İNANÇ (30)

KAAN : Kafamı allak bullak ettiniz açıkçası. Tüm bildiklerime aykırı şeyler söylüyorsunuz ve öylece ben susup dinliyorum. Sanırım bunun sebebi de söylediğiniz çoğu şeyi daha önce duymamış olmam. Ayrıca şaşkınım da. Dürüst olmak gerekirse size hacerül esved taşını vs. gösterdiğimde şu an benim gösterdiğim reaksiyona benzer bir reaksiyon göstereceğinizi düşünüyordum. Şaşıracak, yorum yapamayacak, belki saçmalayacak sonra da “Ben bunları bir araştırayım” diyerek ortadan kaybolacaktınız. Oysa siz belki de 1 saattir susmadan konuşuyorsunuz. Ve ortaya önemli argümanlar koyuyorsunuz. 

MÜMTAZ : Sağduyulu tavrınız için teşekkür ederim. Şu kadarını ifade edebilmek bile çok önemli inanın. Sizi takdir ediyorum bu anlamda. Şu anlamda haklısınız. Şayet ben tahkik-i iman sahibi bir müslüman olmasaydım senaryo sizin tahmin ettiğiniz şekilde de gelişebilirdi. Nedir peki tahkik-i iman ? Araştıran, soruşturan, cevaplar arayan, her türlü soruyla yüzleşen ve işin sonunda sarsılmaz bir hale bürünen iman biçimi. 

MÜMTAZ : Gelelim ikinci kitabımıza. Kuran, İncil ve Tevrat’ın Sümerde ki Kökeni isimli kitabımızın yazarı, tek kelime dahi çivi yazısı bilmediği halde dünyaca ünlü sümerolog yaftasıyla servis edilen ama aslında sadece arşiv görevlisi olan Muazzez İlmiye Çığ.

MÜMTAZ : Taklid-i iman ise, aileden duydukları ile yetinip üzerine hiç bir ilave yapmayanların, Kuranı bir kere bile okumayıp içeriği hakkında bilgi sahibi olmadığından üzerinde uzun uzadıya tefekkür etmeyenlerin sahip olduğu imandır. Ki bu insanlar karşılaştıkları inanç eksenli ilk soru da kafaları bulanıp ateizme savrulan kimselerdir. Ve bir irade böyle insanları avlamak için mesai yapmaktadır. Bu kitap da onların bir örneğidir. 

Kitabın diğer dinler hakkında söylediklerine bir lafım yok. Zira azıcık araştıran bir insan bunların nasıl da pagan dinlerin sentezi haline geldiklerini anlar. Zaten kitabın yazılma amacı bu dinler üzerinden elde ettiği algıyı islamiyete yansıtma çabasıdır. 

Çalışmasında başörtüsünün kökenini son derece bilimsel bir akıl yürütme ve nitelikli bir çıkarım ile Sümer’de ki tapınak fahişelerine falan bağlar bu dahi ablamız. Demek ki bundan 5000 sene sonra yaşasaymış ve saçı sakalı bir birne karışmış hippilerin yatağı Cihangir‘i araştırsaymış, bölgenin DAEŞ’in merkez üstü olduğunu idiaa edebilirmiş. Kitabın acınası derecede komik bir muhteviyatının bir kısmına zaten cevap verdim. Devam edersek çok daha fazlasını da konuşuruz ileride.

Bilim kisvesi altında gizlediği amacı, bilinmeyene ışık tutmak, merak edilene cevap aramak olmadığıdından, uzmanı olduğunu iddia ettiği Sümer’lerin tapınaklarında ve dünyanın dört tarafında türlü çeşit din ve ezoterik öğreti kapsamında uyguluna gelen seks majisi hakkında en ufak bir fikri yoktur bu ablamızın. Dip not oalrak belirteyim ki Dan Brown‘ın Da Vinci Şifresi kitabı ve Stanley Kubrick‘in Gözü Tamemen Kapalı isimli filminde de illuminati ayinleri olarak geçer bu mizansenler. Diyeceğim o ki Sümerlerin ve antik dünyanın inançlarını bir de benden dinleyin. Bakalım hangisi daha tatmin edici olacak.

Şimdi devam edelim. Dedim ya kitabın asıl derdi islamiyeti karalamak. Bu yüzden de bariz yalanlarla dolu. Ki yaptığınız işe bilimsellik yaftası takıyorsanız bu kabul edilemez bir durumdur. Hemen kitaptan bir örnek vereyim. Sayfa 71.

MÜMTAZ : Yazar, ayetlerde aradığını bulamadığını itiraf ediyor ve diyor ki ufkumu açan ve asla çıkartamayacağım anlamları yakalamama ön açan kişilerden biri Turan Dursun‘du. Ve devam ediyor : “Turan Dursun’un en güvenilir hadisçilerin kitaplarından kaynaklarını verdiği hadislerde gördüklerim beni aydınlattı.” Şimdi yukarıda verilen metni okudunuz. Metin de söylenene göre melekler şarap içiyor, seks yapıyor, Allah’a isyan ediyor ve cezaya çarptırılıyorlar.

MÜMTAZ : Bu anlatılanlar örnek olarak verdiğim ayetlerde de görüleceği üzere tamamen Kurana aykırıdır. Çünkü meleklerin iradesi yoktur. Sadece kendilerine emredileni yaparlar. Cinsiyetleri yoktur. Şehvet duyguları yoktur. Yeme içme ihtiyaçları yoktur. Aynı zamanda önceden konuştuğumuz üzere gök cisimlerinin hiç bir önemi ehemmiyeti yoktur. 

Peki nasıl olur da Kurana tamamen aykırı bir sözün hadis, yani peygamberimizi sözü olduğu iddia edilebilir. Hem de en güvenilir kaynaklarda öyle mi ? Dünyada ki müslümanların yaklaşık %90′ ı sünnidir. Ve sünni müslümanların en güvenilir hadis kaynakları kütübü sitte denilen 6 büyük hadis aliminin kitabıdır. Buyurun sayfa sayfa okuyun ve Turan efendinin bu en güvenilir kaynaklarında geçtiğini iddia ettiği hadisleri bulun bakalım. Bulamazsınız. Çünkü bunların uydurma rivayetler yani israiliyat olduğu bin küsür senedir zaten bellidir.

Öncelikle hadis ilminin derinlikli olarak sonrasında geniş olarak konuşmamız gerekir. Burada kısaca söylemek gerekir ki ayetleri değiştiremeyeceğini anlayan yahudiler müslüman olmuş numarası yaparak hadis rivayet etmeye başladılar.  Bunların en meşhuru da İbn Sebe isimli yahudidir. Tıpkı Pavlus isimli yahudinin islamı hristiyanlığa dönüştürürken yaptığının benzeri bir faaliyet yürütmüştür. Diyar diyar gezip yalan rivayetler uydurmuştur. Kendisinin fitneleri ile Hz. Osman’ın (r.a.) şehit edilmesine vs. pek çok şer hadise de aktif rol oynamıştır. Zaman içerisinde foyası meydana çıkan bu ahmağa çoğu yerde itibar edilmese de bir yerde attığı fitne tohumları yeşerir. Orası bugün İran olarak bildiğimiz topraklardır ve İbn Sebe’nin yeşerttiği şiilik denilen islam dışı oluşumun ana vatanıdır.

KAAN : Nasıl yani islam dışı. Ne demek oluyor bu ?

MÜMTAZ : Demek oluyor ki aslında dertleri islam falan değil Fars milliyetçiliğidir. Hz. Ömer’den (r.a.) ve Hz. Ebubekir’den (r.a.) nefret ederler. Her namazlarında onlara lanet ederler. Aslında sebebi basittir. Hz. Ömer’in (r.a.) Sasanileri yıkmıştır. İşte bu nefreti çok iyi kullanan yahudiler Hz. Ömer (r.a.) ve Hz. Ebubekir’in (r.a.) Kuranı değiştiridiğine ve orada yazmakta olan Hz. Ali’nin hilafetini emretmekte olan ayetleri çıkardığı yalanını uydurmuşlardır. Bu adamlar Kuranın korunduğunu da inanmazlar yahu daha ötesi var mı. 

Şu an İran’ı yöneten mollalar Caferidirler ve sünnileri müslüman olarak görmezler. Kendilerini üstün ırk olarak görürler. İmamlarının peygamberlerden bile üstün olduğuna inanırlar. Tarih boyunca tek bir kafir devlete kılıç çekmemişlerdir. Sadece islamiyeti tüm dünyaya yaymayı kendime düstur edinmiş Osmanlı Devleti‘nin eteğini çekiştirmişlerdir. Yavuz Sultan Selim han da kendilerine hakettikleri gibi davranmıştır. Bugün hala İbn Sebe’den kendilerine kalan miras üzerine yaşarlar. Ve sağduyulu bir atesitin bile “Yahu bunların söylediklerinin, yaptıklarının ettiklerinin ne islamla ne Kuran ile alakası yok” diyeceği işleri vardır. Velhasıl detayı uzun. İleride değiniriz inşallah.

Şimdi bunları neden anlatıyorum. Çünkü bu vatandaş caferi yani şii bir aileden geliyor. Dolayısıyla en güvenilir hadis kaynakları diye anlattığı saçmalıklar da şiilerin kabul ettiği yahudi uydurması zırvalar olup islamiyet ile uzaktan yakından ilgisi yok.

Dedim ya bir irade islamiyetin dibini oymak için sürekli bir mücadele içindedir. Bunu yaparken kullandıkları metotlardan biri de islamın içinden çıkan yüzleri kullanmaktır. Tıpkı küçükken maç yaptığımız da kullandığımız “Adamın gol diyor” repliğinin taşıdığı anlam gibi. Zaten siz de az önce “içlerinden birinin gerçekleri haykırması çok daha etkili” vs. diyerek bu planın meyve verdiğinin örneği oldunuz.

Tabi ki bu sadece ülkemizde değil dünya genelinde oynanan bir oyun. İlmiye Çiğ’in kitaplarında geçen bir başka dezenformayonla devam edelim. Şeytan ayetleri meselesi. Yine bahsettiğim gibi kaynak Turan Dursun ve onun uydurma hadisleri. Bu iş için global boyutta seçilen isim ise yine müslüman bir aileden gelen Salman Rushdie. Kitabın özeti  ise güya Hz. Muhammed (s.a.v.) kendisine gelen vahyi Allah’tan değil şeytandan aldığını itiraf etmiş olduğudur. Konu kargaların bile güleceği basitlikte ama tabi işin aslını bilenler için.

MÜMTAZ : İslamiyet hakkında açıkça iftiralar atan aşağılayıcı ifadeler kullanan bu şahisyetsiz adama yediği halt için ödüller verilir. Çünkü o misyonunu tamamlamıştır. Ayrıca burada konu islam falan da değil bakın. Hangi inanç hakkında olursa olsun bu hareket kabul edilemez. Bir inancı eleştirebilir ya da mantıklı olmadığı düşünebilirsiniz. Ama bunu etik ve ahlak kuralları dahilinde yapmak mecburiyetindesiniz. Ama adına basın özgürlüğü ya da düşünce özgürlüğü türlü türlü süslü kılıflar ile her türlü hadsizliğin önü açılmıştır.

Velhasıl bu kitap Aziz Nesin tarafından türkçeye çevrilerek makale şeklinde yayınlanır. Bu olayların sonunda ise olay meşhur Madımak Oteli provokasyonuna kadar uzanır.  Kalabalık provakötlerce galeyana getirilir ve islamiyetle asla bağdaşmayacak bir barbarlık ile insanlar katledilir.

Bu senaryonun aynısını Charlie Hedbo saldırısında da tezgahladılar. Peygamberimize (s.a.v.) hakaret içeren bir karikatürü ısrarla yayınlamak planın birinci aşaması, ışid denilen köpekleri kullanarak katliam yapmak ise ikinci aşaması idi. Sonuçta zarar verilmek istenen ise islamın imajıydı.

KAAN : Ne yani Işid de mi tezgah. Komik değil mi bu iddia sizce de ?

MÜMTAZ : Bu konuya sonra dönelim. Ama Donald Trump’ın bile Işid’i Barrack Obama kurdurdu dediğini hatırlatmak isterim size.

 Neyse biz şimdi konumuza dönelim. Kitap üzerinden devam ettiğimizde olayın içeriğinde çok başka sinsi bir planın daha olduğunu görüyoruz. Şimdi onu görelim.

Kitapta Hz. Muhammed (s.a.v.) mahunt lakabı kullanılmaktadır. Neden peki ? Mahunt, Roma Kilisesi tarafından Hz. Muhammed’in (s.a.v.) isminin kullanılmasının yasaklanarak onun yerine kullanılmasını emrettiği lakaptır. Kilise ayrıca müslümanların telegard adında bir şeytana taptığı, telegardın da daha sonra baphomet‘e dönüştüğü palavra ve propagandasını yapmıştır. Yani işin özünde müslümanlar baphomete tapıyorlar algısı pazarlanmaktadır. Baphometi duymuş muydunuz ? Bir görselini göstereyim bir saniye.

KAAN : İlluminati midir nedir onun taptığı söylenen şey değil mi bu ya ? Ne alaka ?

MÜMTAZ : Ta kendisi. Alakasını göreceğiz. Şimdilik bu bilgiyi de not ederek devam edelim.

iraz da sizin aydın olarak nitelendirdiğiniz bu şahsın fikir dünyası üzerinden devam edelim. Bir röportajında okumuştum şöyle diyordu : “Allah’a inanıyordum. Ancak deneyimler yaptım kendi kendime. Su dolu kovanın içine süpürgeyi batırıp duvara sürdüm. Şekiller bir rastlantı sonucu oluşmuştu.. Dünya’nın oluşumu da neden böyle olmasın dedim.. Bu arada o da tümden silindi.”

Çok gülmüştüm ilk okuduğumda bu nasıl çocukça bir mantık diye. Kendisinin, şiilik sempazitanı olan İranlı İbnü’r Ravendi‘nin takipçisi olduğunu görüyoruz. Ravendi’nin inanç esasları nedir diye baktığımız da ise maddenin ezeli (başlangıcı olmayan) ve ebedi (sonu olmayan) olduğuna, sadece fiziksel dünyanın var olup metafizik hiçbirşeyin var olmadığına ve son olarakta madde ile tanrının bir anlamda aynı şey olduğuna inanan materyalist bir  bakış görüyoruz.

Bakın trajikomik biçimde, islamiyetin kopyalandığını iddia ettiği pagan dinleri ile aslında tamamen aynı düşünceye sahip. Paganlara göre de evren bir şekilde tanrıları meydana getirmiştir. Birden tanrılar çıkar piyasaya Ama nasıl ? Bunun cevabı yoktur. Tıpkı Turan Dursun’un kendi mizanseninde o süpürgeyi tutan adam gibi.

MÜMTAZ : Biraz da sizin aydın olarak nitelendirdiğiniz bu şahsın fikir dünyası üzerinden devam edelim. Bir röportajında okumuştum şöyle diyordu : “Allah’a inanıyordum. Ancak deneyimler yaptım kendi kendime. Su dolu kovanın içine süpürgeyi batırıp duvara sürdüm. Şekiller bir rastlantı sonucu oluşmuştu.. Dünya’nın oluşumu da neden böyle olmasın dedim.. Bu arada o da tümden silindi.”

Çok gülmüştüm ilk okuduğumda bu nasıl çocukça bir mantık diye. Kendisinin, şiilik sempazitanı olan İranlı İbnü’r Ravendi‘nin takipçisi olduğunu görüyoruz. Ravendi’nin inanç esasları nedir diye baktığımız da ise maddenin ezeli (başlangıcı olmayan) ve ebedi (sonu olmayan) olduğuna, sadece fiziksel dünyanın var olup metafizik hiçbirşeyin var olmadığına ve son olarakta madde ile tanrının bir anlamda aynı şey olduğuna inanan materyalist bir  bakış görüyoruz.

Bakın trajikomik biçimde, islamiyetin kopyalandığını iddia ettiği pagan dinleri ile aslında tamamen aynı düşünceye sahip. Paganlara göre de evren bir şekilde tanrıları meydana getirmiştir. Birden tanrılar çıkar piyasaya Ama nasıl ? Bunun cevabı yoktur. Tıpkı Turan Dursun’un kendi mizanseninde o süpürgeyi tutan adam gibi.

MÜMTAZ : Paganlara göre töz denilen evrensel enerjiden bir şekilde tanrılar meydana gelmiştir. Mısır, Hint,Yunan, İskandinav vs. mitolojilerde durduk yere tanrılar çıkar piyasaya. Ama nasıl ? Bunun cevabı yoktur. Anlatılanlar hep bu tanrıların ortaya çıkmasından sonra ki mevzulardır. Tıpkı Turan Dursun’un kendince kurduğu mizansende süpürgeyi tutan adam gibi. Yaratıcı gücü temsil eden adam bir şekilde ortaya çıkmıştır ama ne şekilde olduğunu umursamaz. Asıl önemli olan soru da budur aslında. Ama onun yerine adamın eylemlerinden üzerinden akıl yürütmeye çalışır. Neyse geçelim. Duvara su serperek felsefe yapan birinden çok da fazlasını beklemek abes zaten.

Ne dedik. Bu amcaya göre madde ve evren ezelidir yani sonradan var olmamıştır. Ayrıca bizim görmediğimiz metafizik bir alem de yoktur. Bakalım gerçekten öyle mi ? Öncelikle bu konular hakkında Kuran ne diyor ona bir bakalım :