İNANÇ (28.1)

KAAN : Heh işte zurnanın zırt dediği yerlerden birine geldik. Malumunuz kurban islamda da var. Tamam buraya kadar söylediklerinize hakikaten insanı çok farklı düşünmeye sevk ediyor. Ama kurban nedir yahu ? Tanrı günahsız bir hayvanın gırtlağının kesilmesini emretmekle ne amaçlamış olabilir ki ?

MÜMTAZ : (Gülerek) Vejetaryan ya da vegan falansınız diyeceğim ama gördüğüm kadarıyla işkembe çorbası hüpletiyorsunuz. O zaman iki seçenek var. İlk şık hayvanseverliğiniz göreceli. Konu islam ise kuzu günahsız oluyor, konu barbekü partisi ise günahkar. İkinci şık ise kuzu pirzolaların entegre et tesislerinde ki makinalarda üretildiğini sanacak kadar naifsiniz.

Bir de hem evrime inanıp hem de hayvan yemek barbarlıktır diyen veganlar var ki onların ki apayrı bir travma. (Gülerek) Müslümanım ama Allah’a inanmam demek gibi bir şey yahu.

KAAN : Ya tamam biraz tutarsız yaklaşıyor olabilirim hadiseye ama buna neden olan kafamda ki mevzuyu da söyledim işte.

MÜMTAZ : O zaman önce islamda ki kurban nedir ne değildir hemen kısaca geçelim.

MÜMTAZ : Aslında ayetler gayet açık ama yinede biraz daha açalım. Kurban ilk olarak başlı başına bir tefekkür fırsatıdır. Bir yakınınız vefat edip mezarlığa gittiğinizde hayatın ne kadar kısa ve boş olduğunu yakinen hissedersniz öyle değil mi. Bu sebeple de mezarlıkları sıklıkla ziyart etmeyi tavsiye etmiştir peygamberimiz. Her yıl kesilen kurban da ölümün soğuk yüzünü ve can vermenin zorluluğunu hatırlamak için bir fırsattır insan için.

İkinci olarak ayette zikrolunduğu gibi kurban bizlere çok büyük bir imtihanın mirasıdır. Allah yolunda Hz. İsmail (a.s.) gibi canımızı ya da Hz. İbrahim (a.s.) gibi canımızdan aziz evladımızı yeri geldiğinde gözümü kırpmadan feda edebilir miyiz sorusunun muhasebesini yapabilme fırsatıdır. Bu muhasebeyi hakkıyla yapan ecdadımız 600 sene cihana hakim olup adalet dağıttı. Bu muhasebeyi hakkıyla yapanlar Kurtuluş savaşında, Çanakkale’de vatan namustur, vatanı olmayanın dini de yoktur deyip gözünü kırpmadan şehadete yürüdü. Bu muhasebeyi hakkıyla yapanlar bugün en zayıf olduğu dönemde bile adalet için cihana kafa tutma serdengeçtiliğini gösterenlerdir. Vatanını asıl seven belki de ilkokul mezunu olan bu yiğitlerdir. 6 ay kıytırıktan bir askerlik yapmamak için vicani ret diye ağlaşan kahpeler isterse 10 tane üniversite okusun zerre miktar bu ülkeye ait değildirler. (Gülerek) Neyse biraz yükseldim. Kusura bakmayın.

Üçüncü olarak da toplum içinde ki dayanışma için de çok önemli bir fırsattır. Aralarında ki ihtiyaç sahiplerini onlar daha ihtiyaçlarını dile getirmeden bile koruyup kollayan bir toplumda ne anarşi olur ne de hırsızlık.

Gelelim işin diğer boyutuna. Yani pagan dinlerde yer alan kurban ritüeli ile islamda yer alan kurbanı örtüştürme gayretine. Öncelikle şunu not düşeyim. Allah’u teala imtihanın bir gereği olarak şeytanın insanları kandırabilmesi için bazı fitneleri, yani bazı yol, yöntem ve sebepleri mümkün kılmıştır. Neyi kasttetiğimi birazdan örneklendireceğim.

Ayetlerde bu hayvanların ne canının ne de kanının Allah’a ulaşmayacağı belirtilip leş, kan ve dikilitaşlarda kesilen hayvanların haram olduğu özellikle vurgulanmıştır. Oysa cahiliye dönemi araplarında da diğer tüm pagan inançlarda da durum çok ama çok farklıdır. Kurbanlar ancak belli yerlerde ve sunaklarda kesilirdi. Tanrılar kurbanlardan pay alır, kanlarını ve keiklerini özellikle isterlerdi.

Mayaların kurban ritüeli hakkında söylediklerimi hatırlayın lütfen. Kutsal olarak gördükleri mağaralarda yağmur tanrısı Chaac için, çocukları canlı canlı su dolu çukurlara atıyorlar ya da derilerini soyup, uzuvlarını parçalanıyorlardı. Mayalara göre tanrılar çocukları tercih ediyordu. Yağmur tanrısının insanlardan 4 tane yardımcısı vardı. Bu barbarlar için kurban edilen çocuklar yağmur tanrısı chaac ile direkt olarak iletişim kurmak için bir araçtı. Ya da bahsettiğimiz gibi Khnum ile görüşmek kurban kesilirdi. Nil’in suları hakkında yardım istemek için de kurban olarak Nil sularına bakire kız atılırdı. Bu adet Hz. Ömer’in (r.a.) Mısır’ı fethine kadar da devam etmiştir. Hatta imtihanın bir yansıması olarak şöyle de bir hadise cereyan etmiştir. Fetihten sonra Amr bin As (r.a.) Mısır’a vali olarak atanmıştır. Bir süre sonra Nil sularının aşırı derecede yükselesiyle halk valiye bu sorunun ancak Nil’e kurban vermekle çözüleceğini dayatmaya başlamıştır. Bu durum insanların aklında islama karşı da şüphe oluşmasına neden olmuştur. Amr bin As (r.a.) sonunda durumu Hz. Ömer’e (r.a.) haber vererek yardım ister. Hz. Ömer (r.a.) Kuran-ı Kerim’den bazı ayetleri bir kağıda yazarak bunu Nil sularına bırakmasını söyler. Amr bin As’ın (r.a.) söylenileni yapmasıyla Nil suları yatışır. Böylece Kuran’ın hak kelam olduğu Mısır halkının gönlüne işlenmiş olur. İmtihan gereği ilk planda şer gibi duran bir durum Allah’ın muradıyla hayra dönüşmüştür.

Yine Roma’da ki mithras kültünde tapınak olarak mağaralar kullanılırdı. Bunlara mirtaeum denirdi ve herkese açık değildi. En fazla yüz kişi alırdı. Arınma ve erginlenmek yani tekamül etmek için mağaralarda taurobolium ve criobolium törenleri yapılırdı. Yani attis ve kybele için koç ya da boğa kurban etme töreni. Mazgalların altına duran erginlenme adayının üstüne yukarıda kesilen hayvanın kanı boşalırdı. Kahinliğe, arınmaya vesaireye yönelik kurban olayı yine aynı şekilde tahrif olmuş tevratta da yer alır. Tanrı yine kurbandan pay ister.

(Tevrat, Exodus 29)

Harun’un oğullarına mintanlar, kuşaklar, görkem ve saygınlık kazandıracak başlıklar yap. Bu giysileri ağabeyin Harun’a ve oğullarına giydir; sonra bana kâhinlik etmeleri için onları meshedip ata ve kutsal kıl. Bir boğa ile iki kusursuz koç al. Koçu sen kes. Sunağın üzerindeki kanı ve mesh yağını Harun’la oğullarının ve giysilerinin üzerine serp. Böylece Harun’la oğulları ve giysileri kutsal kılınmış olacak. Harun’la oğullarının atanması için kesilen koçun sallanmış olan döşüyle bağış olarak sunulan budunu bana ayır.

Verdiğim kurban örnekleri diğer bütün pagan inançlar için de dün de bugün de aynıdır. Hatırlarsanız antik dinlerin nasıl ortaya çıktığını ve insanların bunlara neden inandığını çözmek için debelenirken cevabın aslında burnumun dibinde olduğunu çok sonra farkettiğimi söylemiştim.

MÜMTAZ :  Büyü metinlerinin yer aldığı SAG.BA tabletinde şöyle yazar.

Büyü, ant, aşılmayan ant dairesi Tanrıların aşılmayan ant dairesi Göğün ve yerin değiştirilmeyen ant dairesi Tanrı tektir ve değiştirilemez Tanrı ve insan birbirinden ayrılamazlar.

Bu aşılamayan tanrıların büyülü ant dairesi nedir acaba ? Cevabı için görmekte olduğumuz, Mezopotamya toplumlarında yer alan büyü ve ritüelleri anlatan kitaplara göz attığımızda arınma ve erginlenme için kullanılan bu dairenin adının zisurrû olduğunu görüyoruz. Yani unla çizilen büyülü daire demek. Dairenin çizileceği unun türü de çok önemli zira ritüel tercih edilen una göre de farklı amaçlara hizmet diyor. Örneğin šemuš unu hayaletleri kovmaya yararken beyaz un kişisel tanrıları çağırmaya yarıyor. Ayrıca un ile yere çizilen farklı sembollerde arınmanın bir parçası olarak büyük önem arz ediyor. Şimdi tüm bunlara aklımızdayken bir de şu görsele bakalım.

MÜMTAZ : Resimde gördüğümüz Haiti halkının ya da benzer ilkel ya da az gelişmiş toplumların inançları ile Mezopotamya halklarının inançları neredeyse aynı. Resimlerde su kaynaklarında yapılan ayinlerde tanrılara sunulan kurban, kan, kemik, kafatası sunularını, unla yere çizilen sembolleri ve zisurrû’ları vesaire. Sağda ki resimde altıköşeli yıldızın içine çizilmiş göz sembolünü farkettiniz mi ? (Gülerek) Yahudi mi yoksa illuminati mi yoksa bunlar ? Hayır o çok kadim bir büyü sembolüdür. Birazdan yine bahsedeceğiz. Şimdi bir de video izleyelim.

Play Video