İNANÇ (29)

MÜMTAZ : Şimdi bir kaç başlık halinde çıkarımlarımızı özetleyelim:

1- Dediğim gibi her tanrının iletişime geçtiği kendi kahinleri vardır. Tanrı, bazı bitkilerden elde edilmiş tütsü ya da sıvıları kullanarak trans haline geçen bu kahinlerin bedenlerine girerek onların dilinden konuşur.

2- Bu tanrılar hep ya bir mağarada ya bir su kaynağında yaşarlar. Onlar ile görüşmek için oraya gidilmelidir. Daha sonra o mağara ya da su kaynağının üzerine tapınaklar inşa edilir. Khnum tapınağı ya da Delphi tapınağı gibi.

3- Tanrılar ile görüşebilmek için önce arınma ritüeli denilen bazı ayinler gerçekleştirilmelidir. Bu ayinlerde tütsüler yakılması, kurbanlar kesilmeli ve kurbanların kanı, kemikleri vesaire tanrılara sunulmalıdır. Kan aynı zamanda arınmanın enstrümanı olarak vücuda, elbiselere vs. sürülür ve içilir. Roma’da bu ritüele taurobolium veya criobolium denir.

4- Piramitlerin ve tapınakların yapılmasını ve ne şekilde yapılması gerektiğini tanrılar kahinlerine emretmiştir. 

5- Antik dinlerde tanrıların belli bedensel formları vardır. Davranış ve/veya görünüş olarak da antropomorfik yani insansıdır. Yarı insan yarı hayvan ya da tamamen fantastik formları vardır. Diğer metafizik varlıkların da fantastik formları vardır ve bu formlar yeryüzünün dört bir tarafında ki dinlerde benzerdir. Yılan, keçi ve köpek her mitolojide kendine yer bulur.

6- Antik dinlerin hiçbirinde ex-nihilo yani yoktan var oluş kavramı yoktur. Tanrılar sonradan ortaya çıkar. Bu ilksel tanrılar hem eril- dişil hem de yer-gök ilkelerini temsil ederler. Örneğin Sümer mitolojisinde anu (gök)(eril), ki (yer)(dişil) ya da Yunan mitolojisinde aether (gök)(eril), gaia (yer)(dişil) yada Mısır mitolojisinde nut (yer)(dişil)ve geb (gök)(eril)Roma mitolojisi daha çok Yunan mitolojisinin devamıdır ve gaia’nın karşılığı terra’dır. Madre terra diye geçen ifadenin günümüze yansıması ise toprak ana ifadesi olarak görülür. Bu dinlerin temel anlatıları ve öğretileri ise enteresan şekilde islamın haber verdikleri ile paralellikler gösterir. Khnum’un insanları topraktan yaratıp ve onlara ka vermesi gibi.

7- Gezegenler ve bazı yıldızlar tüm mitolojilerde inancın asli bir unsurudur. Öyle ki Roma mitolojisine gelindiğinde gezegenler direkt olarak tanrılara dönüşmüştür.

Sondan başlayarak gidelim. Dediğim gibi türetebilecek sonsuz olasılıkta varyasyon varken antik dinlerin temel yaratılış hikayeleri nedense hep benzerdir. Örneğin hep ilk olarak sonsuz bir denizin/okyanusun var olduğu kabul edilir. Khnum’un kendini bu okyanustan/denizden yaratması gibi. Sümerlerde benzer şekilde her şeyin başlangıcında namnu denilen ilksel deniz vardır. Babilde bu tiamat‘tır. Yunan mitolojisi’nde ise okeanos ve thetis‘in oluşturduğu ilksel sular vardır. İskandinav mitolojisinde hayat eligavar‘ın önce donan sonra eriyen sularından başlar. Maya mitolojisinde başlangıçta yer alan denizin içinde yeşil ve mavi tüylerin altına gizlenmiş yaratıcılar hayatı başlatır. Türk mitolojisinde Ak Ana, Moğollarda ise Sagan Ece hiçbir şey yaratılmadan önce yalnızca sonsuz su varken ortaya çıkmıştır. Mısır mitolojisinde nun ra’yı yaratmadan önce karanlık sular vardır. Örnekler çoğaltılabilir. Bu ilksel suların nereden geldiği ya da onu kimin yarattığı ile ilgili ise hiçbir mitolojide bilgi yoktur. Hikayeler anlamsızca şekilde direk olarak buradan başlar ve tıpkı khnum gibi hop deyip çıkıverir tanrılar piyasaya.

İkinci olarak tüm mitolojilerde

 

MÜMTAZ : 

Çömlek gibi tezgahında kilden yaptığı bedenlere ka verir.

amr bin as hz ömer

 

 

 

pentecostalism

jesus camp

glossalalia