BİLGİ & MANİPÜLASYON


“ Gençliğimden itibaren 50 yaşımı aştığım bu ana gelinceye kadar, bu engin denizlerin derinliklerine dalmaktan hiç geri durmadım. Coşkulu denizlere çekingen korkaklar gibi değil, cesur kimselerin dalışı gibi daldım, gördüğüm her meselenin üzerine atladım. Her zorluğun içine apansız girdim. Her fırkanın inanış ve fikirlerini inceliyor, her grubun tuttuğu yolun inceliklerini ortaya çıkarmaya çalışıyordum. Araştırdığım fırkaların hak veya batıl, sünnete uygun veya bidat sahibi olmaları konusunda ayrım yapmıyordum. Bâtınîlik yolunu tutmuş her fırkanın, bu düşünceyle ne hedeflediklerini öğrenmeye çalıştım. Zâhirîlik yolunu tutmuş olanların, bununla neler elde ettiklerini ortaya çıkarmaya gayret ettim. Felsefe yolunu tutmuş olanların, sahip oldukları felsefeyi bütün esaslarıyla öğrenmeye özen gösterdim. Hiçbir kelâm âlimini dışarıda bırakmadan kelamdaki yöntemini ve mücadelesini öğrenmeye çaba gösterdim. Bütün gücümle ne kadar sufi var ise onun sufiliğindeki sırları öğrenmeye, ne kadar abid var ise bu ibadetleriyle neler kazandığını araştırmaya çalıştım. Bütün zındıkların, Allah’ın varlığını ve sıfatlarını kabul etmeyenlerin, bu inanış veya inkarlarının arkasında yatan sebepleri titizlikle araştırdım. Her şeyin hakikatini öğrenmeye karşı duyduğum susamışlık; baştan ve gençliğimden beri tuttuğum yol ve benim bir hasletim olmuştur. Bu hasletler, Allah tarafından benim yaratılışıma ve hamuruma katılmış özelliklerdir; benim seçimim ve tercihim değildir. Bunun sonucunda çocukluğumun coşkulu çağlarından itibaren taklit bağlarından sıyrıldım ve büyüklerimizden miras kalan sırf taklide dayalı inanç esaslarından koptum. Çünkü Hristiyan çocuklarının hepsi bu din üzere yetiştiklerini, Yahudi çocuklarının sürekli bu dinin esaslarına göre büyüdüklerini, Müslüman çocuklarında istisnasız İslam dini üzere yetişmekte olduklarını görmekteydim. Yaratılıştan gelen asli hakikati ve ana baba ile hocalar aracılığıyla kazanılan sonraki inanç esasları ve taklit unsurlarının hakikatini öğrenme konusunda içimde büyük bir istek oluştu. Taklit, başlangıçta birtakım telkinlere dayanmaktaydı. Bunların da hangilerinin hak ve batıl olduğu konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktaydı. Kendime şöyle dedim: Benim istediğim, her şeyin gerçek yüzünü öğrenmektir. Öyleyse önce bilginin gerçek yüzünün ne olduğunu öğrenmekle işe başlamam gerekir. „

İmam GAZALİ (k.s.)


Kardeşlerim !

Hüccetül İslam (İslam’ın Kanıtı) diye anılan, sonraları baş müderrisliğine de getirileceği dünyanın ilk üniversitesi Nizamiye Medresesi 'nde eğitim alan, büyük islam mütefekkiri, mutasavvıfı ve felsefecisi El-Gazzâlî hazretlerinden aldığımız ilhamla tüm inanç ve öğretileri incelemek üzere çıkacağımız yolculuğumuzun ilk adımında öncelikli olarak soralım : Bilgi nedir ?

Bilgi kavramını kabaca yakın veya uzak çevremizde olup biten her şeyden ister bilinçli isterse de bilinçsiz (bilinçaltı) olarak aldığımız veri akışı olarak tanımlayabiliriz. Bu tekil bilgi parçalarını bir araya getirerek anlamlı bütünü oluşturmalıyız. yani HER ŞEYİN



Pek tabidir ki sağlıklı yargılar verebilmemiz bize ulaşan bu bilgilerin kaynağından ve doğruluğundan mutlak surette emin olmak zorundayız. Aksi halde son derece kolay şekilde yönlendirilip manipüle edilebiliriz. Hitler'in propaganda bakanlığını yapmış Joseph GOEBBELS 'in aşağıda ki sözü, dönemin Alman halkının fikirleri göz önüne alındığında, bırakın bireyleri, kitlelerin dahi her türlü gelişmişlik kriterinden de bağımsız olarak ne kadar kolaylıkla yönlendirilebildiğinin somut bir kanıtı olarak karşımıza çıkmaktadır.


“ Eğer bir yalanı yeterince uzun, yeterince gürültülü ve yeterince sık söylerseniz insanlar inanır. İnsanları bir yalana inandırmanın sırrı, yalanı sürekli tekrar etmektir. Sadece tekrar, tekrar ve tekrar söyleyin. „

Joseph GOEBBELS


Dezenformasyon dediğimiz bu yönlendirme işlemi subliminal mesajlar yoluyla yapılır. Nedir peki subliminal mesaj ? Kısaca, biz farkında olmadan bilinç altımız tarafından algılanan, bilgi bankamıza stoklanan ve karar ve düşüncelerimize etki eden veriler olarak tanımlayabiliriz. Peki bu algılar kararlarımız hatta kişiliğimiz üzerinde gerçekten de bu kadar etkili midir ? Bunu bir video ile görelim.



Enteresan değil mi ? Tamamen bilinçli olarak verdiğimizi düşündüğümüz kararlarımız hiç farkında dahi olamadığımız biçimde çok kolaylıkla manipüle edilebiliyor. Tabi bazıları bunların sadece pazarlama taktiği (marketing) olarak fazladan 2 tane don 4 tane fanila satmak için kullanıldıklarına inanacak kadar naif olmak konusunda ısrarcı olabiliyorlar. Oysa halihazırda yüzlerce trilyon dolara hükmediyorsanız derdiniz bambaşka şeyler olmalıdır. 



İşte insanoğlunun manipülasyona bu denli açık olduğunu çok iyi bilen ve insanları şerre yönlendirmeyi kendine iş edinmiş şeytani akıl elinde ki büyük medya gücü ile algı yönetiminin her türlüsünü toplumlar ve bireyler üzerinde uygulamakta ve insanları düşünmeyen, düşünse de, düşünceleri siyonist çetenin arzuladığı kapsamın dışına çıkamayan yığınlar haline dönüştürmeyi amaç edinmiştir. (Kart 1 Big Media =Büyük Medya Gücü) , (Kart 2 : Cable TV =Hep aynı amaca hizmet eden bir dolu tv kanalı) , (Kart 3 : Empty Vee =MTV göndermesiyle ekran başında bomboş işlerle hipnotize edilmiş gençler) ,(Kart 4 : Celebrity Spokesman =Parasını aldıktan sonra istenen her şeyi söyleyen ünlü ekran yüzleri



Warner Brothers Kurucusu Jack Warner506 nolu Mount Olive/Los Angeles locasında kayıtlı bir masondur.
Metro-Goldwyn-Mayer (MGM) Kurucusu Louis B. Mayer yahudidir ve 568 nolu St. Cecile/New York locasında kayıtlı bir masondur.
20th Century Productions Kurucusu Darryl F. Zanuck 506 nolu Mount Olive/Los Angeles locasında kayıtlı bir masondur. Diğer kurucusu Joseph M. Schenck 233 nolu Pacific locasının kurucularındandır.
Universal Studios Kurucusu Carl Laemmle yahudidir ve 233 nolu Pacific locasında kayıtlı bir masondur.
Walt Disney Studios Kurucusu Walt Disney,  masonluğun sponsorluğunda olan ve adını son tapınakçı üstadı  Jacques de Molay dan alan Kansas City/Missouri' de yer alan The Order of De Molay Society üyesidir.

Yukarıda ki örneklerden görüldüğü üzere medya dünyası tamamı ile siyonist çetenin avuçlarının arasındadır. Bu çete bilinçaltı mesajlar (subliminal) ve adına toplum mühendisliği denilen yöntemler ile algılar üzerinden kitleleri arzu ettiği şekilde yönlendirip hedeflerine doğru adım adım ilerlemektedir. 



Subliminal mesajların nasıl verildiğini hiç duymayanlar için kısaca özetlemek gerekirse görsel ve işitsel yayınlara, sadece alt bilinç tarafından algılanan veriler yerleştirilir. 

Örneğin insan gözü anlık olarak sadece 24 karelik hassasiyete sahiptir. Bu surette 25. kareye yerleştirilen bir mesaj beyin tarafından algılanmazken alt beyin tarafından kaydedilir. Bunun ilk denemesi 1957 yılında bir sinema salonunda yapılmış ve izleyicilere 25. karede saniyenin 1/3000’ne denk gelecek şekilde kola ve patlamış mısır resmi gösterilmiştir. Sonuçta film arasında kola ve mısır satışlarında yaklaşık %30' luk bir artış görülmüştür. (Kart 3 : 18½ Minute Gap =25. kare tekniği

İşitme yoluyla subliminal mesaj verme yöntemlerine, kulakların her birine gönderilen farklı frekans değerlerine sahip binöral ritmler, kulağın algılayamacağı ama beynin algılayacağı şekilde ana ses frekanslarına eşit olarak dağılarak gömülmüş beyaz gürültüler  (white noise) ya da google' a yazıp bulabilebileceğiniz ve patenti amerikan ordusuna ait olan US6470214B1 patent nolu çok düşük  frekanslı sesler (ULF) ile sağlanan duyma efekti örnek olarak verilebilir. Sonuncuyu biraz açacak olursak, insan ortamdan gelen ses dalgaları neticesinde kulak zarında meydana gelen titreşimin elektrik sinyallerine dönüşmesi sonucunda duyar. Ancak insanın belli bir alt duyma eşiği vardır ve bu frekanstan daha düşük frekansta ki sesleri duyamaz. Patentte tanımlanan yöntem ise kabaca, çok düşük dalga boylarına sahip dalgaların kafatası tarafından beyin dokusuna, oradan da kulak zarına iletilmesi sonucu sanal bir duyma efektinin oluşması ilkesine dayanmaktadır. Böylece çok kalabalık bir ortamda dahi sadece sizin duyacağınız sesler üretilebilir. (Kart 2 : Backmasquerade =Kulağın işitemeyeceği sesleri müziklere gömmek

Son bahsedilebilecek yöntem ise sabit ya da hareketli görsellerin içine sadece bilinç altı tarafından algılanan mesajları gömmektir.  (Kart 1 : Subliminals =Subliminal mesajlar



Yukarıda paylaştığım ve çeşitli film, çizgi film, animasyon ve dizilerden örnekleri içeren bir kaç görsel, konu hakkında çok da fazla yorum yapmaya mahal bırakmamaktadır. Bu konular hakkında internette türlü çeşit örnek olduğu için uzatmadan geçelim. Özellikle z jenerasyonunu hedef alan bu subliminal cinsellik pompalaması direk olarak toplumun temel direği olan aile kurumunu yok etmeye yöneliktir. Z jenerasyonu nedir ? sorusunun cevabını birazdan, oluşturulmaya çalışılan yeni nesil insan prototipini tanımlarken göreceğiz.

Subliminal bilgi deyince insanlar genellikle fark etmediğimiz şekilde bilinç altımızca algıladığmız bilgileri anlıyor ki bu sadece bu kadarıyla sınırlı değildir.

Asıl ve en etkili subliminal bilgi insanın bilgi donanımının olmadığı ya da o an için karar vermekte kullanmayacağı konularda verilen bilgidir. Fikir ekimi diye tanımlayabileceğimiz bu yolla hasat zamanı geldiğinde boy vermesi için ekilen bu bilgiler pek tabi olarak açıktan açığa da verilebilinir. Zira insanlar bilgi sahibi olmadığı konular hakkında ilk duydukları bilgiyi genellikle doğru kabul etme eğilimindedir. Çünkü kafasında bunu mukayese edebileceği bir kriter yoktur. Dolayısıyla kararını bu bilginin ambalajına bakarak verir. Bilim ambalajına sarılmış bir bilgi, o konunun cahili bir insan için, janjanlı ambalajıyla göz dolduran bir lolipopun bir çocuk için sahip olduğu çekiciliğe sahiptir.

Dikkat çekmek istediğim bir diğer husus da bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu günümüzde bilgi kirliliğinde boğulmanın da bir o kadar kolay olduğu gerçeğidir. Şahsen bu siteyi hazırlarken yaptığım araştırmalarda önüme çıkan bilgileri derinliğine inmeden direkt olarak doğru kabul etseydim şu an sahip olduğumdan çok daha farklı yargılara sahip olabilirdim.



Şimdi hem bilgi kirliliği hem ambalajlı fikir ekimine örnek olarak yahudi J.J.Abrams'ın meşhur Lost dizisine uzanalım. İzlemeyenler için kısaca bilgi vermek gerekirse dizi 4, 8, 15, 16, 23, 42 ile birlikte bazı başka sayıların etrafında dönmektedir. Sayıların gerçekte nasıl bir fonksiyonu ve işlerliği olduğunu kimse bilmemektedir. Tek bilinen dizi boyunca sürekli bu sayıların ortaya çıktığı ve dünyanın yok olmaması için her 108 dakikada bir bilgisayara girilmesi gerekmektedir. Bir grup insanın önce bir uçakta, uçağın düşmesiyle de gizemlerle dolu bir adada nasıl bir araya getirildiklerini vs. anlatılmaktadır.

Kim getirmiştir peki onları bir araya ? 



Bu sayıların ne olduğunu araştırdığınızda bir dünya sitede karşılaşacağınız 2 bilgi şudur :

1- Bu sayılar Marsel Russo’nun Genetik Ayna Teorisi 'ni açıklamak için kullandığı sayı dizisidir ve her sayının bir anlamı vardır. Teorinin özeti herkesin bir ikizi vardır ancak olasılık değerleri nedeniyle kişi asla ikizi ile karşılaşamaz.

2- Bu sayılar, 1920′lerin sonlarına doğru doğmuş İtalyan asıllı bir ünlü matematikçi Enzo Valenzetti, soğuk savaş dönemi sonrası kurulan Birleşmiş Milletler komisyonunda yaptığı insan ırkının kendini ne zaman yok edeceğinin tespiti için yaptığı araştırmalarda ulaştığı denklemin katsayılarıdır. İnsanların küresel ısınma, kimyasal savaş, afetler, hastalıklar, aşırı nüfus, gelişen teknoloji v.s. nedenlerle sonunun ne zaman geleceği bu denklem ile tam olarak hesaplanabilmektedir. Enzo’ya göre bu sayılar kıyamet gününe doğru geri saymaktadır. Meşhur denklemini bulduktan sonra bir süre Dharma Initiative’de çalışmış bir uçak kazasında hayatını kaybetmiştir. Enzo Valenzetti'yi yakından tanıyan ve hakkında en çok bilgiye sahip olan Gary Troup isimli kişi Valenzetti Equation adında bir kitap yazmıştır. Eylül 2004 de seyahat ettiği Oceanic Airlines 815 sefer sayılı uçak bir adaya düşmüş ve hayatını kaybetmiştir. Troup’un Hanso Foundation’un bilinmeyen yüzünü anlatmak için yazdığı ancak diğer kitabı olan Bad Twin (Kötü İkiz) yarım kalmıştır.

Okuduğunuz bu bilgilerin aslında gerçekle hiç bir ilgisi yok. İşin aslı bu bilgiler, diziyle bağlantılı The Lost Experience isimli internet tabanlı bir oyun kapsamında hazırlanan uydurma bilgilerden başka bir şey değil. Ancak bilim ambalajına sarılı oldukları için insanlar doğru olduklarını sanıp bunu paylaşmışlar ve bilgi kirliliği de tavan yapmış durumda. 

Gelelim işin diğer kısmına. Yukarıda "Kim getirmiştir peki onları bir araya ?" diye bir soru sormuştum. Nitekim dizide bir iradenin anlatılan bu olayları yönlendirildiği anlatılıyordu. Ancak kimse ne olduğunu ne bittiğini anlamadan bir dünya soruyu cevapsız bırakarak dizi final yaptı. Aslında istediği mesajları pek ala vermişti dizi. Sadece anlatılan hikayenin kurgusal olduğunu zannedenler bir şey anlamadı.  

Sarıldığı ambalajı sayesinde insanların ilgisini çeken bu dizi bilinç altlarına hangi fikirlerin ekimini yapmıştır mesela. Söyleyeyim. tevratta ki ikiz kardeşler Jacob ve Esau hikayesi üzerinden kabalistik dualite felsefesi, nümeroloji ve gematria, kaderi değiştirebilme sanrısı, ezoterizm, metafizik alem , mk ultra-tavistock vs. Diziyi izlemiş olanların "yahu bu ben kavramları hiç hatırlamıyorum" demeleri kuvvetle muhtemeldir. Şu an detaya girmek için erken olduğundan ayrıntıları sonraya bırakalım.

Siyonist çetenin bilgi manüpilasyonları aygıtlarından bir tanesi de çiftdüşün kavramıdır. Bu kavramı hiç duymadıysanız 1984 isimli George Orwell kitabını okumamışsınız demektir. Distopya olarak yazıldıkları sanılan türdeşi, Aldous Huxley'in Cesur Yeni Dünya'sı ile birlikte aslında tam da birer fikir ekimi operasyonudurlar. Bu yüzden ara ara yıldızları parlatılıp en çok satanlar listelerine sokulurlar. Gelin şimdi rotamızı kısaca bu kitaplardan geçirelim.


1984 & CESUR YENİ DÜNYA

 


"Tarih çaprazlamasına okunması gereken bir bilimdir" diyen İlber Ortaylı'nın kastettiği de temelde budur. Kazananların yazdığı tarihi okumakla yetinmek gerçekte olanlardan çok farklı şeylere inanmanıza sebep olabilir. Olaylara tek boyutlu değil de çok boyutlu olarak yaklaşıldığında ulaşılacak yargılar, tıpkı tarih alanında olduğu gibi, ekonomi, bilim, din vs. alanlarda da birbirinden 180 derece farklı olabilmektedir. Geniş bir perspektiften bakmak yerine resmin kesit alınmış bir kısmı üzerine odaklanmak, insanı konunun bütünü hakkında alakasız çıkarımlara götürebilir. Muhtemelen tıpkı sizin polenlere bulanmış bir arının gözünü (sağda ki) incelerken yaptığınız gibi.

Doyasıyla bize olaylara monodisiplin değil multidisiplin felsefesiyle ele alacağız. Yoksa, dinin sadece dini, siyasetin sadece siyasi, ekonominin de sadece ekonomik kavramlar üzerinden değerlendirilip yorumlanmaya çalışıldığı tartışma programlarında kısır ve çelişkilerle dolu fikirleriyle kafa ütüleyen bir dünya çakma stratejist, bilim adamı ve ilahiyatçıdan bir farkımız kalmaz.



 



 


 


kk



kl



“ Türklerin elinden Kur'an'ı almadıkça onları yok edemezsiniz. „

Winston S. CHURCHILL


LAİL



j


DAEŞ ≠ İSLAM


F


 


M


 


İslam ile ilişkilendirilmeye çalışılan daeş denilen bu barbar köpekler hakkında bizleri mucizevi şekilde asırlar öncesinden uyaran Hz. Ali (r.a.) efendimize kulak verelim:


Siyah bayrakları gördüğünüzde yere yapışın, ellerinizi ve ayaklarınızı oynatmayın. Sonra zayıf bir topluluk çıkar ki (başta) onlara itina edilmez, kalpleri demir parçası gibi (katıdır), devlet iddiasıyla ortaya çıkarlar, ahde vefa göstermezler, sözlerine uymazlar, hakka çağırırlar ama kendileri hak ile değildirler, isimleri künyedir (Ebu Bekir gibi), nispetleri memleketlidir (El Bağdadi gibi), saçları kadın saçları gibi, sonra aralarında ihtilafa düşerler ve Allah hakkı istediğine bahşeder.

[Naim Bin Hammad, Kitabul Fiten]



 


 


İspanya deyince bizim aklımıza Endülüs gelir. Müslümanların 800 sene yönettiği topraklar hala o günlerin izlerini taşır. Endülüs Emevi Devleti’nin medeniyet, ilim, gelişme götürdüğü Endülüs’de göz ameliyatları yapılacak kadar tıp bilimi ilerlemiştir. Astronomi, felsefe, sanat, mimari, şehircilik gibi pek çok konuda örnek olmuş, çağını aşmıştır. İbni Arabi, İbni Rüşd gibi niceleri oradan geçmiştir. Kurtuba’da (bugünkü Cordoba) şehir ışıklandırması ve kanalizasyon sistemi dahi kurulmuş. Bilim tarihi bugün insanoğlunun sahip olduğu bilimin temelleri önce Bağdat' da sonra Endülüs'te müslüman alimler tarafından atıldığını yazmaktadır. Hristiyan Avrupada ise o sıralarda ne tuvalet ne de banyo yoktur. Lazımlıklar pencerelerden sokağa fırlatılıp dökülmektedir. Pencerelerden gelecek pis sular için geniş şapka ve sokakta yerdeki pis sular için topuklu ayakkabı icad edilmiştir.

Endülüs Emevi Devleti’nin hakimiyeti altında yaşayan gayrı müslimler ise İslam dininin emirleri gereği zımmi statüsünde kabul görmüş ve son derece rahat bir hayat sürmüşlerdir.



 Gerek Yahudiler, gerekse çeşitli Avrupa ülkelerinde sapkın olarak görülen mezheplere üye olan Hıristiyanlar Avrupa’nın diğer bölgelerinden, hoşgörü gördükleri Endülüs’e göç etmişlerdir. Burada karşılıklı hoşgörü, saygı ve uyumun hakim olduğu, nadir görülen bir altın çağın yaşandığı ifade edilegelmiştir.



Yale Üniversitesi’nde İber edebiyatı üzerine uzman olan María Rosa Menocal’e göre, hoşgörü Endülüs toplumunun tabiatında olan bir özellikti.  Menocal’in 2003 yılında yayımlanan, The Ornament of the World (Dünyanın Süsü) adlı kitabında, Endülüs Emevi Devleti içinde zımmi statüsünde yaşayan Yahudilerin kendilerine Müslümanlardan daha az hak tanınmasına rağmen yine de Hıristiyan Avrupa’nın diğer bölgelerine kıyasla çok daha iyi durumda olduğunu söyler. Bu konuda bir de radyolojinin kurucusu olan ünlü bili kadını Madam Curie' e kulak verelim:


“Müslüman Endülüs’ten bize 30 kitap kaldı, atomu parçalayabildik. Şayet yakılan bir milyon kitabın yarısı kalsaydı çoktan uzayda galaksiler arasında geziyor olacaktık. Orada bilim sıfırlanınca, biz yeniden sıfırdan onların yüzyıllar önce keşfettiği şeyleri bulmaya çalıştık ve yüzyıllar kaybettik.”

Madam CURIE


 O Endülüs medeniyeti nasıl mı yıkıldı ? Bunun için Kirli Isabella ve kocası Kral Ferdinand'ı bilmek gerekir. Ben konuyu hiç uzatmadan hem mevzuyu hem Kirli Isabella'nın neden bu ünvan ile anıldığının anlatan olayı anlatacağım.  Kirli Isabella evlendiği gece kocası Ferdinand'a şöyle yemin eder ; “İspanya üzerindeki bütün Müslümanlar öldürülünceye kadar ben bir daha yıkanmayacağım” . Düğün gecesi kocasına ettiği yemin neticesinde bu kadın uzun yıllar hiç yıkanmamıştır. Ta ki İspanya'da ki o huzur ikliminin mimarı olan müslümanlar barbarca kılıçtan geçirilene kadar.

Endülüs hem dünya tarihinde hem islam tarihinde çok çok önemli bir kavşak noktasıdır. Yolumuz siyonizmin doğuşunu ve kabalist felsefeyi anlatırken de tekrar Endülüs'e düşecek. Kardeşlerim Avrupa ve Dünya tarihini bilmezsek ne kendi tarihimizi ne de dinimizi de tam olarak anlayamayız. Bunu asla unutmayın. 



Bizi nasıl kendimize ve dinimize düşman haline getirdiler bunu çok iyi kavramamız lazım. Oryantalizm nedir ? Bunu çok iyi bilmemiz lazım. Bu konulardan 3. kısımda (NASIL İNANIRIM ?) detaylı biçimde bahsedeceğim ancak şimdilik kısaca özetleyeyim. Müslümanları harp meydanlarında yenemeyeceğini anlayan siyonist akıl islam dünyasını kendi iç dinamikleri üzerinden yıkmanın ve bir birine düşürmenin yollarını aramaya başladı. Bunu yapmak için 18. ve 19. yüzyıllarda islam coğrafyasının dört bir yanına hem gezgin araştırmacılar göndererek adeta toplumun fotoğrafını çektiler. Bu çalışmalarda islamiyeti ileriye taşıyan maturidi anlayışını yok edilmesi gerektiğinin teşhisini kodular. Maturidi yaklaşımı yıkmak için onun karşısına bağnaz selefilik akımlarının desteklenmesi gerektiğinin kanısına vardılar.  bilimin ve gelişmenin düşmanı olarak lanse ettiği tezgahın adıdır oryantalizm. 

Osmanlı Devleti zamanında kurulan ilk ve tek rasathane  III. Murat zamanında kurulan İstanbul Rasathanesidir. Bu rasathane zamanının dünyada ki en modern gözlemevlerinden birisiydi. Fakat çok kısa sürede çalışmalarına son verildi hatta bir gece de yok edildi. Acaba neden?

Rasathanenin kuruluşuna öncülük eden bilim adamı zamanın en ünlü matematikçi ve astronomi Takiyüddin er-Raşit’ti. Kendisi Mısır’da eğitimini tamamlamış bir süre kadılık ve müderrislik yaptıktan sonra III.Murat’ın müneccimbaşılığına terfi etmiştir. Bu görevi sırasında III.Murat ile yakınlık kurmayı başaran Takiyüddin hükümdarın hocası Hoca Sadettin Efendi’nin desteği ile astronomi ve astrolojiye ilgi duyan padişahı rasathane konusunda ikna etti. Rasathane için gerekçe olarak Uluğ Bey’in rasatlarında bazı hatalar olmasını ve bu durumun da yapılacak yeni gözlemler ile düzeltilebileceğini göstermişti. III.Murat bu konuda Takiyüddin’e tam destek verdi.

Takiyüddin Tophane sırtlarında yapımına 1575 tarihinde başlanan ve 1577’de bir kısmı tamamlanan rasathanede gözlemlerine başladı. O, rasathanede araştırma ve gözlemler için gerekli bütün aletleri temin etmiş zengin bir de kütüphane oluşturmuştu. Rasathane iki ayrı binadan ve on altı personelden oluşuyordu. Takiyüddin o zamana göre oldukça ileri teknik ve hesaplamalar kullanarak gözlemlerde bulunmuştur. Mesela Ekliptik ile ekvator düzlemi arasındaki açıyı bugünkine çok yakın şekilde 23 derece 28’ 40’’olarak hesaplamıştır. Yapılan gözlemler not edilmiş ve bu konuda önemli eserler oluşturulmuştur. Araştırmacılar Takiyüddin ile aynı dönemde yaşamış Danimarkalı astronom Tycho Brahe’den daha net ve daha kesin gözlemler yaptığına işaret ederler.

Tycho Brahe Kepler'in hocası simyacı

Bu durum uzun sürmedi. Bir takım kıskançlıklara bazı olumsuz bakış açıları da eklenince İstanbul Rasathanesinin ömrü çok kısa oldu. Bazı devlet adamları Hoca Sadettin’in ve Takiyüddin’in ön plana çıkmasına tahammül edemediler. Rasathanenin uğursuzluk getireceği konusunda, o tarihlerde dünyanın çok yakınından geçen kuyruklu yıldız ve veba salgınının bir uyarı olduğu iddia edildi. Rasathane il kuran ve astronomi ile uğraşan Uluğ Bey’in sonunun da felaketle bitmesi olayları padişaha delil olarak gösterildi.

Rasathane hakkında ki son hüküm zamanın ünlü Şeyhülislamı Kadızâde’den geldi. Şeyhülislam Kadızade Ahmet Şemsettin Efendi III.Murat’a ‘’yıldızların gözleminin felaket getireceğini; göklerin sırlarını örten perdeyi kaldırmanın uğursuz bir haddini bilmezlik olduğunu; böyle bir gözlemevinin kurulduğu hiçbir devletin varlığını sürdüremediğini’’ söyledi.*

Padişah III. Murat bütün bu iddialara paralel olarak Kaptan-ı derya Kılıç Ali Paşa’dan İstanbul Rasathanesini bir gecede yok etmesini istedi. Verilen bu emir gereği rasathane bir gecede 21 Ocak 1580’de yerle bir edildi. Rasathane ile ilgili ne varsa her şey tahrip edildi yada yok edildi.



Yeri gelmişken çok önemli bir hususun daha altını çizmek gerekli. Bilim tarihinin temellerinin  önce Bağdat' da sonra Endülüs'te müslüman alimler tarafından atıldığını söylemiştik. İslam biliminin kolunu kanadının kırıldığı yerler de buralardır ne yazık ki. Bağdat'ta Moğollar, Endülüs'te İspanyollar sayısız bilim kitabını imha etmiştir. Bu durum bana kalırsa bir yandan da ilahi muradın bir tecellisidir. Zira islam medeniyeti bu iki kırılmayı yaşamasaydı bugün ilmi anlamda dünyanın mutlak hakimi idi. Ve insan her zaman, konumuzun da teması olduğu üzere güçlünün yanında olma eğiliminde olduğundan imtihan tam olarak



 

AH!R BETER


 


yahudi isaac asimov pskikotarih, oyun teorisi


 


 


Z JENERASYONU  


 

 

 



k



RESULÛLLAH (S.A.V.)

İnsanlar öyle aldatıcı yıllar görecek ki, o yıllarda yalancılar tasdik, doğru söyleyenler tekzib edilecekler. Keza o yıllarda hâine itimad edilecek, emin kimseye de hainsin denecek. O zaman ruvaybıda adam amme işinde söz sahibi olacak."Ruvaybıda kimdir?" diye sorulmuştu. Toplum işleyişinde (söz sahibi olan) değersiz adam" diye cevap verdi.

[İbn Mace (4036) (7217)]

 

 

Tevrat

Zek.14: 12 Yeruşalim'e karşı savaşan bütün halkları RAB şu belayla cezalandıracak: Daha sağken bedenleri, gözleri, dilleri çürüyecek.

Zek.14: 13 O gün RAB insanları büyük dehşete düşürecek. Herkes yanındakinin elini yakalayacak, birbirlerine saldıracaklar.

 

 

Yer.19: 9 Onlara oğullarının, kızlarının etini yedireceğim. Canlarına susamış düşmanları onları kuşattığında birbirlerini yiyecekler.


Zek.2: 9 "Elimi onlara karşı kaldıracağım, köleleri onları yağmalayacak." O zaman siz de beni Her Şeye Egemen RAB'bin gönderdiğini anlayacaksınız.


Zek.8: 23 Her Şeye Egemen RAB diyor ki, "O günlerde her dil veulustan on kişi bir Yahudi'nin eteğinden tutup, 'İzin verin,sizinle gidelim. Çünkü Tanrı'nın sizinle olduğunu duyduk' diyecekler."


Zek.9: 9 Ey Siyon kızı*, sevinçle coş! Sevinç çığlıkları at, ey Yeruşalim kızı*! İşte kralın! O adil kurtarıcı ve alçakgönüllüdür. Eşeğe, evet, sıpaya, Eşek yavrusuna binmiş sana geliyor! 


Zek.14: 6 O gün ışık olmayacak, ışık veren cisimler kararacak.

Zek.14: 7 Özel bir gün, yalnız RAB'bin bildiği bir gün olacak. Gecede gündüz de olmayacak. Gece aydınlık olacak.



İLLUMİNATİ