İNANÇ (100)

MÜMTAZ : İlk ayet ile başalayalım. Allah-u teala evreni yoktan var ettiğinin haberini vermiştir. Antik dünyanın filozoflarından orta çağ düşünürlerine, türlü din ve öğretiden, günümüz bilim dünyasına kadar tarafından hemen herkes tarafından reddedilen bir şeydi. İnsan aklı evrene başlangıcının olmasını aklına sığdıramıyordu. Örneğin 1959 senesinde American Scientific isimli en muteber bilim dergisi amerikalı akademisyenlere bir soru yöneltti ? 

Sizce evrenin olası yaşı kaçtır ?

Ankete katılan akademisyenlerin 2/3 ‘ ü gibi büyük çoğunluğunu benzer yanıtlar verdi. “Bu mesele daha Platon zamanında açıklağa kavuştu zaten. Evrenin başı ve sonu yoktur.”

Bugün yağlandıra ballandıra anlatılan Büyük Patlama Teorisi o günlerde alay konusu oluyordu. 1964 yılına gelindiğinde Arno Allan Penzias ve Robert Wilson Wilson isimli araştırmacılar çığır açan bir keşif yaptılar. Kozmik mikrodalga arka plan ışıması.

Büyük patlama teorisinin en büyük kanıtı olan bu keşif ortaya koymuştu ki evren sonradan var olmuştu. Herkes yanılmış ama Kuran yanılmamıştı. Bu beklenmedik büyük keşif karşısında felsefe profesörü olan ünlü ateist Anthony Flew bir kitap yazarak yanıldığını kabul etme erdemini gösterdi.

MÜMTAZ : Şöyle der kitabında :

“Bir kodlama sistemi, her zaman için zihinsel bir sürecin ürünüdür. bir noktaya dikkat edilmelidir; madde bir bilgi kodu üretemez. Bütün deneyimler, bilginin ortaya çıkması için, özgür iradesini, yargısını ve yaratıcılığını kullanan bir aklın var olduğunu göstermektedir… Maddenin bilgi ortaya çıkarabilmesini sağlayacak hiçbir bilinen doğa kanunu, fiziksel süreç ya da maddesel olay yoktur… Bilginin madde içinde kendi kendine ortaya çıkmasını sağlayacak hiçbir doğa kanunu ve fiziksel süreç yoktur…”

“Biyologların dna araştırmaları, yaşam için gerekli düzenlemelerin neredeyse inanılmaz olan kompleksliğini ortaya koyarak, yaşamın temelinde bilinç bulunmuş olması gerektiğini gösterdi. Artık, üreyebilen o ilk hücrenin naturalist evrime dayalı bir açıklamasını oluşturmayı düşünmeye başlamak bile aşırı derecede zor bir hal almıştır. İlk canlının cansız maddeden evrimleştiği ve olağanüstü kompleks bir canlıya dönüştüğü iddiasının hiçbir geçerliliği olmadığına, kesin bir şekilde kanaat getirdim…”

“ …..şimdi kartlarımı, yani kendi görüşlerimi ve bunları destekleyecek nedenlerimi masaya dizme sıram geldi. Artık evrenin sonsuz bir zeka tarafından var edildiğine inanıyorum. Bu evrenin karmaşık kanunlarının bilim adamlarının tanrı’nın zihni dedikleri şeyi ortaya koyduğuna inanıyorum. Hayatın ve çoğalmanın ilahi bir kaynaktan başladığına inanıyorum. Yarım yüzyıldan fazla bir süre boyunca ateizmi açıklayıp savunduktan sonra neden buna inanıyorum? Bunu kısaca şöyle cevap verebilirim: modern bilimin ortaya çıkardığı dünya resmi, benim gördüğüm şekliyle böyle. Bilim doğanın tanrı’ya işaret eden üç boyutuna ışık tutuyor. Bunlardan ilki doğanın kanunlara uyduğu gerçeği. İkincisi, hayat boyutu; maddeden kaynaklanan ve zekice organize edilip amaca yönelik hareket eden varlık boyutu. Üçüncüsü ise doğanın varlığı. Ancak bana rehberlik eden sadece bilim olmadı. Klasik felsefi iddiaların yeniden incelenmesi de bana yardımcı oldu. “

Şimdi Anthony Flew’in bu sözlerinden yola çıkarak bir şeyin adını net koymamız gerekiyor. İki çeşit materyalizm yani bir anlamda ateizm vardır. Antohny Flew’in yaşadığı bu ikisinin birinden diğerine geçiştir. Bunların birincisi fikir babası Demokritos olarak kabul edilen asıl materyalizmdir. 1800’lü yıllara kadar materyalizm denildiğinde anlaşılan şey din kavramını reddeden ama tanrı kavramını reddetmeyen bir olgudur. Nitekim Demokritos özetle şöyle söyler. “Evren’deki oluşuma, kesin bir zorunluluk egemendir. Bütün olup bitenleri bir rastlantı ile izâha çalışmak saçmalıktır. Yaratılmamış, yok olmayan, değişmeyen varlık, özdeksel atomdur.” Bugün çoğu kimse şunu bilmez. O zamana kadar ateist denildiğinde anlaşılan şey tanrıyı reddeden kimse değil belli bir dini ya da dinlerin tümünü birden reddeden kimsedir. Örneğin o zamanlar hristiyanlar müslümanlara ateist diyordu.

Evet Demokritos veya diğer materyalistler de evrende gördüğü kusursuz düzenin rastlantısal olarak oluşabileceği fikrini ahmakça buluyor ve yaratıcı kavramını reddetmiyorlardı. Sadece yaratma eylemini evrenin kendisine yüklüyor ve evreni tanrı olarak görüyorlardı. Bakın bu nokta çok önemlidir. Zira evren=tanrı denklemi islamiyet ve hristyanlık dışında bütün dinlerin, öğretilerin temelini oluşturur. Kabalist yahudilik de dahil. Platon’dan, Da Vinci’ye, antik dünya dinlerinden paganizme ve bugün spiritüalizm adı altında ki her türlü akımın özü budur. Tanrıyı öldüren adam denilen Demokritos’un “Hiçbir şey hiçlikten oluşamaz” sözü ile özetlenebilecek bu düşünce yapısı maddenin yani evrenin sonradan varolduğunun ispatı ile darmadağın olmuştur.

Gelelim diğer ayeti kerimelere. Hatırlarsak ayetlerde özetle, şeytan ve kabilesinin insanları bizim onları göremeyeceğimiz bir yerden bir boyuttan gördükleri ve insan vücuduna nüfuz edebilen bir mahiyetleri olduğu ifade etdilmekteydi. İslam inancında şeytanlar ve cinler metafizik varlıklar olup bizim için imkansız olan eylemleri gerçekleştirebilirler. Son derece hızlıdırlar. Fizik sınırlar ile sınırlanmazlar. İnsan vücuduna sirayet edebilirler. Hastalığa ya da bir hastalığın şifasına vesile olabilirler.

KAAN : Yani tamam öbür söylediklerinize eyvallah da yıl olmuş 2019 hala nasıl cinlere bilmem nelere inanıyorsunuz ya !

MÜMTAZ : Bakın size bu konuda çok önemli şeyler söyleceğim videolar falan göstereceğim ama zamanı gelince. Ki bu insalık tarihini anlamamız için çok önemli. Ama şimdi farklı bir açıdan ilerlediğimiz için müsade edin buradan devam edelim sicim teorisinin teorisyenlerinden Michou Kaku‘ya kulak verelim. Bildiğiniz gibi teorik fizik gelinen noktada üst boyutların olduğunu zaten çoktan kabul etmiş durumda. Nitekim sicim teorisi de 10 boyutlu bir evren varsayımı üzerine kuruludur.

Aslında onun söylecekleri de size cevap vermek için yeterli olacaktır. Hiç de hazzetmediğim biridir bu arada. Neden olduğunu yeri gelince söyleceğim. Bu arada kitabın kapağında küp yer almasını da hafızanıza not edin lütfen.

MÜMTAZ : Buyurun okuyun lütfen :

“ Duvarlardan geçebildiğinizi hayal edin. Kapıları açmakla uğraşmanıza gerek kalmadan içlerinden geçip gidebilirdiniz… İstediğiniz anda görünüp tekrar kaybolabildiğinizi hayal edin. Okula ya da işe gitmek için ulaşım araçlarına ihtiyaç duymadan bir anda gözden kaybolup sınıfınızda ya da ofisininizde tekrar belirebilirdiniz… Hastaların iç organlarını deriyi kesmeye dahi gerek kalmadan onarabilme yeteneğiniz sayesinde uzman bir cerrah olarak anılabilirdiniz… Hiç bir sır sizden gizlenemzdi. Hiçbir hazine saklı kalamzdı. Hiçbir engel sizi durduramazdı. Ölümlülerin kavrayamayacağı olağanüstülükler sergileyen gerçek anlamda mucize yaratıcıları olurduk. Aynı zamanda her şeye muktedir olurduk. Nasıl bir varlık tüm bu tanrısalvari güçlere sahip olabilir ki ? Cevap : Üst boyutlar aleminden bir varlık

Hyperspace, 2. Bölüm , S. 46

MÜMTAZ : Hemen akabinde yahudi Carl Sagan‘dan, ateistlerin bir başka duayeninden üst boyut kavramını yorumlayan bir video ile devam edelim. Kozmos kitabının yazarı olan bu vatandaş aslında kendisini deist olarak tanımlar. Ama aslında kabalisttir. Zira şu sözü tam olarak kabala felsefesidir.

Kozmos içimizdedir. Bizler yıldız tozundan yapılmayız. Bizler evrenin kendini bilmesinin bir yoluyuz.” 

Bu arada kabala da neyin nesidir diyorsunuz muhtemelen. Bunun cevabı uzun olduğu için şu an girmiyorum. Ama ilerledikçe açıklarım inşallah. Anlatımda kullanılan küp yine dikkatiniz çekmiştir sanırım. Tabi

MÜMTAZ : An alien, appearing in the shape of
her dead father, approaches Ellie and explains that they are part of a huge
inter-terrestrial federation. Earthlings are encouraged to continue to develop
and evolve, but along peaceful lines. At some point in the far future, we will
be contacted again and asked to join the civilizations of the galaxy. She asks
for some evidence or proof to provide to her fellow earthlings back home, but
is given nothing except encouraging words. Apparently humanity is on the right
evolutionary track, and must be patient. Then the anti-climactic scene blurs
and Ellie finds herself back in the sphere, falling through the machine and
splashing into the water below. Communications is restored, and, when she asks
how long she was gone, she receives the shocking answer that she didn’t go
anywhere. Numerous cameras track her falling directly through the machine into
the water. There is no evidence that she traveled anywhere at all. Even the
camera on Ellie’s helmet shows only static; she has no evidence whatsoever that
she made a trip at all.

 

 

«Yani pi sayısının içinde gizli onbir boyutlu bir mesaj mıolduğunu söylüyorsun?» Evrende birileri… matematik yoluyla mı haberleşiyor? Lütfen yardım et bana, anlamakta gerçekten güçlük çekiyorum. Matematik keyfî bir şey değildir ki. Yani pi’nin her yerde aynı değere sahip olması gerekir. Pi içersine mesaj nasıl gizlenebilir? Evrenin dokusunda vardır bu.»

 

lirsin. Onları istediğin gibi kullanmak için sana tam yetki veriyorum.»«Peki, ya sana bir şey olmazsa?»«Bana bir şey olmazsa mı? O zaman, aradığımızıbulduğumuzda o kâğıtlar hikâyemizi doğrulayacaktır. Galaktik Merkezde çifte kara delik ya da Cygnus-A’da büyük bir yapay yapı veya pi’nin içinde bir mesaj bulursak, bu…» elini adamın göğsüne vurdu «… bu benim kanıtım olacaktır. O zaman konuşacağım. Bu arada, zarfı kaybedeyim deme.»«Yine de anlamıyorum,» diye itiraf etti adam. «Evrende matematiksel bir düzen olduğunu biliyoruz. Çekim yasası falan. Bunun değişik olan yanı ne? Pi’nin içindeki sayılarda bir düzen varmış. Ne çıkar bundan?»«Anlamıyor musun? Bu değişik olacaktır. Bu, evreni fizik ve kimyayı belirleyen kesin matematik yasaları ile başlatmak değil. Bu bir mesaj. Evreni her kim yapıyorsa on beş milyar yıl sonra akıllı yaşam en sonunda geliştiğinde okunması için asal sayılar içine mesajlar saklıyor. İlk tanıştığımızda bunu anlamadığınız için eleştirdim Rankin’le seni. ‘Tanrı bize var olduğunu bilmemizi isteseydi neden bize belirsiz olmayan bir mesaj göndermiyor?’ diye sordum. Hatırladın mı?»«Çok iyi hatırladım hem de. Tanrı’nın matematikçi olduğunu mu sanıyorsun sen?»«Onun gibi bir şey. Eğer bize söylenenler doğru ise. Bu boşuna bir çabalama değilse. Diğer asal sayıların sonsuzluğu içinde değil de pi’nin içinde saklı bir mesaj varsa.»«Sen aritmetikte Vahiy arıyorsun. Bunun daha iyi bir yolunu sana söyleyebilirim.»

KAAN : Ya tamamen iptal olmuş durumdayım. Macera filmlerinde olur ya bastığın taş ayağının altından kayar gider. Aynen öyle hissediyorum.

MÜMTAZ : Şaşırmanız gayet doğal. (Gülerek) Cübbeli Ahmet Hoca‘ ya cinler nasıl varlıklardır diye soru sorsak herhalde benzer bir cevap verirdi.

MÜMTAZ : Hemen akabinde Carl Sagan’dan, ateistlerin bir başka duayeninden üst boyut kavramını yorumlayan bir video ile devam edelim. Anlatımda kullanılan küp yine dikkatiniz çekmiştir.

KAAN : Ya tamamen iptal olmuş durumdayım. Macera filmlerinde olur ya bastığın taş ayağının altından kayar gider. Aynen öyle hissediyorum.

Play Video

MÜMTAZ : Bugün kendini ateist olarak tanımlayan pek çok insan bilim adamlarının pek çoğunun ateist olduğunu zanneder. Çünkü öyle düşünmeleri istenmiştir. Peki öyle mi gerçekten bakalım.

MÜMTAZ : Göstermiş olduğum kitap 100 senelik periyodu kapsayan bir çalışma olup nobel ödülü alanların inanç seçimlerini ortaya koymaktadır. Burada ateist olanları % 7  lik bir dilimin içinde görmekteyiz ki bu dileme agnostikler yani tanrı olabilir diyenler de dahil. Mutlak ateist olanların oranı hadi yarı yarıya kabul edip %3,5 diyelim.

KAAN : Tamam bu haliyle de şaşırtıcı bulduğumu itiraf etmeliyim. Ama şu da var ki son yıllarda bilimin kuantum fiziği vs. oldukça ilerlemesi ile yüzyılın son çeyreğinden sonra ateist bilim adamlarının çok daha fazla olduğunu düşünüyorum.

MÜMTAZ : Peki o zaman sizin düşüncenize göre kuantum fiziği ile uğraşan teorik fizikçilerin mutlak ateist olmalarını beklemek gerekli. Bir de bu duruma göz atalım.

Örneğin nobel ödüllü ateist teorik fizikçi Kip Thorne gazeteci Roy Carroll ile yaptığı bir söyleşide inanç hakkında ki soruya şöyle cevap vermişti:

“En yakın arkadaşlarımdan pek çoğu soyut hümanizmden somut katolizme kadar uzanan bir aralıkta oldukça inançlılar ve tanrıya inanıyorlar. İnanç ile bilim arasında temel olarak uymsuzluk yoktur. Ben sadece inanmamayı tercih ediyorum.”

Teorik fizikçilerin pek çoğunun yaratıcıya inanmasıyla ilgili olarak bir de sicim teorisinin teorisyenlerinden Michou Kaku‘ya kulak verelim.

Play Video

MÜMTAZ : Sunucunun sorusu özetle şöyle “Duyduğuma göre teorik fizikçilerin büyük bir çoğunluğu inanılmaz derecede spiritüalist (ruhun varlığını kabul eden) insanlarmış ve bilinç ile ruh kavramlarına büyük önem veriyorlarmış. Peki sizin tanrı tasavvurunuz nedir ?”

Michio Kaku amca da özetle diyor ki “Benzer bir soru zamanında Albert Einstein’e da sorulduğunda dedi ki “Ben insanların ne yapıp ettiği ile ilgilenen bir tanrıya değil düzenin, ahengin, güzelliğin, basitliğin, zerafetin tanrısına inanıyorum. Spinoza’nın tanrısına inanıyorum.” Çünkü Einstein evrene baktığında onun ne kadar harikulade olduğunu görüyor ve bunun böyle olmaması gerektiğini düşünüyordu. Eğer bazı şeyler rastlantısal olsaydı kaotik, dağınık, düzensiz ve çirkin olmalıydı.”

Bildiğiniz gibi Spinoza panteizm görüşünü ortaya atan kimsedir. Yani evren=tanrı. dip not olarak belirtelim Einstein gibi Spinoza da yahudidir. Zaten evren=tanrı denklemi yahudi kabalasının da özüdür ve insanlar yavaş yavaş bu inanca doğru yönlendirilmektedirler. Sihirli kelimeleri ise cosmos.

KAAN : Sanırım varsayımım elimde patladı ve ben yine şaşkınım

Play Video
Play Video

MÜMTAZ : Gelelim ikinciye yani sentetik materyalizme. 1800′ lü yıllardan itibaren yürütülen algı operasyonları ile bilim ile tanrı inancının kopartılması amaçlanmıştır. Bunu kimin ne amaçla yaptığı önemlidir. İleride fırsatımız olursa Aldous Huxley‘in meşhur “Cesur Yeni Dünya” adlı kitabını analiz ederiz. O kitap tam olarak şu an söylemek istediğim şeyi anlatmaktadır.

Bu sentetik materyalizmin takipçileri

  Evrenin sonradan oluştuğunun kanıtlanmasıyla bilim dünyasının gündemine bu kez hiçlik denilen gudik bir kavram sokuşturuldu. O güne hiçlikten hiçbir şey oluşamaz mottosunu benimseyen materyalist felsefe bir anda 180º dönerek kendiyle çelişmekte hiç bir beis görmemişti. Gerçi bu felsefe zaten sadece işine şeylerin işine geldiği kadarını hesaba almak üzerine kurulmuştu.

MÜMTAZ : 

Ankara Üniversitesi’nde Hans Gustav Güterbock ve Benno Landsberger ‘tan eğitim alır ve yıllarca İstanbul Arkeoloji Müzesi‘nde Samuel Noah Kramer ve  Fritz Rudolf Kraus ile çalışır. Ki bu saydığım isimlerin hepsi yahudidir. Hocası Samuel Noah KRAMER’ in Tarih Sümerde Başlar isimli kitabını Türkçe’ye çevirdikten sonra bireysel ifsad çalışmalarına başlamıştır.

Ankara Üniversitesi‘ne yahudi birçok akademisyen yerleştirilir. NASIL İNANIRIM ? bölümünde Oryantalizm‘i anlatırken değineceğim üzere İlahiyat fakültesine varıncaya kadar islamiyeti ifsad etmek için eğitim veren bu kurumdan

Kitabın bir başka yönü ise çok alakasız konular hakkında ilişki kurabilmek için şuursuz fikir ifrazatı yapılmasıdır. Ayetlerden kafasına göre anlamlar çıkarmakta uydurma hadisleri kaynak olarak göstermektedir. Bu hadislere de kaynak olarak kimi gösteriyor dersiniz. Turan Dursun. 

Mahunt, Roma Kilisesi tarafından Hz. Muhammed’in (s.a.v.) isminin kullanılmasının yasaklanarak onun yerine kullanılmasını emrettiği lakaptır. Kilise ayrıca müslümanların telegard adında bir şeytana taptığı, telegardın da daha sonra baphomet‘e dönüştüğü palavra ve propagandasını yapmıştır. Günümüzde kaybolup gitmiş ve kimsenin duymadığı mahunt lakabını yakın tarihte Salman Rüşdi tarafından Şeytan Ayetleri romanında kullanılmıştır. Neden ?

Birincisi ailesinden duyduklarıyla yetinir. Bu kimseler

MÜMTAZ : İnörün

MÜMTAZ : Ama öncesinde sormak isterim. Sizce insanlar kendi elleriyle yaptıkları putlara neden taptılar ? Ve ilk olarak nasıl tapmaya başladılar ? Nasıl bir motivasyonla bir taş ya da ağaç parçası için savaştılar, onlara kurbanlar kestiler, yapımı on yıllarca süren devasa tapınaklar inşa ettiler. 

Daha ilginci ilk tanrı figürleri insan suretinde ve sayıları üç beş. Hatta Göbeklitepe vb. tarihin baştan yazılmasına sebep olan yerleşim yerlerinde putlar yok. Onun yerine çok daha soyut bir tanrı inancı var. Ama mantıksız bir şekilde sonra ki medeniyetlerde hem tanrı sayıları anormal bir artış gösteriyor hem de görünüşleri anormalleşiyor. Örneğin Mısır ya da Hint kültüründe milyonlarca tanrı var. Her evin bir tanrısı var. Filinden keçisine kadar yarı insan yarı hayvan tanrılar. Ya da tamamen acaip görünüşlere sahip tanrılar. Tüm bunlar nasıl olabilir.

 

Genesis BÖLÜM 28

16 Yakup uyanınca, “RAB burada, ama ben farkına varamadım” diye düşündü.

17 Korktu ve, “Ne korkunç bir yer!” dedi, “Bu, Tanrı’nın evinden başka bir yer olamaz. Burası göklerin kapısı.”

18 Ertesi sabah erkenden kalkıp başının altına koyduğu taşı anıt olarak dikti, üzerine zeytinyağı döktü.

19 Oraya Beyt-El adını verdi. Kentin önceki adı Luz’du.

22 Anıt olarak diktiğim bu taş Tanrı’nın evi olacak. Bana vereceğin her şeyin ondalığını sana vereceğim.”

BÖLÜM 31

13 Ben Beyt-El’in Tanrısı’yım. Hani orada bana anıt dikip meshetmiş, adak adamıştın. Kalk, bu ülkeden git, doğduğun ülkeye dön.'”

BÖLÜM 32

25 Yakup’u yenemeyeceğini anlayınca, onun uyluk kemiğinin başına çarptı. Öyle ki, güreşirken Yakup’un uyluk kemiği çıktı.

26 Adam, “Bırak beni, gün ağarıyor” dedi. Yakup, “Beni kutsamadıkça seni bırakmam” diye yanıt verdi.

27 Adam, “Adın ne?” diye sordu. “Yakup.”

28 Adam, “Artık sana Yakup değil, İsrail denecek” dedi, “Çünkü Tanrı’yla, insanlarla güreşip yendin.”

29 Yakup, “Lütfen adını söyler misin?” diye sordu. Ama adam, “Neden adımı soruyorsun?” dedi. Sonra Yakup’u kutsadı.

30 Yakup, “Tanrı’yla yüzyüze görüştüm, ama canım bağışlandı” diyerek oraya Peniel adını verdi.

Vaha Kuramı’nın sahibi, ünlü arkeolog Gordon V. Childe Kendini Yaratan İnsan isimli kitabında Yenitaş Devri’ne ait bir siyasetten ve dinden söz etmeye gerek olmadığını, böyle bir düşünsel seviyenin ve örgütlenmenin hiç var olmadığının ileri sürülebileceğini söylüyordu. Marksist kafalı Childe’a göre sosyal organizasyon ancak tarım yapılmaya başlanmasıyla ve şehirlerde oluşabilirdi. Ama onun bu komik ve sığ fikirlerini de siyonist çete tarafından insanlığa dayatılan “çakma tarih bilgilerini de yerle bir edecek arkeolojik keşifler ölümünden 20-30 yıl sonrasında sahnedeki yerlerini almışlardı.

 
Play Video
Play Video
Play Video
Play Video

MÜMTAZ : Bir dizi var House of The Cards diye bir dizi vardı bilmem izlediniz mi ?

MÜMTAZ : Bu arada şu küp mevzusu derin bir konu. Lafı açılmışken size arka planda düşünmeniz için bir soru soracağım. Thor, Ironman, The Avengers, Kaptan America, Transformers, Fringe, Agent Of S.H.I.E.L.D. vs. gibi özellikle gençlerin ayıla bayıla izlediği film ve dizilerde süper ve sonsuz güçler edinmenin, boyutlar arası geçişlerin, zamanda yolculuklarının, zaman akışında değişiklik yapabilmenin ve hatta yaratımında karşımıza çıkan bu küp sembolizminin kökeni nedir acaba ?

Bütün kitapları mesaj bombardımanı taşına Dan Brown‘un Başlangıç (Origin) isimli son kitabında küp şeklinde ki bir bilgisayara da tıpkı böyle bir misyon yüklenmişti.

Kim olursan ol, neye inanırsan inan, çok yakında her şey değişecek…