İNANÇ (7)

MÜMTAZ : Hz. İbrahim (a.s.) üzerinden örnek verdiğim Ayeti Kerimeden anlaşılacağı üzere Hz. Adem (a.s.) dan itibaren bütün kavimlere namaz kılmak emrolunmuştur. Ve tabi ki diğer ibadetlerde. Müslümanların Kabe’ye secde etmediklerini tekrar vurgulamak için bu noktada göstereceğim ayetlere dikkat çekmek istiyorum.

MÜMTAZ : Muhtemelen Nuh tufanı sırasında yıkılmış olan ki Kabe Hz. İbrahim (a.s.) zamanında yoktu. İnsanlığın ilk evi olarak anılan Kabe’nin yeri Allah tarafından Hz. İbrahim’e bildirilmiş ve o da Kabe’nin temellerini bularak yükseltmişti. Yani Kabe amaç değil sadece bir araçtı. Bahsettiğim mucize ile ilgili de şu detaya dikkat çekmek istiyorum. Allah-u teala, Kabe’nin herhangi bir yere değil de özellikle belli bir yere yapılmasını emretmiştir. Bu bilgi aklımızda kalsın.

 Şimdi de bir hadisi şerife göz atalım. 

MÜMTAZ : Burada da görüldüğü üzere peygamberimiz (s.a.v.) insanların puta tapmaya nasıl başladıklarının bilgisi vermektedir. Önceki dönemlerde put tapıncının olmadığı bilgisi tarihi keşifler ile bire bir örtüşmektedir. Örneğin Göbeklitepe. Ki bu konu gerçekten de üzerinde uzun uzadıya düşünülmesi gereken bir konudur. Oraya tekrar geleceğiz.

Biz şimdi İbrahim (a.s.) üzerinden konuya devam edelim. Hz. İbrahim (a.s.) ile ilgili Kuran’da pek çok ayet vardır. Kendisi hakkında ki ayetleri okuduğumuzda Allah’ın kulundan beklediği akletme, düşünme ve inanma sistematiğinin ne şekilde olduğunu görmekteyiz. Burada öncelikle mucize kavramına değinmek istiyorum.

MÜMTAZ : İnancın ve insanoğlunun fıtratı gereği mucize kavramı çok önemlidir. Allah-u teala da bizzat bir peygamberin yaşamı üzerinden bu durumun çok normal hatta gerekli olduğu mesajını bize iletmiştir. Zira insanoğlu inanmak için somut gerekçeler yani olağan üstülükler görmek ister. Öyle ya, insan eğer bir güce tanrısallık atfediyorsa kendisinin yapamadığı şeyleri yapabiliyor, kendisinin bilemeyceği şeyleri biliyor olduğunu düşündüğü içindir.

Mucizeler, antik kavimler için fizik kurallarının aşılması sonucu ortaya çıkan fevkaladikler olarak ortaya çıkmıştır. Denizin ikiye ayrılmasından ayın ikiye yarılmasına kadar bir çok örnek verilebilir. Bir çoğu peygamberlerini hayattayken görmeyecek son peygamberin ümmeti olan bizler içinse durum, mantığın da gereği olduğu üzere bilgiye odaklıdır.

MÜMTAZ : Hadisi şeriflerde işaret olunduğu üzere önceki insanların yaşadıklarına veya sonraki insanların yaşayacaklarına dair ilimler mucizelerle dolu Kuranda mevcuttur. Bize düşen de başkalarının asla bilemeyeceği şeylerin haberini veren bu yüce kelamın söyledikleri hakkında kafa yormaktır.

İman konusunda ilk akla gelen sorular “Allah kimdir ? Bizi neden yaratmıştır ?” vesairedir. Bu noktada imanın ve imtihanın ne olduğunu anlayabilmek için küçük bir mizansen kurgulayalım. Diyelim ki hayatınızda hiç tren görmediniz ve yolunuz bir gün sizi, demir yolu üzerinde yer alan bir tünelin önüne getirdi. Rayların ortasına geçip hiç görmediğiniz bu yapının ne olduğunu anlamaya çalışırken kenardan bir sesin orada durmamanız yönünde sizi uyardığını duydunuz. Aklınızda “Bu herif de kimdir, in midir cin midir, hırlı mıdır hırsız mıdır ?” diye türlü sorular geçerken yabancı uyarısını detaylandırarak sürdürdü: “Bakın birazdan oradan bir tren geçecek ve siz orada dikilmeye devam ederseniz sizi de ezip geçecek. O trenin yaklaşmakta olduğunu tünelde göreceğiniz parlak ışıktan, raylarda hissedeceğiniz güçlü vibrasyondan ve tünelden çıkıp yüzünüzü yalayıp geçecek sert hava akımından, kulaklarınızı delip geçecek haşin düdüğünden anlayabilirsiniz.” Siz hayatınızda hiç tren diye bir şey duymadığınız ve görmediğinizden bu adamın anlattığı tren hikayesi ile sizi kandırdığını ve asıl derdinin belki de sizi yanına çekip soymak olduğunu falan varsaymaya başladınız. Bir yandan da “Acaba adam haklı olabilir mi ?” diyen bir ses kafanızı kemirmeye çoktan başlamıştı bile. Velhasıl dakikalar geçip de adamın söylediği tüm işaretlerin tek tek belirdiği bir zaman diliminde, hayatında hiç tren görmemiş olan siz, aklın ve mantığın gereği olarak tren denilen bu şey her neyse ondan kaçıp kurtulmanın gerektiğini idrak edersiniz. İşte o anda, biraz önce beyninizi kemiren “Bu adam kimdir ? Niyeti nedir ? Söyledikleri gerçek midir ?” gibi sorular realite karşısında tüm önemini kaybetmiştir.

Tıpkı bir ayette geçen “Biz senin tanrını gözümüzle görmedikçe O’na iman edecek değiliz” diyen müşriklerin şuursuz hallerine benzer şekilde her türlü delile rağmen çok bilmişlik yapıp “Ben tren denilen bu şeyi görmeden inanmam. Geliyorsa gelsin” de diyebilirsiniz tabi. Ancak bu kibriniz trenin tüm heybeti ile tünelden çıktığı anda acı bir pişmanlığa dönüşecek olup bu son pişmanlık fayda getirmeyecektir. Tıpkı firavunun ölüm anında, gözlerinden perdelerin kalktığı o anda ettiği iman gibi. Zira aklın reddedemeyeceği bir gerçeklik ile karşılaşıldığında iman etmek imtihanın tabiatına aykırıdır. Nitekim kıyamet alametlerinden biri de güneşin batıdan doğmasıdır. O anda insanların hepsi iman edecek olsa da, aklın reddedemeyeceği somut bir gerçekliğin sonucunda artık imtihan şartları ortadan kalktığı için imanlarının kendilerine bir faydası olmayacaktır.

Dolayısıyla olay tam da bu tren mizanseninde ki gibidir. İmtihan gereği olarak o treni imtihan süresince asla göremeyeceğiz. Ama onun varlılığının delilleri de görmek ve duymak isteyenler için apaçık bir biçimde ortada durmaktadır. Şu anda bizim işimiz treni işaret eden delillerin izini sürmek.

Bu hususu aklımızda tutarak Hz. İbrahim (a.s.) izinde devam edelim yine. Hz. İbrahim (a.s.) Ur şehrinde dünyaya gelmiştir. Sümer-Akad inançlarına inanılan bu coğrafyada şu bizim meşhur tanrıça sin kültü oldukça yaygındı. Hz. İbrahim (a.s.) akil bir insanın yapması gerektiği üzere içinde yaşadığı toplumun inandığı ve kendisinin de inanması beklenen inançlar hakkında sorular sormaya başladı.

MÜMTAZ : Kavminin put inancının atalarından gördüklerini taklit etmekten ibaret olduğunu anlamıştı. 

Şimdi size yönelteceğim ilk soruma geçiyorum. Sizce ilk nasıl ve ne şekilde ortaya çıktı bu tanrı inancı ? İnsanlar neden tanrı inancı geliştirmeye gerek duydular. Neden hayatlarını tanrılarını mutlu etmeye adama gereksinimi duydular ? Ölüm sonrası hayata neden inandılar ?

Vaat ettiğim gibi cevabınızı da peşinen söyleyeyim : İlk insanlar doğayı gözlemlediler. Gök gürültüleri ya da şimşekler gibi doğa olayları onları korkuttu. Sığınacak bir güç aradılar. Ya da bunları tanrıların yaptığını düşündüler ve onları kızdırmak istemediler vesaire derken tanrı kavramı doğdu. Ölüm onları korkuttu bu yüzden de ölümden sonra yaşayacaklarına inandılar. Daha sonra krallar, imparatorlar kısaca muktedirler yani gücü elinde tutanlar kitleleri yönetimleri altında tutmak için dini kullandılar vesaire…

KAAN : Yani belki biraz ekleme ve çıkarma ile cevabım buna yakın bir şeyler olurdu. Doğrusu iyi tahmin ettiniz.