İNANÇ (6)

KAAN : Solda ki resimde tanrıça sheellanın doğum yaparken betimlendiği sizin tabirinizle put ile hacerül esved taşının aynı olmasına ne diyeceksiniz mesela. Ya da sağda ki resimde görülecek namaz kılan insan figürlerini gösterir Sümerlerden kalma putlara. Öyle sanıyorum ki ilk kez gördünüz bunları.

MÜMTAZ : Yok hayır daha önce görmüştüm. Bunları da çok daha fazlasını da. Hepsi ile ilgili söyleyecek çok şeyim olurdu. Siz zaten en çok bilinen islam karşıtı argümanları seçtiğiniz için bunlar üzerinden konuşalım. Malum “algı” kavramını incelemiştik. Ayrıca ne demiştik “yargı” sahibi olmaya giden yolda ikinci bileşen “bilgi”dir. Dolayısıyla Gazali hazretlerinden aldığımız ilhamla biz de önce bilginin izini sürmeliyiz. Kararlarımızı etkileyen bilginin sıhhati ve doğruluğundan ne derece eminiz bunu araştırmalıyız. Siz de çok isabetli bir soru ile konuyu açtınız.

Dediğim gibi antik medeniyetler hakkında oldukça fazla bilgi sahibiyim. Çünkü bu Allah’ın bir emridir. Kuranı kerimde benim bildiğim kadarıyla 12 farklı ayette yeryüzünün dolaşılıp geçmiş kavimlerin ve akıbetlerinin araştırılması bilhassa emredilmiştir.

MÜMTAZ : Gelelim sizin sorunuza. Öncelikle solda ki fotoğraf, sadece rastlantı sonucu oluşan görsel bir benzerliğin, sırf bir bağlantı kurulabilmesi adına art niyetli olarak manüpilatif amaçlarla kullanılmasından ibaret olan bir kandırmaca. Bir kere adı geçen tanrıça sadece avrupa mitolojisinde çoğunlukla da italya, norveç, irlanda ve ingiltere’de görülen bir tanrıçadır. Arap yarımadasında görülmez. Olaya tanrıça kültü olarak genel bakacak olsak dahi görürüz ki o dönem arapların taptığı lat, menat, uzza adlı tanrıçaların hiçbirinin görünüşü de böyle değildir. Örneğin lat putunun dörtköşe bir taş olduğu rivayet edilir.

Gelelim hacerül esved taşına. Bir kere adı üstünde bir taştır ve şekli de normal bir taş gibidir. Yıllar içinde müslümanların teması ile oluşan aşınmayı saymazsak.

O görülen parlak kısmın hikayesi ise şöyle. Yezid ile Mekkeliler arasındaki savaşta üç parçaya bölünen taş yapıştırılarak bir araya getirildi. Daha sonra tekrar kırılan taş, Osmanlı padişahı  IV. Murat döneminde tamir edildi ve taşı bir arada tutması için gümüşle kaplı bir muhafaza kabı yapıldı. Kopmuş olan bazı küçük parçalar da İstanbul’a getirildi.

Ayrıca hiç bir müslüman o taşa bir put vs. nazarıyla bakmaz. Hatta daha yaşarken cennetle müjdelenmiş yani Allah’ın (c.c.) rızasını kazanmış olan Hz. Ömer’in (r.a.) şöyle bir sözü vardır. “Ey taş! İyi bilirim ki sen, kendine ne faydası ne de zararı olamayacak bir taş parçasının. Eğer ki Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sana hürmet ettiğini görmesem, asla sana hürmet etmezdim.”

İşte müslümanlar o taşa sadece ve sadece Peygamberimiz (s.a.v) hürmet ettiği için hürmet ederler. Ki bu da imtihanın bir parçasıdır. İnsanoğlu büyüklenme ve “ben aklıma yatanı, mantığıma uyanı yaparım” deme eğilimindedir. Oysa Allah’ın (c.c.) gerçek iman sahiplerinde görmek istediği tavır, tıpkı Hz. Ömer (r.a.) gibi benliğini ayaklar altına alıp Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) izinden gitmeleridir. Bu konunun devamı islamın içinden türeyen sapık mezheplerin düştüğü yanlışları da içeren uzun bir açılım getirir ki fırsatımız olursa konuşuruz inşallah.

Taşın hikmetini nedir biz bilemiyoruz. Nuh (a.s.) kavminin yaşadığı tufandan sonra Kabe’yi tekrar inşa eden Hz. İbrahim’e (a.s.) Cebrail (a.s.) tarafından getirilmiştir. 

Kabe demişken müslümanların namaz kılarken Kabe’ye yönelmelerini, “Müslümanlar da puta tapıyor. Onlar da kara bir küpe secde ediyorlar” şeklinde de komik bir yanıltmaca var.  Son zamanlarda bunu küp şekli üzerinden satürn tapıncı ile ilişkilendirmeye başladılar. Duydunuz mu bilmem henüz çok yaygınlaşan bir şey değil. Bu küp meselesi de derin bir mevzu. Sohbetimiz ilerlerse detayına sonra gireriz. 

MÜMTAZ : Oysa Kabe ne siyahtır ne de küp şeklindedir. Bununla ilgili çok ilginç mucizelerden de ileride bahsederim inşallah. Ama öncesinde konuşulması gereken şeyler olduğundan şimdilik pas geçiyorum.

Secde etme konusunun özü ise şudur. Müslümanlar Kabe’ye secde etmez. Sadece ona yönelir. Bunu Allah’ın emri bu şekilde olduğu için yaparlar. Eğer başka bir yön tayin edilseydi de o yöne doğru secde ederleri. Ki islamın ilk yıllarında uzun süre Kabe’ye değil Beytü’l-Makdis‘e (Kudüs) doğru namaz kılınmıştır. Fakat, Peygamberimiz (s.a.v.) öteden beri  yeryüzünün ilk mâbedi ve Hz. İbrâhim’in (a.s.) kıblesi olan Kâbe’ye doğru yönelerek namaz kılmayı arzu ediyordu. Yahudilerin, Muhammed ve Ashabı, biz gösterinceye kadar kıblelerinin neresi olduğunu bile bilmiyorlardı.” diyerek sinsice dedikodu yaymaları da kendisini rahatsız ettiğinden, bu arzusu daha da kuvvetleniyordu. Bu sebeple, kıblenin değişmesi için vahyin gelmesini bekliyor ve dua ediyordu. Nitekim, bir gün Cebrâil’e (a.s.) bu arzusunu söylerek, “Rabbimin, yüzümü Yahudîlerin kıblesinden Kâbe’ye çevirmesini arzu ediyorum.” dedi.  Cebrâil (a.s.) da cevaben “Ben, bir kulum! Sen, Rabbine niyâzda bulun. Bunu Ondan iste!” dedi.

Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) de, Beytü’l-Makdis’e yönelerek namaza duracakları zaman başını semâya doğru kaldırmaya başladı. Nihayet Medine’ye hicretin 17. ayında beklediği ayet nâzil oldu.

MÜMTAZ : Ayrıca şunun da altını çizmek gerekli ki secde yönü Kabe’ye olsa bile secde edilen Allah’tır (c.c.). Tıpkı şu ayette de bir benzerini görebileceğimiz gibi:

MÜMTAZ : Nasıl ki Allah’ın meleklere insana yönelerek secde etmelerini emretmesi ona tapmaları anlamına gelmiyorsa burada da durum aynı şekildedir. Bu bağlamda sizin sorunuzda geçmese de muhtemlen duymuş olduğunuz üzere kıble ile kibele sözcüklerinin ses benzerliklerinden ya da yasin suresinin adının sin isimli ay tanrıçasından geldiği şeklinde ki komik bile olamayacak iddialar da var ki koca koca adamların bu kadar basit yalanlara inanması beni şok ediyor.

Neden mi ? Kıble kavramının ne olduğunu zaten söyledik. Diğer iddiaya gelirsek. Bütün antik medeniyetlerde gök cisimlerine kutsiyet atfedilmiştir. Bu sebeple de Kuran’ı Kerimde defalarca gök cisimlerinin sadece, Allah’ın yarattığı ve insanların hizmetine verdiği birer varlık olduklarının altı çizilmiştir. İki örnek verip geçelim. Dediğim gibi şu ayetleri okuyan biri bu iddialara nasıl prim veriyor inanılır gibi değil gerçekten. Tanrıça sin kültüne diğer fotoğrafta tekrar değineceğim.

KAAN : Söylediklerinizi kendi içinde tutarlı buldum. Açıkçası benim için hem şaşırtıcı hem de biraz can sıkıcı oldu. Bazı şeylere tam araştırmadan inanıyormuşum hissine kapıldım. Küp, saturn ile söylediklerinizi işitmemiştim. Yabancı geldi. Ne olduğunu tam da anlamadım işin doğrusu. Şu mucize meselesini de merak etmedim değil. Peki diğer fotoğrafa geçelim.

MÜMTAZ : Sümerlilere ait bu heykellerin duruş pozisyonlarından yola çıkılarak dile getirilen şey namaz kılıyor oldukları şeklindedir. Buradan islam aleyhinde bir şeyler çıkartmaya çalışan bir kimse ya hayatında hiç Kuran okumamış birisi olabilir, ya ahmak olabilir ya da art niyetli olabilir. Neden mi ?

Öncelikle sırf namaz özelinde bakalım hadiseye ve şu ayete göz atalım.