İNANÇ (9)

MÜMTAZ : (Gülerek) Göbeklitepe’yi ilk duyduğumda şey demiştim. Urfalıyam ezelden diye türkü çığıran İbo haklıymış meğer. Hepimiz Urfa’lıymışız hakikaten. Adamın bi bildiği varmış.

KAAN : (Kahkaha atarak) Bakın bu iyiydi.

MÜMTAZ : Teşekkürler. Göbeklitepe keşfedilene kadar insanlık tarihi diye bize ne öğretilen Vaha Teorisi‘ni (Oasis hyothesis) bilirsiniz. Bu teorinin sahibi ve prehistorik dönem olarak adlandırılan dönemin tarihine yön veren kişi olarak bilinen ünlü arkeoloji profesörü Gordon V. Childe‘dir. Marksist fikirlerini arkeolojiye yansıtma çabası ile bilinen bu vatandaş, Kendini Yaratan İnsan isimli kitabında “Yenitaş Devri’ne ait bir siyasetten ve dinden söz etmeye gerek olmadığını, böyle bir düşünsel seviyenin ve örgütlenmenin hiç var olmadığını söyler. Yani özetle insanların avcılık ve toplayıcılıktan yerleşik düzene geçiş sürecini, ardından da Sümerler’de vs. tanrı inancının ortaya çıktığını iddia eden teori budur. Bize bu teoriyi yıllarca mutlak bilim ve gerçek diye dayattılar. Adına teori falan demediler ama. Falanca kişinin düşüncesi bu yöndedir diye de eklemediler. Bu iş böyle olmuştur dediler. Biz de buna kayıtsız şartsız inandık.

Ama gerçeğin ortaya çıkmak gibi bir alışkanlığı vardır. İnsanlığa dayatılan bu çakma tarih bilgilerini yerle bir edecek arkeolojik keşifler de yaklaşık son 50 yıl içerisinde sahnedeki yerlerini aldılar.

MÜMTAZ : Son dönem arkeolojik çalışmaları gösterdi ki Göbeklitepe yalnız değildi. Göbeklitepe’nin yakın çevresinde konumlanmış ve kuruluş dönemleri hemen hemen aynı olan (M.Ö. 9000-10000) Körik Tepe, Hallan Çemi, Tell Abr, Jefr el Ahmar, Şeyh Hasan, Mureybet, Qermez Dere ve Nemrik gibi yerleşim yerleri de yakın zamanda keşfedildi. Verdiğim haritada, bilinen tarihi tam 5000 yıl önceye yani neredeyse iki katına çıkartan bu yerleşkeler görülmekte.  Ayrıca haritada diğer yerleşkelerden ayrı duran ve Kudüs bölgesini gösteren 11 ve 12 numaralı yerleşkelere de özelikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Sebebini birazdan söyleceğim. 

Keşfedilen bu yerleşkelerin hepsinde belli inanç sistemlerinin olduğu görüldü. Ama hiçbirinde put tapıncı yoktu. Ölüm sonrası yaşama inanılan çok daha soyut bir inanç vardı. Tıpkı Peygamberimiz’in (s.a.v.) haber verdiği gibi.

Bakın bu noktada şunu lütfen çok iyi düşünün. İnsanların evrimleştiğini iddia eden düşünce sistematiğine göre, tanrı kavramının tarih içinde ki tezahürleri somuttan soyuta doğru ilerlemiş olmalıdır öyle değil mi ?

KAAN : Nasıl yani ? Tam anlayamadım biraz açar mısınız ?

MÜMTAZ : Yani evrimci mantığa göre bilinç süreç içerisinde gelişmiştir öyle değil mi. Dolayısıyla mantıken soyut kavramları çok daha sonraları akledebilmeye başlamıştır insan aklı. Şu halde olaya inanç özelinde bakacak olursak evrimci düşünceye göre süreç şöyle ilerlemiş olmalıdır. İnsanlar önce kendi elleriyle ağaçtan ya da taştan oydukları, elle tutulur gözle görülür somut varlıklara yani putlara tanrısallık atfetmişlerdir. Daha sonra bilinç geliştikçe de tanrı kavramını soyut bir zemine taşımışlardır. Öyle değil mi ?

KAAN : Yani evet düşünüldüğünde öyle gözüküyor. Bu söylediğinize hayır diyemem.

MÜMTAZ : Ama nedense olay bunun tam tersi şekilde ilerlemiş. İnançların sofistikeleşmesi beklenirken tam tersi şekilde mataryelize olmuş ve basitleşmiş. Bugün son derece komik ve anlamsız bulduğumuz mitler, putlar vs. ortaya çıkmış. İnsanlar kendilerine faydası ya da zararı olamayacak ağaç ya da kaya parçalarına tanrı demiş.

 Benim de size sırada ki sorum bu olacak. Bu tersinelik sizce nasıl ve neden olmuştur ? (Gülerek) Cevabınızı yine peşinen söyliyeyim : Bilemiyorum Altan, hiçbirşey bilemiyorum.

KAAN : (Kahkaha atarak) Zaman makinem mi var yahu. Nereden bileyim fi tarihinde neler oldu.

MÜMTAZ : (Gülerek) Benim de yok ama Kuran’ın ve aklımın rehberliğinde nasıl olduğunu biliyorum. Yeri gelince detaylandırırız.

KAAN : O zaman bir soru da ben sorayım. Evrim bilimsel bir realite bir kere. Ama hadi diyelim evrim ki yok. O zaman Çatalhöyük‘te veya benzeri yerlerde bulunan mağara resimlerini ya da yontlulup kesici alet olarak kullanmış taş parçalarını vesaire nasıl açıklayacaksınız. Sonuçta bunlar insanlığın ilkellikten medeniyete doğru olan yolculuğunun delilleri.

MÜMTAZ : Evrim konusuna şu anda girmeyelim ama şimdilik şu kadarını söylemek isterim ki evrimi var kabul edebilmek için matematiksel olarak imkansız olan zibilyon çeşit durum “bir şekilde olmuş” kabul ediliyor. Ya bırakın evrimi falan. Daha oraya bile gelemeden iş sarpa sarıyor. Örneğin sicim teorisinin kendi hesaplamalarında dahi  şu an yaşadığımız gibi bir evrenin rastlantısal olarak oluşma ihtimali 10 üzeri 500 de 1 olarak hesaplanıyor. Ki matematikte 10 üzeri 50 de 1′ den daha düşük olasılıklar imkansız olarak kabul edilir. Yani imkansız kere imkansız gibi bir şey.

Eğer bu bilimsel ise ben de size ayın yüzeyinde öylece durmakta olan bir Lamborghini Gallardo‘nun nasıl olup da modern çağ insanının etkisi ve katkısı olmaksızın orada olabileceğine dair en az 3 farklı teori sunarım ki hiçbiri de bilimin temel ilkeleri ile çelişmez. Bunun benzerini interstellar filminde yaptılar işte. Filmde Kip Thorne bilimsel danışmanlık yapmıştı ve film bütün bilimsel kabullere uygun olarak çekilmişti. Yani bu demek oluyor mu ki zaman yolculuğu yapmak yada kara deliklerden geçmek bilimsel olarak mümkün. Alakası bile yok. (Gülerek) Ateistlikten ölmek üzere olan Celal Şengör‘de bilimsel olmayan zırva bir film demişti. E hani bilim ile pek bir paraleldi bu film. Dolayısıyla bir şeyin bilimsel gerçekler ile çelişmemesi onun gerçek olduğu anlamına gelmez. Ki bakın gerçekler diyorum. Yer çekimi kanunu gibi. Yoksa iş varsayımlara, kabullere, tahminlere falan kalacak olsa konuşmaya bile gerek yok. Ki teorik fizik, evrim teorisi gibi alanlar tamamen bu varsayım ve kabullerin üzerinde durmaktadır. Ama adam evrime mutlak doğru diyor interstellar’a zırva. Bu bir çelişkidir işte.

Diğer yanda her türlü olasılık hesabının da ötesinde bin bir tane açmazı olan bir teoriden bahsediyoruz. Çelişki deyince aklıma geldi. Bakın size bir video göstereyim. Ateistlerin duayeni Richard Dawkins‘i dinleyelim ve yaratılış inkar edebilmek için nasıl saçmalanabiliyormuş onu görelim.

Play Video

KAAN : Ne ! Bu gerçek mi yahu ?

MÜMTAZ : (Gülerek) Kendiniz izlediniz bana neden soruyorsunuz. Bu adamlar bilim adamı diye gözümüze sokuluyor. Yahu güya sen evrimin çıkmazına çözüm düşünüyorsun ama saçma sapanda olsa çözümün yine aynı çıkmazı içeriyor. “Kendini kopyalayan ilk hücre nasıl ortaya çıktı bilemiyoruz. Bizim  gibi tamamen darwin kanunları neticesinde evrimleşmiş uzaylılar yapmış olabilir. Bu çok mantıklı bir olasılık ve bunu bir gün ortaya çıkaracağımıza inanıyorum.” E be ahmak adam o uzaylı dediğin vatandaşlar evrimleşirken “ilk kendi kopyalayan hücre çıkmazı” ortaya çıkmadı mı ?  Onu ne yapacağız. Bu nasıl çocukça bir mantıktır.

Arayış sürecindeyken kendi kendime neden bunlar bize dayatılıyor diye düşünmüştüm. Bana bu kadar mantıksız gelen şeyler nasıl başkalarına mantıklı gelebilirdi. Dedik ya bilginin izini süreceğiz diye. Araştırmalarımı sürdürdüğümde gördüklerim tüm bunların aslında tamamen farklı bir senaryonun kilometre taşları olduğuydu. Örneğin evrim teorisini ortaya atanlar yaratılış dışı bir teori değil tam tersine yaratıcının kontrolünde gerçekleşen bir teoriye inanıyorlardı. Ama onların tanrı tasavvurları çok farklıydı. Zamanı gelince konuşuruz. Bu arada Dawkins efendinin söylediği “bizi uzaylıların yarattığını bir gün bulacağız” sözünü de hafızanızda tutun lütfen. Bu da üzerinde konuşacağımız ayrı bir operasyon zira.

Gelelim sorunuza. Bu soru, islamiyet kafama yatmaya başladığı dönemde benimde hala kafamı kurcalayan sorulardan biriydi. Sonra bir gün bu konuda hakkında ufkumu açıp aradığım cevabı bana veren bir makale okudum. Makale Awa Guaja kabilesi hakkındaydı.