adıyla karizmatik hareketi. (Gülerek) Tabi hareketli oldukları kadar karizmatik olmadıkları kesin. Bu ritüelin adı da speaking in tongues. Güya kutsal ruh inanların bedenlerine temas edip onların dilinden konuşuyormuş. Tezgah yine aynı dikkat ederseniz. Zaten biraz araştırınca bu ritüellerin kökeninin de afrika kıtasına dayandığını görüyoruz. Nasıl ki hıristiyanlık afrikanın yerel dinlerini etkilemişse bu etkileşimden kendisi de yukarıda gördüğümüz üzere nasibini almıştı.

Şimdi bir de islam dünyasına göz atalım istiyorum.

Play Video

MÜMTAZ : Burada da tasavvuf ile uzaktan yakından alakası olmayan sahte şeyhlerinin kullandığı bazı metotlar sebebiyle !? bedenlerinin kontrolünü kaybedip saçma sapan hareketler yapan, ayılan bayılan, vizyonlar gören şaşkınları görmekteyiz. İnsanların islamdan soğumasında en önemli faktörlerden biri bu aptallar maalesef.

KAAN : (Gülerek) Söylediğiniz gerçek islam bu değil geyiğine benzedi biraz da.

MÜMTAZ : (Gülerek) Ama gerçekten de öyle. Bakın ben de tasavvufun içinde birisiyim. Belki bir gün kendi zikrimize götürürüm sizi de kendiniz müşahede edersiniz gerçekleri.

İslamın özünün ne olduğu konusu üzerinde uzun uzadıya durulması gereken bir ve sizin gibi henüz Allah’ın varlığını sorgulayan biriyle de çok sonraları konuşulması gereken bir konudur. Zira matematik bilgisi 4 işlem ile sınırlı birine kalkıp da 4 katlı integral almayı öğretmeye çalışmak abesle iştigaldir.

Dolayısıyla biz şimdilik konuşmakta olduğumuz konuyla da ilişkilendirerek kısaca bazı hususlara değinip geçelim. Öncelikle bir ayet-i kerime ve bir hadis-i şerife göz atalım.

MÜMTAZ : Günümüzde müslüman olmak demek müslümanların bi zatihi kendilerinin de dahil olduğu pek çok insan tarafından Allah’ın varlığına iman etmekten ibaret bir şeymiş gibi algılanıyor. Oysa ayet-i kerime ve hadis-i şerifte de gördüldüğü gibi olay bundan çok daha fazlası. Dünyaya çok ciddi kapsamlı ve çok yönlü bir imtihana tabi tutulmak için geldiğimizin pek çoğumuz farkında değil ne yazık ki.

Hatırlarsanız Gazali hazretleri de, kendisinden yaptığım alıntı da bundan bahsediyordu. Başka dinlerin olduğu kadar islamın içinden türemiş fırkaların da mahiyetinin ne olduğu akıllı bir müslüman tarafından bilinmesi ve üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur.

İslamın içinden çıkan bu fırkaların mahiyetinin ne olduğunu bilmek için de öncelikle batıniliği ve hurufiliği bilmek gereklidir. Batınilik özetle islamın içinden türeyen ezoterik inançlardır. Yahudiliğin kabalistleri ne ise islamın batınileri de odur. Hurufilik dediğimiz şey de yine kabalada yer alan gematria gibi harfler üzerinden icra edilen ezoterik bir faaliyettir. Gazali hazretleri batıniliğin iç yüzünü göstermek için Fedâʾihu’l-Batıniyye adlı bir eser yazmıştır.

Örneğin Gazali hazretlerinin fitneleri ile mücadele ettiği fırkalardan biri olup Selçuklu Devleti‘nin de sürekli mücadele içinde olduğu Fatımi Devleti’ni kuracak kadar büyümüş olan ismailiye fırkasını ele alalım.  Aslında bu fırkayı şekillendirip içine sapık fikirlerini zerkeden kişi kendisini müslüman olarak tanıtan ama aslında iranlı bir mecusi olan İbn-i Meymun‘dur. Mecusi Pers İmparatorluğu‘nu yeniden kurulmasını düşleyen bu vatandaş dailik adından gizli bir teşkilat kurar.

Roma mithraizmine de geçmiş olan zerdüşt dininin 7 kademeli tekamül zincirini esas alan bir tarikat kurar. Tarikatın piri olarak kendisi de yedinci dereceye oturtur. Bu bu mertebe Allah’tan doğrudan doğruya emirler olan imamlık makamıdır. Bu vatandaşlar cennet ve cehennemin bu dünyada olduğunu, insanın zevk ü safa içinde, keyfince bir hayat yaşaması lazım geldiğini ileri sürerek ahireti inkâr ederler. Tarikat üyesi dâîler matematik, zooloji, botanik, astronomi, astroloji ve kimya gibi ilimleri öğrenerek islam coğrafyasının dört bir yanına dağılır ve okumuş tabaka arasında ilmi hüviyetleri ile girerler. Bu etkileriyle de bahsettiğimiz gibi Fatımi devletini kuracak kadar etkili olurlar.

Bu aslında şu meşhur Hassan Sabbah ve haşhaşilerinin de mensup olduğu fırkadır. Tapınak şövalyeleri ile aynı konsepte sahip olan bu topluluk aynı zamanda onlarla birebir ilişki içindeydi. Konumuzun özüne ilişkin olarak söylemek gerekir ki bu tip ezoterik oluşumlarda psikedelik bitki ve onlara bağlı olarak görülen vizyonlar önemli bir yer tutar. Tıpkı Hasan Sabbah’ın haşhaşı gibi. Detayından daha sonra bahsederiz.

MÜMTAZ : İslamın içinden çıkan bu sapkın kişi ya da topluluklar islam düşmanları tarafından da bir güzel kullanılmış ve kullanılmaktadırlar. Bahailikten, kadıyaniliğe, vahhabilikten, daeş ve boka haram‘a kadar geniş bir yelpazede tezgah kurulmuştur. Burada işletilen mekanizma toplumların algılarını yönetmekte ustalıkla kullanılan Hegel Diyalektiği‘dir. Nedir Hegel Diyalektiği ? En kısa tanımıyla; 

 Tez + Antitez = Sentez

Yani elde etmek istenen sonuç için birbirine aykırı iki tezi aynı anda işletmek. Örnek mi ? DAEŞ ve FETÖ terör örgütleri. DAEŞ ile müslümanlığın imajı, tüm insanlığın düşmanı olan ve derdi zoru kafa kesmek olan barbarlar olarak kurgulanmıştır. İslamın aslında hoşgörü dini olduğunu bilen ve bu yaftadan kurtulmak isteyen müslümanlar için ise hoşgörü vurgusuyla tüm dünyada kabul görmüş olarak tasarlanan FETÖ artık devreye girmeye hazırdır. Görevi basittir. İslamın içini boşaltmak ve dinler arası diyalog safsatasıyla yeni dünya dininin Nuhilik ayağının altyapısını hazırlamak. Nuhuliğin ne olduğundan ayrıca bahsedeceğim. 

Bu sebepledir ki fetö ya da bahailik gibi akımlar batıdan ve içimize yer alan batı uzantıları tarafından sürekli destek görmektedir. Biz şu an konumuzun özü olan husus üzerinden devam edelim.

MÜMTAZ : Peki bu akımların peşinden gidenleri adeta mankurtlaşmasının sebepleri nedir ?

Örneğin bahailik. Nedir bahailik kısaca bahsedelim. Bâb lâkabıyla tanınan Mirza Ali Muhammed 1844 yılı Mayıs ayında insanlığa yeni bir haber getirdiğini bildirip, Bâbilik mezhebini kurar. Bâb’ın ölümüyle bâb’ın yakınlarından olduğunu ileri süren Mirza Hüseyin Ali, Bâb tarafından haber verilen ve zuhur edeceği bildirilen kişinin kendisi olduğunu açıklayıp, bu mezhebi Bahâilik adıyla yeniden faaliyete geçirir. (Gülerek) Bu hareketin genel merkezi İsrâil’in Hayfa kentidir.

Allah’ın kendisine hulûl ettiğini yani amiyane tabirle içine girdiğini  ve her şeyi kendisine vahyettiğini iddia eder. Kendisinin gaybı bildiğini söyler ve vuku bulacak bir takım haberler verir. Detaylarına bakıldığından kökeninin batınilik ve hurufilik olduğu görülür. Bakın görselde vermiş olduğum semboller bahailik dinine aittir. Ne enteresandır ki islamiyetle uzaktan yakından ilgisi olmayan ama pagan ve ezoterik innaçlarda sıklıkla görülen pentagram işareti bu dinin asıl sembolüdür.

Devam edip bir de kısaca kadıyaniliğe göz atalım. Kurucusu tam bir ingiliz aşığı olan Kadyanlı Mirza Gülam Ahmed‘tir. Tüm dinleri birleştirme misyonu olduğunu düşünen Gülam Ahmed kendisini mehdi, nebi, resul, mesih hatta krişna ilan etmiştir. Sapkınlığa düşmesine sebep olan şey duyduğu sesler olduğunu anlamaktayız. Bu ses hakkındaki görüşleri şöyledir:

“Kulağıma değen sözlerin rahmânî olduğundan asla şüphe etmiyorum… çünkü, şeytan benimle alay etse, içimdeki fenalıklar dile gelse, mutlaka farkederdim…bazen o sözleri uzaktan iştiyordum, bazen da o sözler bizzat benim ağzımdan çıkıyor; fakat söyleyen ben olmuyorum…o kadar ki, bazan hiç bilmediğim lisanlarda bile konuşuyorum…alelâde bir ruhun veya ruhların bana hulûl ettiğine (içime girdiğine) inanmıyorum…bu iş pek başka bir iş!.. fakat ne sûretle başka?.. başkalığını seziyorum ya!.. bu kadarı bana ve bana bağlı olanlara yeterli!..”

Keramet olduğu düşünülen bazı haller de ortaya çıkmıştır…Örneğin binlerce kişi gördükleri rüyalar ile semâvi(!) işaret alarak kendisine bağlanmıştır.

Bu tıpkı fetönün ve peşinden gidenlerin gittiği yoldur. Konuşmalarını dinlediğinizde Fethullah Gülen’in de yaptıklarını direkt Allah’tan aldığı talimatlar ile yaptığını düşündüğünü görürsünüz. Kendisini Hz. Muhammed’den (s.a.v.) bile üstün görmektedir.

Tıpkı Gulam Ahmed gibi Fethulla Gülen’in peşinden giden avaneleri de yaşadıkları bazı sıradışı halleri ve gördükleri bazı rüyaları keramet zannederek bu aptalların peşinden gitmektedirler. Bizim için asıl olan soru şu.

Bu olağanüstülükler rüyalar vesaireler nasıl ve neden ortaya çıkmaktadır ?

Sorumuzun cevabını uzun bir turun neticesinde alacağız. Şimdi konu üzerinden  kısaca bir de yahudilikte olan bitene bakalım.