İNANÇ (22)

MÜMTAZ : Sadakallahül azim. Azim olan Allah doğruyu söyledi.

Devam edelim.. İncilin diğer iki nüshası da bahsedilen yerlerde bulunur. Golan Tepelerinde yabancı bir ekiple yapılan kazıya Hamza hoca da bizzat katılır. Çıkan kitabı tercüme etmek istiyor ama izin verilmez. Sonrasında ise birden tercüme işi sonlandırılır. Kendisine bu işin peşini bırakması için baskı yapılır. Defalarca ölüm tehdidi alır. Soy ismini değiştirimek zorunda kalır. Evden bile çıkamaz olduğu bu süreçte psikolojisi bir hayli bozulur.

MÜMTAZ : 1996 yılında bir albay ve 12 asker gecenin bir vaktinde kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde olan Barnabas Manastırı‘na gelir. “Tatbikat yapacağız” diyerek mezar odasına girip kazı yapar. Askerlerin gitmesiyle güvenlik görevlileri emniyeti konudan haberdar eder. Soruşturma başlatılr ama aynı gün gizli bir irade ile soruşturma dosyası kapatılır.

Fakat bir adam, bu işin örtbas edilmesine karşı çıkar. O, bir dönem,  KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın özel kalem müdürlüğünü de yapmış olan gazeteci Kutlu Adalı’dır. Aldığı ölüm tehditlerine aldırış etmeden yazdığı yazılarla, meselenin üzerine gider. Ardından evinin önünde otomatik bir silah ile suikaste uğrayıp hayatını kaybeder. Cinayetin üstüne, doğru düzgün gidilmez bile. Öyle ki Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde, olayı ciddiyetle soruşturmadığı için ceza bile alır.

Kitap ile ilgilenen herkesin başına bir şeyler gelir. İskenderpaşa Cemaati Lideri Mahmut Esan Coşan‘da bunlardan biridir ve şüpheli bir trafik kazasında hayatını kaybeder. Konuyu paylaştığı bir diğer kimse ise Muhsin Yazıcıoğlu‘dur. Hamza hoca, zamanında çektiği fotoğrafları bir cd’e yüklemiş ve evinin bahçesine gömmüştür. Bu fotoğrafları birşekilde Yazıcıoğlu’na ulaştırılır. Konuyla yakından ilgilenen ve film haline getirilmesi için çalışma yapan Yazıcıoğlu, fotoğrafları cep telefonunda oyuncu Ahmet Yenilmez‘e göstererek “Bu fotoğrafları gören kimse yaşamamış biliyor musun ?” der. 15 gün sonra da helikopterinin şüpheli şekilde düşmesiyle vefat eder. Olay yerine ilk intikal eden askerlerin fetöcü olduğu ve enkazdan bazı şeyler aldıkları daha sonra ortaya çıkar. Yazıcıoğlu’nun telefonuna ait hafıza kartı da bunlardan biridir.

Kitabın en son Genelkurmay Başkanlığı’nın kozmik odasında olduğu bilgisi vardır. Bir ara büyük tantana olmuştu hatırlarsınız. Fetöcü askerler Bülent Arınç’a suikast yapılacak iddiasıyla kozmik odada 20 gün arama yaptı. Daha sonra suikast bahanesinin fetö tezgahı olduğu oraya çıktı vesaire.

MÜMTAZ : Yazıcıoğlu’nun ölümü ile tekrar gündem olan kitap için tekrar bir algı operasyonu başlatıldı ve barnabas incili ile alakası olmayan sahte bir incilin haberleri yayıldı. Az önce bahsettiğim 1907 yılında uydurulmuş olan çakma barnabas incili de basılıp piyasaya sürüldü ve operasyon tamamlandı. Artık tıpkı sizin gibi “Barnabas incili de neymiş bi bakayım” diyenlerin karşısına bu tezgahlanmış senaryo çıkıyor ve kitabın müslümanlarca uydurulan bir şey olduğuna inandırılıyorlar. Neyse işin sonu nereye varacak bekleyip göreceğiz.

Pekala Kuran’ın korunması ile ilgili sorunuzdan önce en son ne demiştik hatırlayalım. Allah (c.c.) ne Hz. Musa’ya (a.s.) yahudiliği, ne Hz İsa’ya (a.s.) hristiyanlığı ne de başka bir peygambere farklı bir din göndermemiştir. Hz. Adem’den (a.s.) itibaren bütün peygamberlere tebliğ etmeleri için bildirilen dinin adı yalnızca ve yalnızca islamdır.

Ancak zaman içerisinde insanlar Tevrat, Zebur, İncil vb. kitaplar veya suhuflarda ki ilahi vahyi bozarak onu aslından koparmışlardır. Nihayetinde zaman ilerledikçe kavimlerin yolu birbiri ile kesiştikçe bu bozulmuş dinler de birbiri ile karışmış ve senkretik dinler denilen farklı farklı yapay dinler ortaya çıkmış hala da çıkmaya devam etmektedir. Günümüzden canlı bir örnek vererek sürecin nasıl işlediğini gözümüzde netleştirelim.  

Daha önce hıristiyanlık için demiştik ki, incilde yer alan islam vahiy pavlus denilen yahudi tarafından bozuldu ve antik Roma‘da yaygın olan mithraizm vb. pagan dinler ile sentezlenerek hristiyanlık denilen paganvari din ortaya çıkarıldı. Bugünkü hıristiyanlığın noelinden, christmasına, paskalyasından, şükran gününe kadar pek çok ritüeli aslında Roma’nın mirasıdır. Örneğin İsa’nın doğumu olarak 25 aralıkta kutlanan noel aslında Roma güneş tanrısının doğum günüdür. 

Daha sonra bu hıristiyanlık özellikle kolonizasyon döneminde sömürgeci avrupalılar tarafından yeni keşfedilen ülkelere pazarlandı. Doğal olarak o coğrafyalarda yaşayan halklar da kendi mevcut dinleri ile hıristiyanlığı sentezlediler.

MÜMTAZ : Örneğin bu fotoğraflarda bunun bir örneği olarak Haiti halkının inancını görüyoruz. Bu insanlar kendi voodoo dinleri ile hıristiyanlığı harmanlayarak yeni bir dinin ortaya çıkmasına neden olmuşlardır. Ritüellerin bir parçası olan Kafatası, kemik, kan ile yapılan sunular, çizilen yıldızlar ya da farklı semboller. Bu dinin detaylarını ileride göreceğiz ve bize antik dinlerin ne oldukları hakkında çok önemli şeyler söyleyecek.

İşte bu bahsettiğim mekanizma binlerce yıldır dünyanın dört bir yanında işleyerek türlü çeşit dinlerin ortaya çıkmasının önünü açmıştır. Ve bu sentetik dinlerin içinde de az veya çok islamın özünden bir şeyler kalması son derece doğal hatta olmazsa olmazdır. Şayet arkeolojik keşifler sonucunda antik dünyaya ait inanç sistemlerinde, Kuran’ın söylediği gibi islam esintileri göremeseydik asıl bu bir çelişki olurdu.

Bahsettiğim bu mekanizma yahudilikte tüm çıplaklığıyla görülmektedir. Yahudilik dini metinlerinde, binlerce yıllık bu karşılaşmaların sonucunda adeta bir höyük misali üst üste binmiş farklı inançların işaretlerini görmekteyiz. Bu sonucun ortaya çıkmasının en önemli sebebi, yahudilerin dinlerini içinde yaşadıkları toplumun dinine göre değiştirmek konusunda enteresan şekilde hevesli olmalarıdır. Yahudilik inancının detaylarını bilmek bugün ve geçmişte dünyada olan bitenleri anlayabilmek çok önemlidir.

Şimdi bu mekanizmanın işleyişine yahudilik üzerinden bir örnek verelim. Muhtemeldir ki Hz. Şit‘in (a.s.) ümmetinin detayını sonra göreceğimiz hikayesinin tahrif edilmesiyle ortaya Babillilerin dininde yer alan tanrı oğulları annunakiler kavramı çıkmıştır. Bilindiği gibi yahudilere ibrani denilmektedir. Bunun nedeni kendilerini Hz. İbrahim‘in soyu olarak görmeleridir. Onlara göre İbrahim ilk yahudi ve ilk tanrısal insandır. Yahudilerin kendilerine tanrının oğulları demelerinin kökeni de muhtemelen Babil sürgünü sırasında karşılaştıkları Babil dininde yer alan tanrı oğulları annunakiler ile Tevrat metinlerinde Hz. İbrahim (a.s.) ile ilgili ayetleri harmanlamalarına dayanmaktadır.

Din aktarımının izine sürmeye devam edelim. Yahudiler Hint kıtasında 2500 yıl önce Koçin yahudileri ile boy göstermiştir. Daha sonra Kudüs’te yer alan tapınağın yıkılması ile farklı gruplar da onlara katılmıştır. Bu yahudiler muhtemeldir ki bölgenin dinini kökünden etkilemişlerdir. Öyle ki hinduizmin temel inancında ilk yaratılan ve her şeyin yaratıcısı brahma olarak görülür. Sara-swati de onun dişil ilkesidir. Bu kelimeler köken olarak İbrahim ve Sare ile aynıdır. Hz. Sare (r.a.) Kuran’da da geçtiği üzere Hz. İbrahim’in eşidir. Tevratta geçen abraham ve sarah ile brahma ve sara-swatinin yaşamları da benzerlikler göstermektedir. Anlaşılan o ki tahrif edilmemiş olan orijinal tevratta Hz. İbrahim ve eşi Hz. Sare hakkında anlatılanlar Hint coğrafyasının yerel dinleri ile sentezlenerek bugünkü hinduizm doğmuştur. Hint coğrafyasının mistik inançları da yahudi mistizmi kabala‘yı şekillendirmiştir. En doğrusunu ancak yüce Allah bilir.

KAAN : Benim bildiğim kadarıyla olay sizin söylediğinizin tam tersi. Yani hint dininin motifleri yahudiliğin ortaya çıkmasına neden oldu. Ama eğer olay sizin söylediğiniz gibiyse nasıl ki tevratta Muhammed ile ilgili bilgiler var mantıken aynı şekilde hinduizmde de bir şekilde bunun görülebilmesi gerekli.

MÜMTAZ : Çok doğru bir soru. Sadece hinduizm de değil diğer dinler için de geçerli bu söylediğiniz. Özellikle eski İran/Pers İmparatorluğu’nun miladi 6. ve 7. yüzyıllarda resmi dini de olan mazdaizm yani zerdüştlük dinine bakalım.

MÜMTAZ : Hadisi şerifte haberi verilen durumun özetini, ünlü islam tarihçisi ve müfessiri Taberi ‘den kısaca aktaralım. İsrailoğullarından bir peygamber, Keyâniyan hanedanının dördüncü hükümdarı olan Viştaseb‘e tebliğci olarak gönderildi. Bu peygamber Viştaseb’in sarayında daha önce Filistinde yaşamış olan Zerdüşt’le karşılaştı. Peygamber, Viştaseb ve halkına tebliğini İbranice yapmakta, Zerdüşt de bunu Pehleviceye çevirmekteydi. Ancak, bu peygamber vefat edince Zerdüşt bunu fırsat bilerek şeytanın vesveselerini yeni bir din olarak tebliğ etmeye başladı. Günümüzde Zerdüşt’e izafe edilen Vesta ve Zend Avesta isimli bazı kutsal metinler mevcuttur.